şefaat isteme konusu

Kur’ân’da olmayan davranışlardan biri de şefâat dileği için,

Allâh Teâlâ’ya değil de Rasûlullâh (aleyhisselâm) Efendimiz’e

yönelmektir. Hâlbuki daha önce de aktardığım gibi, Peygamberimiz:

“Sizden hepiniz muhtaç olduğunuz her şeyin tamamını Rabbinden

istesin. Hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.”

buyurmuştur.754

Ayrıca Âyet ve Hadislerde bildirildiğine göre “dua bir

ibadettir.” (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 5/487.) “Şefâat yâ Rasülâllâh” demek de

bir duadır. Allah Teâlâ’dan başkasına dua ve ibadet yapmak ise şirktir.

(Fâtiha, 5’e bakınız.) Ayrıca 16.11.2019 tarihli soruma, DİYK’nun

03.12.2019’da verdiği cevapta; “Şefâat yâ Rasülâllâh” sözünü

söylemekle ilgili olarak: ”İslam itikadına göre yardım, sadece ve doğrudan

Allah’tan istenir…” ve “Bu söz söylendiğinde Peygamberimizin duyduğuna

dair bir bilgi tespit edilememiştir.” denmektedir!


751 Mişkatül Mesabih Tercümesi, 1/311.

752 Age., 1/333.

753 Age., 1/395.

754 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 5/525. 

583

Ancak bunların yanında en önemlisi, Peygamberimiz şefâat

listesine kimlerin gireceğini de bilemez. Çünkü kimin imanlı, kimin

imansız öleceği veya öldüğü hakkında bilgi sahibi değildir! İmansız

ölen kişiye ise şefâat edilemez!

Bu konuda şu bilgiler de önemlidir: Hadislerden öğrendiğimize

göre, şefâat izni verilecek varlıklar pek çoktur. Örnek; Peygamberler

(aleyhim’üs-salâtü ve selâm) ve şehidler bunlardandır.,

755 Ayrıca Sabi

iken ölen çocuklara, Kur’ân-ı Kerîm’e,

756 ve Allâh Teâlâ'nın sevdiği

kişilere757 de şefâat izni verileceği bildirilmektedir!

Örneğin; Kur’ân-ı Kerîm‘in şefâat etmesi ile ilgili olan şu Hadisi Şerifler çok ibret vericidir: “Abdullah ibn-i-i Mes’ud (Radıyâllâhü anh)

anlatıyor: “Rasûlüllâh (Aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: “Kur’ân

şefâat edecek ve şefâatı kabul edilecektir. Şikâyetçi olacak ve şikâyeti

doğru kabul edilecektir. O’nu (Kur’ânı) kendisine rehber edineni O,

Cennet’e götürecektir. Hükümlerini önemsemeyenleri (yetersiz

görenleri) ise, Cehennem'e sürükleyecektir.”

758

Bu konuda şu rivayetler de ibret vericidir: "Allah evlerinden bir

evde, Allâh'ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için


755 “Her Peygamber kendi ümmetine şefaat edecektir.”(Buhari, tefsir, 18.) Bütün

peygamberlere şefaat etme hakkı tanınması ile ilgili olarak; Buhari, Rikak, 45,

Tevhid, 33; Müslim, İman, 81; Ebu Davut, Cihad, 26; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,

3/94, 325’e bakınız. Şehidlerin şefaatı ile ilgili rivayetler: “Kıyamet günü üç gurup

şefaat edecektir; Peygamberler, alimler ve şehidler.” (İbn-i Mace, Zühd 37) “Şehid,

ailesinden yetmiş kişiye şefaat eder.” (Ebu Davut, cihad 28) Küçükken ölen çocuklar

için ise Peygamber Efendimiz: “Küçük yaşta ölen çocuğa, “Cennete gir” denilir.

Fakat o cennetin kapısında durur, kızgın ve öfkeli bir şekilde beklemeye başlar ve:

“Annem ile babam yanımda olmadıkça girmem” der. O zaman meleklere: “Onun

anne babasını da onunla birlikte cennete koyun” denilir. buyurdu.” (Müslim, Birr,

154; İbn-i Mace, Cenaiz, 58; Heysemi, mecmau’z Zevad, Hadis no: 18551.)

756 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 12/441-444’e bakınız.

757 “Ümmetimden bazıları var ki büyük bir cemaate, bazıları vardır ki bir kabileye,

bazıları vardır ki bir guruba, bazıları da vardır ki tek bir kişiye şefaat eder ve

cennete girmelerini sağlar.” (Tirmizi, Kıyamet 11.) Bu konuda Müsned, 2/174;

Müstedrek, 1/554’e de bakınız.

758 Darimi, 6/3328; Ramuz el-EHadis, 1/227. Büyük Hadis Külliyatı, 1/45, 48 de bakınız.

584

toplanan kimselerin üzerine sekîne iner, onları rahmet kuşatır,

melekler etraflarını sarar ve Allah onları kendi katında bulunanlara

överek anlatır." [Ebû Davud, Sünen, Vitr, 14; Tirmizî, Sünen, Kur’an,

10]

“Kim Kur’an okur, O’nunla amel ederse; kıyamet günü onun

ana-babasına, ziyası güneşin ziyasından daha parlak bir taç

giydirilir.”

759

“Kim Kur’ân’ı okur ve onu güzelce ezberler, helâlini helâl,

haramını haram kabul ederse, Allah bu sâyede o kimseyi cennetine

koyar ve âilesinden cehenneme müstahak olmuş on kişiye şefaat etme

izni verir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 13/2905; İbn-i Mâce, Mukaddime, 16; Ahmed, I,

148.)

Kur’ân’ın şikâyetine gelince, o da çok acıklı bir manzaradır.

Allah Rasûlü (alehissalâtü vesselâm) Kur’ân’ın hem şikâyetini hem de

şefaatini anlatarak der ki: “Kıyamet günü bir adam getirilir. Kur’ân

ona (insan sûretinde) temessül ettirilir. Adam dünyadayken Kur’ân’ın

farzlarını ihmâl etmiş, çizdiği sınırları aşarak haramlara düşmüş,

bildirdiği ibâdetleri yapmayıp muhâlif davranmış, yasakladıklarını

ise yapmıştır. Kur’ân der ki: “Yâ Rabbî! Âyetlerimi ne kötü bir adama

verdin (öğretip ezberlettin!) Hududlarımı aştı, farzlarımı terk etti,

açıkladığım ibadetleri bırakıp yasak olduğunu bildirdiğim

mâsiyetleri işledi…” Kur’ân o kimse aleyhine delillerini sayıp

dökmeye o kadar devam eder ki, nihayet kendisine: “Haydi onu sana

bırakıyorum, hesabını gör.” denilir. O da adamın elinden tutar ve

burnu üstüne sürükleyerek cehenneme atıncaya kadar kendisinden

ayrılmaz. Nitekim Peygamberimizin dili ile, Âyet’i Kerîmede şöyle

buyrulur: “Rasûlullâh der ki: “Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı

büsbütün terkettiler.” (Furkân, 30.)

Başka bir kimse daha getirilir. O da dünyadayken Kur’ân’ın

çizdiği sınırları korumuş, farzları yerine getirmiş, emrettiği ibadetleri

yapıp yasakladığı masiyetlerden kaçınmıştır. Kur’ân onun önünde


759 Ebu Davut, Sünen, Salât, 349 Hadis no: 1453.

585

durarak müdâfaacısı olur ve şöyle der: “Yâ Rabbî! Âyetlerimi ne güzel

bir kişiye tevdî ettin (öğretip ezberlettin!) Hududlarımdan sakındı,

farzlarımı îfa etti, beyân ettiğim taatlere tâbi olup mâsiyetlerden

kaçındı…”O kişi lehine delillerini saymaya o kadar devâm eder ki,

nihayet kendisine: “Onu sana havale ettim, hesabını sen gör!” denilir.

Bunun üzerine (insan sûretinde) temessül ettirilen Kur’ân, onun elinden

tutar, yanından hiç ayrılmaz. Ona beyaz atlastan elbiseler giydirir,

başına kral tâcı koyar ve kralların kâsesiyle ona su ikrâm eder.” 760

Şimdi; şehidlere, çocuklara veya Kur’ân’a verilen şefâat izninden

dolayı: “Şefâat yâ şehid dedem! “Şefâat yâ küçükken ölen

oğlum/kızım!” veya “Şefâat Yâ Kur’ân!” diyerek, yeni yeni yakarışlar

mı ortaya koyalım?!

Burada en önemli mes’ele, kimlerin şefâat edilmeye uygun

olduğunu belirlemektir. Bu ise yalnız Allâh Teâlâ tarafından bilinir ve

belirlenir. Zira kimin îmanlı, kimin îmansız, kimin bid’atçı, yani

Kur’ân ve Sünnette olmayan uygulamalar yaptığını, ancak Allâh Teâlâ

bilir. Onun için de Peygamber Efendimiz, mahşerde her istediğine

şefâat edemeyeceğini, aşağıdaki Hadis-i Şeriflerde de bildirmiştir:

“Bilesiniz şurası muhakkak ki, mallarınız ve kanlarınız

birbirinize karşı haramdır. Tıpkı şu ay'ınızın, şu belde ve şu gündeki

haramlığı gibi. Bilesiniz! (Kıyamet günü) Havuzun başına hepinizden

önce ben geleceğim. Ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı

iftihar edeceğim. Sakın benim yüzümü kara çıkarmayın! Haberiniz

olsun! Ben pek çok kimseyi (şefâatimle) ateşten kurtaracağım. Bazı

kimseler de benden kurtarılacak. (Zebaniler onları kaçıracaktır.) Ben: “Ey

Rabbim! (zebanilerin benden kaçırdıkları) benim sahabeciklerimdi. (Niye

Cehennem'e götürüyorlar?) diyeceğim. Allâh Teâlâ hazretleri şöyle

buyuracak: “Senden sonra onların ne kadar kötü uygulamalar ortaya

koyduklarını bilmiyorsun!” 761


760 Heysemî, VII, 160-161; Bezzâr, Hadis no: 2337.

761 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/398.

586

İbn-i Mes’ud (Radıyâllâhü anh) anlatıyor: “Rasûlüllâh

(Aleyhissalâtü vesselam) buyrdular ki: “Ben havuzun başına sizden önce

geleceğim. Bana sizden bazı kimseler yükseltilir (gösterilir). O kadar ki,

eğilsem onları tutarım. Ama hemen geri çekilecekler. “Ey Rabbım

bunlar benim ashabım derim ama bana: “Senden sonra bunların ne

bid’atlar yaptıklarını sen bilmezsin!” denilir. Ben de: “Din'î benden

sonra değiştirenler rahmetten uzak olsun!” derim.” 762

Benzeri bir rivâyette ise, Rasûlüllâh (Aleyhissalâtü vesselam)

şöyle buyurdu: “Ümmetim Havuzun başında yanıma gelecek. Ben

tıpkı devesinden, başkasının devesini kovan bir kimse gibi

Havuzumdan “bazı insanları” kovarım. Yanındakiler: “Ey Allâh’ın

Rasûlü! Bizi tanıyacak mısın?” dediler. “Evet.” buyurdu. “Sizin

başkasında olmayan bir alametiniz olacak. Sizler yanıma alnınızda

ve abdest uzuvlarınızda abdestin eseri olan bir nurla geleceksiniz.

Ancak bir grup benden engellenecek, onlar bana ulaşamayacaklar.

Ben: “Ey Rabbim! Onlar benim ashabım!” diyeceğim. Ama bir melek

bana cevap verip: “Senden sonra onlar ortaya ne bid’atlar çıkardırlar,

biliyor musun?” diyecek.”

763

Buhari ve Müslim’de Huzeyfe (Radıyâllâhü anh)’den gelen bir

rivâyet ise şöyledir: “Rasûlullâh (Aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki:

“Kıyamet günü Havuz-ı Kevserime bir kısım gruplar gelecekler ki, onlar

oradan uzaklaştırılacaklar. Ben: ‘Onlar benim ashabımdır.’ diyeceğim.

Fakat onlar senin arkandan (Din ve takva adına) neler uydurduklarını

bilmiyorsun!” denilecek.”764


762 Age, 14/199.

763 Age, 14/200; Müslim, Taharet, 12, 37, 247.

Bu ikazların ashabla ilgili olmakla beraber, benzeri bir rivayet diğer ümmet

fertleri için de var. Orada da bir kısım Müslümanların Rasülüllâh’tan sonra bid’atlar

ortayak koyup, o bid’atlara uydukları için Kevser Havuzunun başından kovulacağı,

bildiriliyor! ( Müslim, Bab, 12 Hadis no: 36’ya banız.)

764 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 13/325. Benzeri bir Hadis için, Büyük Hadis Külliyatı,

5/392’ye bakınız.

Ashab bile kendi zamanlarında ortaya çıkan bid’atlardan çok muzdarip idi.

Şöyle ki, Müseyyeb İbn-i Rafi anlatıyor: “Bera İbn-i Azib’e rastladım. Kendisine: 

587

Enes (Radıyâllâhü anh) anlatıyor: “Rasûlullâh (aleyhisselâm)

birgün mescidde iken hafif bir uykuya daldı, sonra gülerek başını

kaldırdı. Kendisine: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Niçin gülüyorsunuz?” diye

sorunca, “Bana az önce şu Sûre nazil oldu” deyip Kevser Sûresi’ni

sonuna kadar okudu. “Bismillâhirrahmênirrahîm, Ey Muhammed!

Doğrusu sana pek çok nimet vermişizidir. Öyleyse Rabb’in için

namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan,

sana kin tutan kimsedir.765 Rasûllullah kıraatı tamamlayınca sordu:

“Kevseri’in ne olduğunu biliyor musunuz?” Biz: “Allâh ve Rasûlü

bilir.” dedik. Rasûlullâh açıkladı: “Bu bir nehirdir. Rabb’im onu bana

vadetmiştir. O nehir üzerinde pek çok hayırlar var. Aynı zamanda bu

bir havuzdur. Kıyamet günü ümmetim onun başında toplanacak. Bu

havuzdaki maşrapalar gökteki yıldızlar kadar çoktur. Derken

içlerinden bir kul oradan çıkarılıp atılacak. Ben müdahale edip: ‘Ey

Rabb’im, o benim ümmetimdendir.’ diyeceğim. Ancak Allâh Teâlâ:

‘Bunlar senden sonra ne bid’atler işlediler. Senin haberin yok.’

diyecek”766

Enes bin Malik (Radıyâllâhü anh): “Ey Allâh’ın Rasûlü! Kıyamet günü bana şefâat eder misin?” deyince, Rasûlüllâh (Aleyhis-salâtü

vesselam): “ Allâh izin verirse ederim” dedi…”

767

Buhari’deki bir rivayette ise: “Peygamberler ve diğer

şefâatçıların şefâatları, Allah’ın râzı olacağı ve haklarında şefâat

edilmeye izin verdiği kimseler hakkında olacaktır.”768 buyrulur.

Bu Hadis-i Şeriflerden anlaşılıyor ki, Allâh Teâlâ önceden

bağışlayacağı ve şefâata kavuşturacağı kişilerin listesini ezeli ilmi ile


“Sana ne mutlu! Rasûlullâh (Sallallahü aleyhi ve sellem)’la sohbet şerefine erdin.

O’na (Hudeybiye’de) ağaç altında biad ettin.” demiştim. Bana şu cevapta bulundu:

“Ey kardeşimin oğlu! Biz ondan sonra ne bid’atler işledik, sen bilemezsin!’” (Kütübi Sitte Tercümesi, 13/327. Tefhim’ül Kur’ân, 4/432’ye de bakınız.)

765 Kevser; 1, 3.

766 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 3/300, Büyük Hadis Külliyatı; 5/193.

767 Tirmizi, Kiyamet 10, (2435).

768 Buharî, Cihad, 189; Müslim, İmare, 6.

588

belirlemiştir. Fakat iltifat için, bu bağışlayacağı kişilere, şefâat etme

iznini verdiği sevgili kullarının vesile olmasını isteyecek. Melekler için

de aynı kural geçerlidir. Nitekim şu Âyet-i Kerimeler bu gerçeği açık

bir şekilde göz önüne sermektedir.: “Allâh, onların önlerindekini de,

arkalarındakini de (geçmişte yaptıklarını da, gelecekte yapacaklarını

da) bilir. (Onlar) Allâh rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefâat

edemezler. Onlar, Allâh korkusundan titrerler!” “Göklerde nice

melek var ki onların şefâatları, Allâh’ın dilediği ve hoşnut olduğu

kimse için izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.” 769

Yani Şefaat; Dünya’da iken önceden îmanlı olup da sonra

bid’atlere dalarak ve diğer şekillerde îmanını kaybedenlere değildir.

Ancak imanlı ölmüş ama büyük günah işleyenlerin kurtuluşu için,

Allâh Teâlâ sevdiği kişilere şefâat izni verecektir. Kullardan, kimin

îmanlı öldüğünü ise yalnız Allâh Teâlâ bilir. Ayrıca imanlı ölene şefaat

bile Rabbimizin izniyledir!

 Nitekim tek önderimiz Peygamber efendimiz vefat edeceği

gün, kendi yakınlarını şöyle uyarmıştır : “Ey Kureyş topluluğu!

İnsanlar ahirete gelirken, siz ahirete boyunlarınıza dünyayı

yüklenmiş olarak gelmeyin. Allâh’a karşı, benim size hiçbir faydam

dokunmaz.”

"Ey insanlar! Karanlık gece kıtaları gibi fitneler geliyor! Ey

insanlar! Siz bana karşı hiçbir şeyle delil bulamazsınız! Zira ben, ancak

Allah'ın Kitabı Kur'an'ın, helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da

haram kıldım!"

“Ey kızım Fâtıma! Ey halam Safiyye! Allah katında makbul

olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Çünkü ben, sizi Allah'ın

gazabından kurtaramam!” Başka bir rivayette Resul-i Ekrem, âilesi ve

akrabalarına şöyle hitap etmiştir: ”Ey Muhammed kızı Fatma, Ey


769 Enbiya, 28; Necm, 26. Aynı konuda İbrâhim Sûresi 31’de ise, alışverişin ve dostluğun

olmadığı mahşer günü için hazırlık yapılması emrediliyor! Konu ile ilgili olarak,

Yunus, 3; Meryem, 87; Tâhê,109; Sebe,23; Zuhruf, 86 ya da bakınız. Burada şu önemli

konuya da değinmek istiyorum: Bir kişi; herhangi bir şekilde şirke ve küfre giren ve

o hal üzere ölenler için, Allâh Teâlâ’dan bağış dileyemez. Ancak îman üzere

öldüğünü sandığı kişiler için bağış dileyebilir. (Bilgi için; Tevbe Sûresi, 80 ve Haşr

Sûresi, 10’a bakınız) Kötüler için farklı bir hüküm içeren Yunus, 27’ye de bakınız.

589

Abdülmuttalip kızı (halam) Safiye, Ey Abdülmuttalip oğulları, Kendi

malımdan arzu ettiğinizi isteyin vereyim. Fakat ben sizi Allâh’ın azabından

kurtaramam. Kendinizi ateşten koruyunuz.”

770 buyrulur! Konu ile ilgili bir

Âyette şöyle ise buyrulur: “Hakkında azap hükmü kesinleşmiş kimseyi,

sonuçta ateşi boylayacak olanı sen mi kurtaracaksın?” (Zümer, 19.)

Sözün özü; konu ile ilgili Âyet ve Hadislerden anlaşıldığı üzere,

Şefâat yetkisi yalnız Rabbimize aittir. Zira kimin imanlı öldüğünü yalnız

Rabbimiz bilir. Onun için bu durumda gerçekleşecek şefâat olayı; ya iman

üzere ölen ve şefâatı hak eden kullarına müjdeyi iletmeleri için,

Rabbimizin; sevdiği kişilere, ilgili isimleri bildirmesi ve Cehennemden

kurtulmalarına vesile olmalarıdır. Veya kurtuluşa ermiş bir kişinin, şefâat

etmek istediği kişileri toplayıp Rabbimize sunması, Rabbimizin de

bunlardan imanını koruyabilenlere şefâat edilmesine müsaade etmesidir.

Konu ile ilgili Zümer Sûresi, 44. Âyette şöyle buyruluyor: “De ki: Bütün

şefâat Allâh'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na

döndürüleceksiniz.”

Son olarak Bakara, 48 ve İnfitar, 13-19’u sunalım ve üzerinde çok

düşünelim! “Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için

herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden şefaat kabul olunmaz,

fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz!” “İyiler tabii ki,

nimetlere kavuşacaklardır. Günahkarlar ise alevli ateşte olacaklar,

hesap verme günü oraya girip kızaracaklar, oranın dışında

kalmayacaklardır. Hesap verme günü nedir nereden bileceksin!..

Gerçekten sen nereden bileceksin hesap verme gününün ne olduğunu!.. O

gün, kimsenin kimse için bir şey yapamayacağı gündür. O gün bütün


770 Sîre, 4/303-304; Tabakât, 2/256; Taberî, 3/196; Büyük Hadis Külliyatı, 2/160;

Ahkâm Hadisleri, 4/610.) Başka bir rivayette ise: “Ey kızım Fatıma! Babam

Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan

nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..."

buyrulur! (Müslim, İman,89.)

 Bir rivayette de şöyle buyrulur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri

içindir.” Hadisi rivâyet eden Câbir dedi ki: “Büyük günahı olmayanın şefaate ne

ihtiyacı olur!”(Tirmizi, Kıyâmet 12.) 

590

yetki Allah’ındır.” Yani kişi Peygamber de olsa, Mahşerde kimsenin

kimseye faydası olmayacaktır!” Doğruyu bilen ancak Allah Teâlâdır!

Sahabelerin yaşantı şekillerinin bütününü taklit etmek doğru mu?

“Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayeti

bulursunuz.” Rivayetini: “Kitabımın Şefaat bölümünde” geçen ve “Bir

kısım sahabelerin Peygamberimizin havuzunun çevresinden

kovulacağını” bildiren Hadisler çerçevesinde düşünmeliyiz. İşte o zaman

bazı bid’atlar uydurup da Kevser Havuzunun başından kovulacak bir

kişinin, doğru veya yanlış bütün söz ve fiillerinin taklit edilmesinin ne

kadar yanlış olacağını kavramış oluruz. Ayrıca: “Ashabım yıldızlar

gibidir…”rivayeti için 30 kadar âlim zayıf diyor. (Beyhakî, el-Medhal, sh.164,

Kenz’ül-ummal, Hadis no: 1002.) Birçok Âlim de bu rivayete uydurma diyor!

Örneğin; Ravilerinden olan Abdurrahim b. Zeyd ve Zeyd-ül Ammi

hakkında güvenli değiller deniyor! (Bu konuda İrşâd-ül Fuhûl, sh. 83. Feyz-ül Kadir,

4/76 ve Buhâri’nin ve Nesâî’nin “Ez-Zuafâ isimli kitaplarına bakınız. Aynı rivayet için; Câbir b.

Abdullah’tan rivayet eden İbn Hazm, mevzû, bâtıl ve yalanlanmış olduğunu ifade etmiştir.

İbn Mulakkîn, Abdullah b. Amr, Ömer b. Hattab ve Ebû Hureyre’den rivayet edildiğini ve

senedinin tamamının zayıf olduğunu zikretmiştir. Zeylaî, Selam el-Medâinî hakkında İbn

Tâhir’in zayıf dediğini söylemiştir. İbn Hacer, Câbir b. Abdullah rivayetine zayıf, Elbânî

mevzû demiştir. Hadis olarak verilen metin en erken beşinci asır kaynaklarında yer

almaktadır. Metnin mevzû olduğuna dair ithamlar bulunmaktadır, deniyor.) (Mustafa Yüceer:

“Mevlânâ'nın Fîhi Mâ Fîh” İsimli Eserinde Hadis Kullanımı (‘Tahrîc ve Tenkîd’ bağlamında”.

Sh., 207.)

Bunun yanında: “…Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak… Kurtuluşa

erenler ise: “Benim ve ashabımın bulunduğu yol üzere olanlardır.”

Rivayeti sahih değil, ğarib ve zayıf olduğu bildiriliyor. (Tirmizi, Hadis no:

2641; Büyük Hadis Külliyatı, 1/47.)

Ayrıca konu ile ilgili şu hadisler üzerinde de düşünmeliyiz:

“Huzeyfe (radıyallâhü anh)’den gelen bir rivayet şöyledir: “Rasülüllâh

(aleyhisselâm) buyurdu ki: “Kıyamet günü, Havz-ı Kevserime bir kısım

gruplar gelecekler ki, onlar, oradan uzaklaştırılacaklar. Ben: “Onlar

benim ashabımdır!” diyeceğim. Fakat: Sen onların arkadan neler

işlediklerini bilmiyorsun!” denilecek.” (Buhari, Rikak, 53; Müslim, Fezail, 32,

(2297) Kütüb-i Sitte Tercümesi, 13/325.)

591

“Müseyyeb İbn-i Râfi (radıyallâhü anh) anlatıyor: “Bera İbn-i

Azib’e rastladım. Kendisine: Sana ne mutlu! Rasülüllâh’la sohbet

şerefine erdin. O’na (Hudeybiye’de) ağaç altında biat ettin!” demiştim.

Bana şu cevapta bulundu: “Ey kardeşimin oğlu! Biz ondan sonra ne

bid’atlar işledik sen bilemezsin.” (Buhari, Meğâzi, 35; Kütüb-i Sitte Tercümesi,

13/327) Enes efendimiz de şöyle der: “Peygamber (aleyhisselâm) devrinde

mevcut olan şeylerden hiçbirini artık göremiyorum. Kendisine:

“Namazıda mı?” denilince: “Namaza da ne yaptığınızı biliyor

musunuz?” Kütüb-i Sitte T., 1/190; Buhari, Mevakît, 7; Tirmizi, Kıyamet, 17 (2449.)

Abdullah İbn Ömer ise: "Biz Peygamber efendimiz zamanında

hakkımızda bir vahiy inmesinden korktuğumuz için kadınlara (kötü) söz

söylemekten, haklarını çiğnemekten ve onlara sert davranmaktan

kaçınırdık. Fakat Peygamber efendimiz vefat edince, onlara çok (kötü) söz

söyler olduk ve onlara karşı kusurumuz arttı." buyurdu. (Buhari, Nikah, 81.)

Ebu Bekir efendimiz ve Ömer efendimizin bu konudaki şu

uyarıları ibret vericidir:

Ebu Bekir efendimiz, Peygamber aleyhisselâm vefat edince halkı

topladı ve şöyle dedi: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler

naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük

anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin.

Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı,

aramızda onun helalini helal kılın, haramını haram görün.” (Zehebi,

Tezkiratul Huffaz 1/3.)

Ömer efendimizden ise şu uyarılar var: “Hadisler, Ömer

döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis

sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek

şunu söyledi: “Kitap Ehli’nin Mişnası gibi Müslümanların Mişnasıdır

bunlar.” (İbni Sad, Tabakat, 5/140.) “Ömer, Irak’a yolculuğa giden

arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı

arı uğultusu gibi Kur’an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve

yollarını saptırmayınız.” (Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, Kitab’ul-llel, 1.) “Yine

Ömer efendimiz şöyle der. “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım,

onlar da kitaplar yazmışlardı ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara

sarılmışlardı. Allah’ın Kitabi’nı asla başka bir şeyle değiştirmem” başka

bir rivayette “Ben yemin ederim ki, Allah’ın Kitab’nı hiçbir şeyle 

592

gölgelemem.” (El Hatip, Takyıd’ül-İlm Sayfa 50; İbn Sad, Tabakat, 3/206.) “Şeddad, İbni Abbas’a “Peygamber efendimiz bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da

“Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı” cevabını verdi.”

(Buhari, K. Fezail’ul-Kur-an 16; Müslim, K. Fezail’us-Sahabe 30, 31; Ebu Davud, K. Fiten 1,

Tırmızı K. Fiten, 43.) “Ömer, Şam’a geldiğinde Zeyd b. Sabit’in diyete dair

sahifesini sorup getirtti ve onu parçaladı.”(Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, Ilel, I,

206.)

 Söz konusu rivyetlerde konu edinilen bid’atlara dalmayan Ashab-ı

Kiram da çoktur. Ancak biz yine de: “kul, kusurdan hali olmaz” sözünce,

her sahabenin doğru yönü de yanlışı da olabilir, demeliyiz. O zaman bize

düşen, onların iyi yönlerini taklit edip, yanlışlarından ibret almalıyız!

Ancak Sahabeleri “yıldızlar gibi” kusursuz görüp, bütün fiillerinin ve

sözlerinin doğru olduğunu iddia etmek, onları melekler gibi günahsız

görmek veya Peygamberler gibi günahlara karşı daima uyarılan ve

“vahiy” kontrolünde olduklarını savunmaktır! Böyle bir düşünce ise:

“...Muhakkakki nefis kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53.) fermanına aykırıdır!

Ayrıca bazı konularda, sahabelerin içerisinde, birisinin helal

dediğine, diğerinin haram veya yanlış dediği rivayetler de vardır. Eğer

“sahabelerin her bir sözü veya uygulaması, doğru yolu gösteren birer

klavuz olsaydı: “Semure b. Cündüb’e uyarak içkinin satışı helâl

olurdu.” “Ebû Talha’ya uyarak ta oruçlunun dolu yemesi helâl olurdu

(orucu bozulmazdı).” (İbn-i Abdi’l Berr, Camiul-İlm, 2/91; İbn Hazm, İhkâm, 6/82.)

Yine birçok rivayette beş vakit namaz emredildiği halde, başka bir

rivayette: “Peygamberimizin, kendisi için iki vakit kılmasının yeterli”

olduğunu söyledi, diyen de var!” (Müslim, İman, 10; Ebu Davud, Salât, 9.) Başka

bir örnek: Allâh Teâlâ Bakara sûresi, 187’de oruca başlama vakti ile ilgili

olarak: “Sabah’ın beyaz ipliği (şafak aydınlığı) siyah ipliğinden

(karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için…” buyururken, “Zir bin

Hubeyş, Huzeyfe’ye dedi ki:- “Allâh Rasülü ile hangi saatte sahur’a

kalktınız?” - “Bayağı aydınlık idi; ne var ki, henüz güneş doğmamıştı.”

dedi.” (Büyük Hadis Külliyatı, 2/49. Bu rivayet Tenkit de edilmemiş. Yani Zayıf, Münker

veya Uydurma denmiyor!)

Yine Nisa Sûresi, 12’de: “...Ölen kocanın çocuğu varsa, hanımına

sekizde bir verilir.” buyruluyor. Ama başka bir rivayette: “Bazı Muhacir

kadınlar Peygamber efendimize gelerek; varislerinin çokluğu sebepi 

593

ile, evlerinin kendilerine dar geleceğinden ve oradan

çıkarılacaklarından şikâyet ettiler. Bunun üzerine Peygamberimiz,

Muhacirlerin evlerinin, kadınlarına miras olarak verilmesini emretti."

diye bildiriliyor. Yine başka bir rivayette: “İbn Mes’ud ölünce, karısı

onun Medine’deki evine varis oldu." deniliyor. (Büyük Hadis Külliyatı, 3/23.

Tenkit edilmemiş!)

 Başka bir rivayette ise: “Zübeyr Bin Avvam öldükten sonra, oğlu

mirastan Zübeyr’in hanımlarına üçte bir verdi.” (Büyük Hadis Külliyatı, 3/12.

Buhari. Tenkit edilmemiş!) Şimdi biz sahabeleri yıldız gibi görüp, bütün bu

konularda yanlış uygulamaları mı ölçü alacağız, yoksa Kur’ân’a mı

uyacağız? Yoksa bütün bunlar uydurmadır mı diyeceğiz?

Ayrıca Rabbimizin Hucurat Sûresi 9. Âyette: "Eğer mü’minlerden iki

grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine

saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer

dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın.

Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever." buyruğu varken ve Nisa, 59’daki:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü’lemre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete

gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde

edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir.” uyarısı

elimizde iken ve peygamber efendimizin: ““Eğer iki halife’ye biat edilirse,

sonradan biat edileni öldürün.” (Müslim, K. İmare, Bab, 15, 2/1480 Hadis no: 1853.)

“İşiniz bir adam üzerinde karar kılmışken, birisi gelip sizin birliğinizi

parçalamak ve cemaatınızı bölmek isterse, onu öldürün.” (Müslim, K. İmare,

Bab,14, 2/1480, Hadis no: 1852.) “İlk Biat edilene vefalı olun. Onların haklarını

verin. Muhakkak ki Allah onlara yaptıklarından soracaktır.” (Müslim, K.

İmare, Bab, 10, Hadis no: 1842.) “…Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını

vuran kâfirler olarak dönmeyiniz...” (Buhari, ilim, 43; Müslim, İman, 118; Ebu

Davud, Sünnet, 16.) “Birbirine kılınç çeken iki Müslüman da cehennemdedir.”

(Büyük Hadis Külliyatı,1/38; 5/341.) “İki Müslüman silahla karşılaşırsa, ölen de,

öldüren de Cehennemdedir.” (Büyük Hadis K., 5/341.) dediği bildirilmektedir.

Ayrıca Peygamber efendimiz: Yine Cemel savaşında şehid edilen Ammar

radıyallâhü anh için Peygamber efendimiz: “Vah Ammar’a! Azgın bir

topluluk, onu öldürecek. Oysa o, onları Cennet’e çağıracak, onlar ise onu

Cehennem’e çağıracaklardır!” (Buhari; Mütevatir Hadisler, 446-447, Kettânî,

Mütercim, Hanifî Akın. , 462; B. Hadis Külliyatı., 5/144.) “Kim Ammar’a düşmanlık 

594

yaparsa, Allah’ta onlara düşmanlık yapar!” “Ammar’ı öldüren ve malını

alan cehennem’dedir!” (B. Hadis Külliyatı, 5/144.) buyurmuştu. Ayrıca bir

rivayette: “…Ammar'ın davranışlarını örnek alın...” (Kütüb-i Sitte Tercümesi,

12/249.) buyrulmuştu. Peygamber efendimiz, Ali edendimiz hakkında ise:

“Ali’yi hiçbir münafık sevmez, hiçbir mümin de Ali’den nefret etmez!”

“Ey Ali! Kim benden ayrılırsa, Allah’tan ayrılmış olur. Ey Ali! Kim de

senden ayrılırsa, benden ayrılmış olur!” buyurmuştur! (B. Hadis Külliyatı,

5/119, 122.) Bu Hadis-i Şerifler ışığında, Cemel ve Sıffîn savaşlarına

girenlerin, bu konudaki davranışlarını örnek alırsak ve böylece hadislere

muhalefet edersek, söz konusu Hadislerde bildirilen acıklı akibete biz

düşmeyecek miyiz?! Birileri kalkıpta bütün bu Kur’an ve Hadislerdeki

delillere rağmen, “onların içtihadı böyle idi.” demesin! Zira delile aykırı

içtihat yapan, nefsini ilâhlaştırmış olur! Ayrıca “içtihat”; çatışan

taraflardan biri halife değilse yapılır! Halife varsa, Kur’an’ın ilkeleri

doğrultusunda ona itaat edilir! Cemel savaşında da, Sıffın savaşında da

bir tarafta halife var! O halde din için yapılan şavaşta, dîni kurallara

uyulur, sahbelere değil! Din ise, öncelikle Halifeye itaatı emrediyor! (Fitne

ve kargaşa dönemi ile ilgili ne yapılacağı için; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 13/177-186’ya bakınız.)

O halde Kur’an ve sahih Sünnetten aktardığım bu yanlışarı doğru

görerek; Sahabeleri “yıldızlar gibi”dir deyip taklit edeli mi?

Ayrıca Peygamberimizin hanımları için Allah Teâlâ Ahzab 33’de:

“Evlerinizde oturun…” emrini veriyor ki, bu farz bir emirdir! Ayrıca

halifeye itaat da farzdır. (Nisa, 59’a bakınız.) Yine Nisa Sûresi, 34’de:

“…Erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudur…” buyruluyor!

Bütün bunun yanında “Ebu Bekre (Radıyâllâhü anh)’in anlattığı şu

rivayet de çok önemli: “Rasûlüllâh (Sallâllahü aleyhi ve sellem)’dan

işittiğim bir kelimenin, Cemel olayı sırasında, Allâh Teâlâ’nın izni ile

faydasını gördüm. Şöyle ki; bir ara nerede ise Cemel topluluğuna

katılıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen Rasûlüllâh efendimize,

“İran Kisrası’nın kızı kraliçe oldu.” haberi ulaştığında “Kadınları

idareci seçen bir topluluk hiçbir zaman kurtuluş ve mutluluğa eremez.”

sözünü hatırladım ve Cemel topluluğuna katılmaktan vazgeçtim.”

(Kütüb-i Sitte Tercümesi, 5/386- 387.) buyrulmaktadır.

Ayrıca Peygamberimiz Mübarek eşlerine hitaben şöyle demişti:

“İçinizden birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında 

595

çokları katledilecek.” (El-Askalânî, Fethü’l-Bârî, 13/45.) “Ona Hav’eb köpekleri

havlayacak.” (Müsned, 6/52, 97; İbni Hibban, Sahih, 8/258, no: 6697; el-Hâkim, elMüstedrek, 3/120.)

Burada şu duruma dikkat çekmek gerkiyor: Âişe (radıyallâhü

anha), Ali efendimizin halife seçilmesinden sonra ondan, Osman

efendimizin katillerini bulup cezalandırmasını istiyordu. Ali

efendimiz ise henüz suçlunun tam olarak belli olmadığını öne sürerek

bu taleplerini erteliyordu. (El-Kâmil Tercümesi, 3/260.) Yani halife iyi niyetle

ilgili mes’eleyi araştırmaktaydı! O halde burada doğru olan halifeye

itaattır!

Yine bir rivayette Peygamberimiz: “Ey Zübeyr! Bir gün sen Ali

Bin Ebi Talib ile savaşacaksın ve savaşda sen ona karşı haksız durumda

olacaksın.” demişti. Zübeyr bu Hadis’i hatırladı ama oğlunun

zorlaması ile savaşa devam etti.” (İbn-i Esir, El-Kâmil Fi’t-Tarih Tercüme, Ahmet

Ağrakça, 3/284, 349; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3/139, 140; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7/138;

Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6/414.)

Ayrıca Ali (radıyallâhü anh) ile Zübeyir (radıyallâhü anh) birbirine

karşı ziyade muhabbetli oldukları bir zamanda, Peygamberimiz Ali

efendimize demiş ki: “Bu sana karşı savaşacak. Fakat haksızdır.” (İbni

Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6/213; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3/366, 367; Ali el-Kâri, Şerhü’şŞifâ, 1/686, 687.) Zübeyir; Cemel vakıasında Ali efendimize karşı çıkarak

haksız olacağı ile ilgili Efendimizin mucizevi haberini duyunca tasdik

etmiştir.

Ayrıca Muaviye: “Siz ve biz Allah’ın Kitabında emrettiği şeye

döneceğiz.” demişti ve sözleşmeyi imzalamıştı. (İbn’ül-Esir, El-Kâmil Fi’t-Tarih,

3/323.) Ama bu sözüne rağmen, Amr İbn’ül-As’ın kurduğu oyuna itiraz

edeceği yerde, aksine bu durumu bir fırsat bilerek, ortada bir halife

olduğu halde, kendini halife ilan etti! Bunun üzerine Ebu Muse el-Eş’ari,

Amr İbn’ül-As’ın Cemel olayındaki oyununu fark edince, Amr’e lânet etti.

(El-Mesudi, 2/411.) Ayrıca Ebu Muse el-Eş’ari, Amr İbn’ül-As’a: “Sana ne

oluyor ki; anlaşmaya ihanet ediyorsun.” dedi. (İbn’ül-Esir, El-Kâmil Fi’tTarih, 3/340.) Bunun yanında “Amr İbn’ül-As, Ammar efendimizin

Cemelde öldürüleceğini haber veren Hadis’i hatırladığı halde,

gururuna kapılp savaşa devam etti.” (Buhari, Salât, 63; Müslim, Fiten, 70’e bakınız.)

Sözün özü; Nisa, 59’da, “Allah’a, Rasülüne ve âmirlere (halifeye) itaatin

gerekliliği” bildiriliyor ve anlaşmazlıklarda da yine “Allah’a ve Rasülüne 

596

gidilmesi emrediliyor!” O zaman hiçbir gayret göstermeden:” Ey ne

yapalım, Abdullah İbn-i Sebe fitne çıkardı, Müslümanları birbirine kattı.”

diyemeyiz. Bu durumda da yine halifeye gidip istişare yapılmalıydı!

Hucurât Sûresi, 6’da bildirildiği üzere, bir fâsıktan haber geldiğinde

araştırılmalıdır. Hatta Fâsık olmayan biri haber getirse yine araştırılmalı.

Zira ona da bir fâsık o haberi bildirmiş olabilir! Ayrıca her şeye rağmen bir

çatışma emaresi varsa; Hucurat, 9’da bildirildiği üzere, önce deliller

ışığında sulh için çalışılmalı. Bu da mümkün değilse, halife ile birlikte

hareket edip, başkaldıran tarafı mağlup edinceye kadar çalışımalıdır!

Zira yukarıda aktardığımız Âyet ve Hadisler, halifeye mutlak itaatı

emrediyor! Bütün bunları anlatmamın sebepi şudur: Sahabeler de

insandır. Elbette hataları olabilir. Ama onları her konuda, hataları ile

birlikte “yıldızlar”görüp taklit mi edeceğiz? Değilse, o zaman sahabeleri

rasülleştirmemeliyiz! Zira onlar “vahiyle”uyarılmıyorlar! Ayrıca

zamanımızda da birçok ülkenin devlet başkanı öldürülüyor ama

öldürülen başkan tarafındaki halk, diğer grupla savaşa girmiyor,

sonucu yargıya bırakıyor!

Aşağıda vereceğim örnekler de sahabelerin bütün yönleri ile

günahsız olmadıklarını; yani “yıldızlar” olmadıklarını ve bizim gibi

haram işlediklerini göstermektedir: O halde sahabeleri her yönleri ile

taklit etmek caiz değildir! Örneğin: 1- İfk hadisesinde Âişe annemize iftira

yapanları “yıldız” görüp, bu grubuna katılanların hareketlerini taklit

edebilir miyiz? Âişe annemize İftira atan müminler için Rabbimiz şöyle

buyuruyor:“İnananlar arasında hayâsızlığın=fâhişe olarak nitelendirilen

davranışın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve

ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Nur, 19.

Nur, 11-25 arasına ve Ahkâm Hadisleri, 5/257-2558’e de bakınız.) 2- Peygamber

edendimizden, bir bahçede su kullanma sırası için görüşünü soran kişiye,

Peygamberimiz: “Önce birinci bahçe sahibi sulasın, sonra sen.” deyice;

Ensardan soru soran bu kişi, Peygamberimize: “Sen teyzeyin oğlunu

kayırıyorsun.” demesini taklit edelim mi? (Nisa, 65 ve Büyük Hadis K., 2/379.) 3-

Ganimet dağıtırken: “Adaletli ol ey Muhammed.” diyen kişiyi taklit

edelim mi? (Buhari, Humus,16; Müslim, Zekat142.) (Benzeri bir durum, B. Hadis K., 3/355.)

4- Ya da Nur Sûresi, 31’e aykırı olarak, dansözlük yapan cariyelere bakan

kişileri taklit edelim mi? (Kütüb-i Sitte T., 12/141.) yıldızlar gibi görmeliyiz? 5-

597

Karısını zina yaparken yakalayan kişi; zina fiilini gördüğüne yemin

ediyor. Kadın; zina yapmadığına yemin ediyor. Diğer taraftan bu kadınla

zina yapan erkek, yine sahabedir ve gelip itiraf etmiyor! Bunlardan

hangisine güvenip yıldız gibi görüp taklit edelim mi? (Ahkâm Hadisleri, 5/237-

238.) Veya başkasının nikâhlı karısını kaçıran ve evinde tutan kişiyi ya da

başkası ile günah işleyen bu kadını geri kabul eden kişiyi taklit edelim

mi? (Büyük Hadis Külliyatı, 2/262-263) 6- Yine: “Karım, kendisine dokunan eli

geri çevirmiyor.” diyen kişiye; Peygamberimiz: “Onu kendinden

uzaklaştır.”dediğinde: ““Nefsimin onu arzulayıp arkasından gitmesinden

korkuyorum.” diyen kişiyi taklit edelim mi? (Büyük Hadis K., 2/236. E.Davud;

Nesâi.) 7- İki kişinin, bir dişi deve hakkında davalaşıp, ikisinin de aynı deve

üzerinde hak iddia edenleri taklit edelim mi? 8- Bir kişiye hırsızlık yaptı

deyipte elini kestirip, sonra, hırsız o değil, şu diyen kişileri taklit edelim

mi? 9- Davayı kazanmak için yemin etmekten çekinmeyenleri taklit

edelim mi? 10- Başkasının arazisinde ağacı olan kişinin, ağaçları ne

kesmeye, ne satmaya ne de bağışlamaya razı olmayan kişiyi taklit edelim

mi? (İslam Fıkhı Ansiklopedisi, 7/36, 37; 8/281, 324, 330, 333.) 11- Veya Peygamberimiz

zekât toplamak için gönderdiğinde, gittiği yerin ahalisi için: “dinden

döndüklerini ve zekat vermeyi reddettiklerini ve kendisini öldürmeye kalkıştıklar”

diyerek yalan söyleyen ve iki toplumu savaş konumuna getiren, sonra da

Benu Mustalık'ın reisi Haris bin Dırar'ın Peygamberimize gelip gerçeği

anlatmasıyla yalanı ortaya çıkan sahabe Velid bin Ukbe bin Ebi Muayt’i

taklit edelim mi? (Hucurât, 6-7; Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XX, 204-205; Büyük Hadis K.,

4/129-130’a bakınız.) 12- Sahabeden biri, savaşta öldürüldüğünde, sahabeler

onun için: “Şehid oldu.” demişlerdi. Peygamberiimiz ise onun, ganimet

malından bir bir hırka çaldığı için, ona Cehennemlik demişti. (Müslim, İman,

182; İbn Kesir, Ali İmran, 3/161. Âyetin tefsiri.) Diğeri bir sahabi de Medine’de zırh

çalmıştı ve önce inkâr etmişti. Sonra hakikat ortaya çıktı! (Nisa, 105-115’in

tefsirlerine bakınız.) Şimdi bu sahabeleri “yıldızlar” görüp taklit ederek

hırsızlık yapalım mı?! 13- Uhud savaşında Peygamberimiz, okçulara:

“Bizi arkadan koruyunuz, yerinizden ayrılmayınız! Öldürüldüğümüzü

görseniz de yardımımıza koşmayınız. Ganimet topladığımızı görseniz de

bize katılmayınız.” buyurmasına ve komutan Abdullah Bin Cübeyr’in

engellemeye çalışmasına rağmen, 50 kişiden, komutanla birlikte 10 kişi

kaldı ve hevalarına göre harbin bittiğini sanarak, ganimet için yerlerini 

598

terkedenleri ve savaşın Müslümanların aleyhine çevrilmesine sebep

olanları taklit edelim mi? Bunları “yıldızlar” gibi görüp ortaya koydukları

bütün hükümleri doğru diye alıp hayatımıza hakim kılalım mı? 14-Yine

Sahabeleri “yıldızlar gibi” görerek, Huneyn gazvesinde yapıldığı gibi

çokluktan dolayı kibire kapılmaları veya iş tersine dönünce cepheden

kaçmaları taklit edebilir miyiz? (Tevbe, 25’e bakınız.) 15- Ayrıca Âl’i Imran,

152-153’de bildirildiği üzere, sahabelerden Uhud savaşında zaaf gösteren

ve Dünyalığa heves edenleri “yıldızlar gibi” gibi görerek, onların bu

hareketlerini, taklit edebilir miyiz? 16- Saf Sûresi, 2-4 arasının inme sebepi;

bir kısım sahabelerin: “Amellerin en sevimlisinin hangisi olduğunu

bilseydik, o uğurda mallarımızı ve canlarımızı verirdik.” demeleri idi.

Fakat Uhud savaşında bazılarının geri dönmesi üzerine 2 ve 3.

Âyetlerdeki kınamalar geldi. Şimdi Uhud savaşından geri dönen

sahabeleri “yıldız gibi görüp”, bu hareketlerini taklit edelim mi? Yine Nur

Sûresi 11’de Âişe annemize iftira yapanlara, Rabimiz: “…Onlardan her

biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o

günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.” buyurmaktadır!

17- Yine müşriklerin içinde kalan âile fertlerinin korunması

konusunda Allah Teâlâ’ya tam güvenemeyen ve kendi menfaatını,

İslamın menfaatlarından önde tutan, bundan dolayı da Müslümanların

savaş hazırlığı içinde olduğunu bildirmek için; müşriklere mektup

gönderen ve: “Ey inananlar! Benim de sizin de düşmanınız olan kimseleri

dost edinmeyin!” (Mümtehıne, 1; Büyük Hadis K., 3/355’e bakınız.) fermanının

inmesine neden olan kişinin ajanlığını doğru görüp taklit edelim mi? 17-

Ayrıca Sahabeler içinde içki içip de had uygulananlar da var. Bu

sahabelere “yıldızlar gibidir” deyip; fiillerini doğru görüp taklit edelim

mi? (İbn-i Sa’d, Tabakat, 3/401; Buhârî, Hudûd, 4; Müslim, Hudûd, 35; Ebû Dâvud, 35,36;

Tirmizî, Hudûd,14,. 15’e bakınız.) 16- Acaba bazıları Sâff Sûresi, 2 ve 3. Âyetlerin

iniş sebepinin; bir İlâhi emrin nefislerine zor geldiği için, önceden

verdikleri sözlerini yerine getirmeyen bazı sahabeler için indiğini

biliyorlar mı? (Tefhim’ül-Kur’an, 6/265; Büyük Hadis K., 4/137’ye bakınız.) 18- Kendine

muhacirlerden birinin kötü bir şaka yaptığı için, şaka yapılan ensar’ın,

bütün ensarı yardıma çağırması ve bunun üzerine muhacirin de bütün

muhacirleri yardıma çağırması ve böylece Müslümanları birbirine

kırdırma gayretine girenlerin bu hareketlerlni “yıldız gibi görüp” taklit mi 

599

edelim? (Büyük Hadis K., 4/137’ye bakınız.) 19- Ramazan ayında Peygamberimiz

bir gece mescide gelip nafile namaz kıldırıp, ikinci gece gelmeyince,

Peygamberimizi buğuz ettirecek kadar evini taşlayanları “yıldız gibi

görüp” bütün hareketlerine doğru mu diyeceğiz?! (Büyük Hadis K., 2/336.) 20-

Yoksa şiirleri ile içkiyi öven sahabe Ebu Michen’i mi “yıldız gibi” görüp

taklit edeceğiz?! (Kısas-ı Enbiya, 1/337.) Komutan Ebu Vakkas oğlu Sa’d’ın bu

kişiye: “Bundan sonra haram işlemedikçe cezalandırmam.” demesı ayrı

bir feciat! Zira haramı övmek küfürdür! 21- a) Ebu Zer, nafileler ve

mübahlar konusunda insanları sıkıştırıca; Ka’bu’l-Ahbar ona. “Farzı eda

eden borcunu ödemi olur.” deyince, Ebu Zer: “Ey Yahudi oğlu! Sen

kimsin ki, böyle konuya karışıyorsun.” dedi! (Age., 1/421.) b) Yine Meşhur

sahabelerden Halid Bin Velid’in oğlu Abdurrahman, Sa’sâ isimli bir

Müslümana kızınca: “Ey zina çocuğu…” dedi! (Age., 1/436.) c) Yine Talha ve

Zübeyir, Basra’da muhalif Müslümanları mescide toplayarak 40 kişiyi

öldürdüler! (Age., 1/475.) d) Afrika ganimelerinin beşte birini ihaleden alan

Hakem Oğlu Mervan’dan parası tahsil edilemeyince, Halife Osman

efendimiz hazineye olan borcunu ona bağışladı! (Age., 1/405.) O halde şimdi

sahabeler “yıldız gibidir…” “Onlar her konuda insanlığı hidayete

götürürler.” diyerek bu durumları taklit edelim mi? 22- Rabbimiz;

Muhammed Sûresi, 38’de bir kısım sahabeler için: “İşte sizler, Allah

yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar

var…” buyuruyor. “Yıldız gibi “ görüp bu hallerini de taklid edelim mi?

Yine Saîd b. Müseyyib’in anlattığına göre bir gün Ali efendimiz,

Rasûlullah’ın vakıf statüsüne koyduğu bir araziyi satın aldığı için Osman

efendimizle tartışır. Ali, Osman’ı “Şimdiye kadar senden başka kimse bu

araziyi satın almadı” diyerek eleştirirken, Osman da, ‘o araziyi ölene

kadar iade etmeyeceğini’ söyler. Bunun üzerine ellerindeki sopaları

kaldırarak birbirlerinin üzerine yürürler. Neyse ki, o esnada içeri giren

Abbas onları sakinleştirir. Ertesi sabah ise, hiçbir şey olmamış gibi kol kola

sohbet ettikleri görülmüştür. Rivayette yer alan, Abbas’ın, onları

sakinleştirirken Ali’ye emîre’lmüminîn Osman’a da “(Ali’ye hitaben)

amcanın oğlu” şeklinde hitap ettiği ayrıntısı da ilginçtir. (Taberânî, Ebu’lKâsım Süleymân b. Ahmed, el-Mu’cemu’l-Evsat, I-X, Thk. Tarık b. İvazullah, Abdulmuhsin b.

İbrahim, Dâru’l-Harameyn, Kahire, 1415, VII, 366, No: 7744. Fezailis-Sahabe-Rivayetleri-

600

Bağlamında-S (6).pdf…. sh. 52) Şimdi bu rivayet doğru ise, “sahabeler yıldızlar

gibidir” diyerek söz konusu icraatı taklid edebilir miyiz?

Baş tarafta verdiğim “sahabeler yıldızlar gibidir…” uydurma

rivayetini savunanlara yine soruyorum! Bazı zatlar, Sahabelerin en

ileri gelenleri olduğu için, bütün hareketlerini “yıldızlar gibi” görüp,

aşağıdaki icraatlarını taklit edelim mi?

3- “Kendine biattan sonra Ali efendimizi bekleyen en önemli

mesele, 3. Halife Osman’ın katillerinin cezalandırılması idi. Ancak

ortada belirli bir katil yoktu. Sayıları binleri bulan bir kalabalık

(Dîneverî, s. 163) “Osman’ı hepimiz öldürdük” diyorlardı. Halifenin

şehre, tamamen hâkim durumda olan âsilerle hemen başa

çıkamayacağı açıktı. Bu durumda ortalığın yatışmasını beklemek en

doğru yoldu. Yeni halifeyi bu karara sevkeden muhtemel âmillerden

biri de kendisine fiilen yalnız Medine’de biat edilmiş olması, diğer

vilâyetlerde durumun henüz aydınlığa kavuşmamış bulunması idi.

Nitekim Şam valisi ve 3.halife Osman’ın yeğeni Muâviye, kendisini

biata davet için gelen elçiye, Ali’nin isyancıların suç ortağı olduğunu

iddia ederek red cevabı vermiş ve Osman’ın kanını dava edeceğini

göstermişti. Bunun üzerine Ali efendimiz, önceleri Osman’a karşı

muhalefeti desteklerken şimdi kendisini halife olarak tanımak istemeyen Âişe

annemizi, ayrıca dört ay sonra Âişe’nin saflarına katılan Talha ve

Zübeyr’i itaate davet için acele kuvvet toplamak ve Basra üzerine

yürümek zorunda kaldı. Osman’ın katillerini cezalandırmayı samimi

olarak isteyen, ancak uygun şartların doğmasını beklediği anlaşılan

halifeye karşı Muâviye’nin gösterdiği bu menfi tutumun, ayrıca

Mekke’de bulunan Emevî ailesi mensuplarının yanında yer alan bazı

sahâbîlerin bu davranışlarının gerçek sebeplerini izah edebilmek,

mevcut bilgilerle mümkün görünmemektedir.”(TDV. İslam A.)

Halife öldürülünce Talha ve Zübeyir, Ali efendimize biat

ettikleri halde, onunla savaşmak için Mekke’ye gidip ordu

hazırladılar. (Kısas-ı Enbiya, 1/471.) Halbu ki kendileri biat etmeye

geldiklerinde, Ali efendimiz: “İsterseniz ben sizden birinize biat

edeyim.” demişti ama ona da yanaşmamışlardı! (Age., 1/ 461.) Ayrıca 

601

Peygamber efendimiz vefat edince Zübeyir: “Ali’ye biat olmadıkça

kılıcımı kınına sokmam.” demişti.” (Age., 1/291.) Hatta Ömer efendimiz

şehid edilince, halife seçilme işi düşünüldüğünde, bu konudaki

görevli Abdurrahman Bin Avf’ın sorusu üzerine Zübeyir: “Benim

oyum Ali içindir.” demiş, Osman’ı istememiştir! (Age., 1/397.)

 Talha ve Zübeyir biat töreninden sonra Ali efendimize gelerek:

“Biatın gereğini yerine getir.” demişlerdi. Ali fendimiz de: “Ben de

sizin fikrinizdeyim ama ortalık biraz yatışsın. Hem katiller de belli

değil. Osmanın hanımı Naile de katilleri tanımadığını söyledi.”

demişti. (Age., 1/462-463, 470.)

Buna rağmen bu iki zat halife ile savaşmak için Mekke’ye gidip

ordu topladılar. Basra şehri yakınlarında iki ordu karşılaşınca Ali

efendimiz, ileriye çıkan Talha ve Zübeyir’e: “Savaşmaya

hazırlanmışsınız! Allâh’ın huzurunda söyleyecek bir mazerete de

hazırmısınız? Sizin; benim kanımı helâl kılacak bir sebep ortada var

mı?” der. İkisi de cevap veremezler! Sonra Talha’ya hitaben: “Sen bana

biat etmedin mi?” der. “Öyle ama boynumun üstünde kılıç vardı.”

dedi. Halbu ki isyancılar halka: “Ali, Talha ve Zübeyr’den birine biat

edin.” demişlerdi. Ali efendimiz de: “İsterseniz ben sizden birine biat

edeyim.” demişti ama ona da yanaşmamışlardı! Ayrıca şu olay da

Talha ve Zübyer’in, Ali efendimize biat etmeye istekli olduklarını

göstermektedir. Şöyle ki: “Basra’nın büyüklerinden Kays oğlu Ahnef

hac için Mekke’ye giderken, Medine’ye uğramış. O sırada 3. Halife

Osman efendimiz muhasara altındaydı. Öldürüleceğini tahmin

etmişti. O zaman Talha, Zübeyr ve Âişe annemiz Medine’de idiler.

Ahnef her üçüne de: “Osman’dan sonra kime biat edelim.” deyince,

üçü de: “Ali’ye.” demişlerdi. Sonra Osman öldürülüp Ali halife

seçilince, Ahnef Mekke’den dönüşünde Medine’ye uğrar ve Ali

efendimiz’e biat eder. Sonra da Basra’ya gelir. Talha, Zübeyr ve Âişe

annemiz. Basra’da halifeye karşı ordu toplamaya çalıştıklarını

görünce hayrette kalmış ve: “Siz bana: “Ali’ye biat et demediniz mi?”

Sorusuna: “Evet. Ama Ali sonradan halini değiştirdi.” dediler! (Age.,

1/484. 1/291’e de bakınız. ) Ama bir isbatta bulunamadılar! (Onlar kâtilleri 

602

tesbit ettiler de halife cezalandırmadı mı? Halifeye karşı birlikte

savaştıkları Muaviye Kâtilleri bulabildi mi?) Ayrıca Osman efendimize

icraatlarından dolayı devamlı itiraz ettikleri için Emevi sülâlesi Talha,

Zübeyr ve Âişe annemizin öldürülmesini istiyorlardı. Ama halife

öldürülünce, Ali efendimize karşı savaş açma konusunda birleştiler!

Hatta Emeviler Talha ve Zübeyir’e: “Savaşı kazanırsak hanginiz

halife olacaksınız.” sorusuna: “Halk hangimizi seçerse.” dediler!

(Age., 1/473.) O zaman bunların taht için savaştığı akla gelmez mi?

Doğruyu Allah Teâlâ bilir!

İki ordu karşı karşıya gelince, Ali efendimiz Zübeyir’i karşısına

alır ve şöyle der: “Ey Zübyer! Hatırında mı? Bir gün Peygamber

efendimiz sana hitaben: “Sen zâlim olarak Ali’ye karşı

savaşacaksın.” buyurmuştu, deyince, Zübeyir bu hadis’i hatırladı ve

Ali efendimiz ile vuruşmamaya yemin etti. Ali efendimiz de bu haberi

ordusuna bildirdi ve herkes sevindi. Ama Zübeyir’in oğlu babasına

itiraz ederek: “Ali’nin yiğit topluluğundan korktun. Yeminine keffâret

ver.” deyince; savaşa devam etmek için kölesi Mekhul’u azat etti.

(Age., 1/485.) Sonunda halifenin ordusu galip geldi. Talha ise ağır

yaralıydı. Yanlışını anlayınca, biatsız ölmemek için halifenin

ordusundan birini bulup ona biat etti. Kendisini yaralayan oku atan

ise Talha’nın ordusundan ve Emevilerden Hakem oğlu Mervan idi!

(Age., 1/488.) Yani yukarıda dediğim gibi, Emeviler üçünü de öldürelim.”

demişlerdi. Talha’yı elleri ile öldürerek muratlarına erdiler! Zübeyir de

oğlunun kurbanı oldu! Teğâbün Sûresi, 15’de bildirildiği üzere

evlâdın, kişi için fitne olduğunu yaşayarak gördü!

Şu önemli bir gerçektir ki; sahabelerin iyi hallerini elbette taklid

edeceğiz! Bu durum yalnız onlar için de geçerli değil. Kim olursa

olsun, “vahyin” ışığında konuşan ve yaşayan herkesi taklit etmemiz

gerekir!

Sahabeleri, peygamberler gibi düşünerek, her konuda doğru

yaparlar, "yıldızlar gibidirler" demek, sahabelerin Rabbimiz 

603

tarafından koruma altıda bulundurulduklarına inanmaktır. Halbu ki

öyle bir şey yoktur! Nitekim aşağıdaki örnek de bunu gösteriyor:

1- “Ömer efendimiz, Kudame b. Mahzun’u Bahreyn’e vali tayin

etmişti. Kudame (Ömer’in çocukları) Hafsa ve Abdullah’ın dayısı idi (ve

Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katılmıştı). Bir gün Abdulkays

kabilesinin reisi olan Carud Bahreyn’den Ömer’in yanına geldi ve

dedi ki: “Ey Müminlerin Emiri! Kudame şarap içti ve serhoş oldu.

Allâh’ın haramlarını çiğnediğini gördüğüm için bunu size haber

vermeyi kendime vazife bildim” Ömer dedi ki: “şahidin var mı?”

Carud dedi ki: “Evet, Ebu Hureyre (şahidimdir)” Ömer Ebu Hureyre’yi

çağırttı ve ona dedi ki: “Şahitlik ediyor musun?” Ebu Hureyre dedi ki:

“Ben onun şarap içtiğini görmedim fakat serhoş olduğunu gördüm”

Ömer dedi ki: “Şimdi şehadet tam oldu” ve mektup yazarak

Kudame’yi Bahreyn’den geri çağırdı. Kudame gelince Carud Ömer’e

dedi ki: “Şimdi buna Allâh’ın Kitabı ile hükmet.” Ömer dedi ki: “Sen

düşman mısın yoksa şahit mi?” Carud dedi ki: “Ben şahidim.” Ömer

dedi ki: “Şu halde şahitliğini yapmış bulunuyorsun” Carud sustu,

fakat bir sonraki gün yine Ömer’in yanına geldi ve dedi ki: “Buna

Allâh’ın tayin ettiği haddi vur” Ömer dedi ki: “Ben seni düşman

olarak görüyorum, onun aleyhinde sadece bir kişi şahitlik yaptı”

Carud dedi ki: “Ben bunu senden Allah için istedim” Ömer dedi ki:

“Sus yoksa sen elimden kurtulamazsın.” Carud dedi ki: “Senin

amcaoğlun şarap içiyor ama ceza bana kesiliyor. Hak bu mu?” Ebu

Hureyre Ömer’e dedi ki: “Eğer bizim şahitliğimize itibar etmiyorsan

birini Kudame’nin zevcesinden sorması için gönder.” Bunun üzerine

Ömer birisini Kudame’nin zevcesi Hind Bint-i Velid’e gönderdi ve

kadın kocasının aleyhinde şahitlik yaptı. Ömer Kudame’ye dedi ki:

“Sana Allahın tayin ettiği haddi uygulayacağım.” Kudame dedi ki:

“Eğer ben onların dedikleri gibi içsem bile bana had uygulayamazsın.

”Ömer dedi ki: “Neden?”Kudame dedi ki: “Çünkü Allah “İman edip

salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri

ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman

ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri 

604

takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah,

iyilik edenleri sever.” (Maide, 93.) buyuruyor.” Ömer dedi ki: “Sen tevilini

yanlış yaptın. Eğer Allah’tan korksaydın Allah’ın sana haram kıldığı

şeylerden vazgeçerdin.” (Zira içki yasaklanınca Sahabelerin

Peygamberimize: "Ey Allah'ın Rasülü! Bu Âyet inmezden önce içki içmiş ve

ölmüş kişilerin durumu ne olacak" demeleri üzerine Mâide, 93 inmişti.

(Elmalılı, 3/336.) Daha sonra Ömer insanlara şöyle sordu: “Kudame’ye

had uygulanması konusunda ne düşünüyorsunuz?” Dediler ki: “Hasta

olduğu müddetçe cezalandırılmasını doğru saymıyoruz.” Ömer, belli

bir dönem bıraktıktan sonra kanaatini değiştirerek: “Bunun kamçılar

altında Allâh'ın huzuruna çıkması, benim boynumda bir cezayı

uygulamama sorumluluğuyla Allâh’ın huzuruna çıkmamdan daha

hayırlıdır” dedi ve Kudame’ye haddi uyguladı."(Abdurrezzak, “Musannaf”,

9/240-243, hadis 17076. Hadisi sünni tarihçilerden ibn-i Sad “Tabakatul Kubra”, 5/560‘da

kendi senedi ile ez-Zühri’den; ibn-i Şubbe en-Numeyri “Tarihi Medine”, 3/842-845‘de

yine kendi senedi ile ez-Zühri’den rivayet etmiştir. Abdurrezzak’ın senedinde yer alan

tüm raviler nasibi ricaline gore güvenilir ve insad muttasıldır. Nasibi muhaddis ibn-i

Hacer bu hadis hakkında diyor ki: Abdurrezzak tahriç etmiştir. İbni Hacer, “Fethbul

Bari”, 13/151.)

Her şeye rağmen sahabelerin yaptıkları yanlışlar da, bizim

imanımızın korunmasında bir vesile olabilir. “Zira sahabelerin

yanlışları bize kadar ulaşmamış olsa idi, belki sahabeler hata

yapmaz diyecek ve şirke düşecektik!”

Devlet başkanı günah işlemeyi emretmediği sürece itaat

zorunludur! Bu sahabeler için de geçerlidir!

Bir Âyette şöyle buyruluyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat

edin, Peygamber’e ve sizden olan idarecilere de itaat edin. “Eğer bir

hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve âhirete gerçekten

inanıyorsanız, çözümü için Allah’a ve Peygamber’e başvurun; bu hem

hayırlı hem de netice bakımından uygundur.” (Nisâ sûresi, 59.)

İbni Ömer radıyallâhü anhümâ’dan rivayet edildiğine göre

Peygamber sallâllâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir müslüman,

günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün 

605

konularda devleti yöneten kimseye itaat etmek zorundadır. Bir günah

işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez.” (Buhârî,

Ahkâm 4, Cihâd 108; Müslim, İmâre 38. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 87; Tirmizî, Cihâd

29; Nesâî, Bey’at 34; İbni Mâce, Cihâd 40.) Enes radıyallâhü anh’den rivayet

edildiğine göre Resûlüllâh sallâllâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Üzerinize tâyin edilen yönetici, başı kuru üzüm gibi siyah bir köle de

olsa sözünü dinleyip kendisine itaat ediniz.” (Buhârî, Ezân 54, 56, Ahkâm 4.

Ayrıca bk. Buhârî, Cihâd 39.) Ebû Hüneyde Vâil İbni Hucr radıyallahu anh

şöyle dedi: Seleme İbni Yezîd el-Cu’fî Resûlüllâh sallâllâhü aleyhi ve

sellem’e: “Yâ Nebiyyallâh! Başımıza kendi haklarını bizden isteyen,

fakat bizim hakkımızı bize vermeyen yöneticiler tâyin edilirse, bize ne

yapmamızı emredersin? diye sordu. Resûl-i Ekrem onun bu sorusuna

cevap vermedi. Bir daha sorunca Resûlüllâh sallâllâhü aleyhi ve

sellem şöyle buyurdu: “Onların sözünü dinleyip kendilerine itaat

edin. Onlar yapmaları gerekenden, siz de yapmanız gerekenden

sorumlusunuz.” (Müslim, İmâre 49-50. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 30.) Abdullah

İbni Mes’ûd radıyallâhü anh’den rivayet edildiğine göre Resûlüllâh

sallâllâhü aleyhi ve sellem: “Benden sonra adam kayırma olayları ve

görmeye alışmadığınız işler meydana gelecektir” buyurdu. Bunun

üzerine ashâb-ı kirâm: Yâ Resûlâllâh! Bizden o günleri görenlere ne

emredersiniz? diye sordular. Şöyle cevap verdi: “Yapmanız gereken

görevleri yaparsınız, hakkınız olan şeyin size verilmesini Allah’tan

niyâz edersiniz.” (Buhârî, Fiten 2, Müslim, İmâre 45. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 25.)

İbni Abbas radıyallâhü anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlüllâh

sallâllâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Devlet yöneticisinden

hoşa gitmeyen bir şey gören kimse sabretsin. Zira kim devlet

başkanına itaatten bir karış dışarı çıkarsa, Câhiliyye devrinde ölmüş

gibi olur.” (Buhârî, Fiten 2; Müslim, İmâre 56.)

Bazıları: “Onlar kılıçlarını kana bulamışlar, siz de dilinizi kana

bulamayın.” diyebilir. O zaman bu olaylar öğrenilmediği takdirde; bir

uydurma rivayet aşkına, sahabeler “yıldızlar” gibi görülmeye başlanacak

ve onların doğrularının ve yanlışlarının taklit edilme yolu açılacaktır!

Ayrıca sahabeler masum ve günahlardan uzak kişiler olarak görülecektir!

606

Bunların yanında Müslümanlar arasındaki çıkan “ihtilafları”, Kur’an’ın

ilkeleri çerçevesinde çözüme kavuşturmak ve fâsıkların getirdiği

haberlerin araştırılması gerektiğini hatırlatmak için de bu konuyu

anlatmayı uygun gördüm!

Bunun yanında, elbette sahabelerin örnek yönleri çoktur. Ama

yanlışları da var. Zira melek değiller! Yanlışı olan sahabeyi her konuda

“yıldız gibi” görmek ise; onları doğrusu ve yanlışı ile taklide sevk eder!

Yani sahabeleri “yıldızlar gibidir” demek: “Onların her

söylediğini ve her yaptığını taklit edin. Zira onlar yanlış söylemez ve

yanlış yapmaz.” demektir.

O halde bütün bu gerçeklerden sonra diyebiliriz ki: “Ashabım

yıldızlar gibidir; h

BAŞA DÖN