Allah Teâlâ, zinaya giden yolları önlemek ve böylece ailede
huzuru, birlikteliği ve kaynaşmayı sağlamak için, öncelikle karşı
cinslerin, yapacakları vücut temaslarını ve şehevi duyguları
uyandıracak şekilde giyinmelerini ve süslenmelerini Nur Sûresi, 31 ve
Ahzab Sûresi 59 ile yasaklamıştır. Daha sonra da yabancı kadın ve
erkeklerin uzun süreli Birbirlerine bakışlarını Nur Sûresi 30 ve 31 ile
yasaklamıştır. Bu bakışmalar ise ancak yabancı kadın ve erkeklerin bir
arada bulunmalarını engellemekle sağlanabilir. Onun için de birçok
Hadis’te, kadınların yabancı erkeklerle beraber aynı ortamda uzun
süreli bulunmaları, zaruri ihtiyaçlar dışında yasaklanmıştır. Bir kişi
çıkarda: “Ben karşı cinslerle birlikte olsam da gözüme ve vücut
temasına engel olurum.” derse, karşı cinslerle beraber bulunabilir ve
çalışabilir. Ancak bu mümkün olamayacağı için, Peygamber efendimiz
yabancı erkek ve kadınların bir arada bulunmalarını yasaklamıştır.
Zira Yusuf Sûresi 53’de: “…Muhakkakki nefs aşırı şekilde kötülüğü
emreder…” buyrulmaktadır. Onun için, bir kadın yanında mahremi
de olsa, yabancı bir erkeğin yanında uzun süre durmamalıdır. 1145
Çünkü kadınlar, vücut ve ruh yapısı bakımından, narin ve çekici
yaratılmışlardır. Bundan dolayı da her zaman erkeklerin ilgi odağı
olmuşlardır. Bu nedenle yabancı erkek ve kadınların uzun süre birlikte
oldukları ortamlarda, istenmeyen birçok kötü olayların olduğunu,
1145 İsra Sûresi 32’de ise: “Zinaya (giden yollara) yaklaşmayın.” Buyruluyor.
Kadınlar tam örtünmeyi sağladıkları takdirde ihtiyaç durumunda, yabancı
erkeklerle konuşabileceklerine, kendi bahçelerinde çalışabilecekleri veya evlerine
gelen konuğa hizmet edebileceklerine dair ruhsat içeren rivâyetler için ise, Kütüb-i
Sitte Tercümesi, 9/168, 198; 14/91, 366, 452, 502; 16/144, 214, 568; Büyük H.
Külliyatı, 2/244, 4/235’, 2/267ye bakınız.
818
zaman zaman basından okumakta veya kadın ve erkeğin bir arada
olduğu iş yerlerinde çalışan kişilerden üzülerek duymaktayız.
Onbeş asır önce Allâh Teâlâ tarafından nübüvvet dürbünü ile
gösterilen bu durumları, Rasûlullâh Efendimiz, pek çok Hadis-i
Şerifiyle haber veriyor ve Müslümanları uyarıyor. İşte bu konudaki bir
Hadis-i Şerif meâli şöyledir: “Muhakkak ki kadının, yabancı
erkeklerden uzak durması zorunludur. Çünkü o, ne zaman evinin
dışına çıkarsa, şeytan ona yaklaşır ve (kadını, erkekleri harama
sürüklemede kullanmak için) şöyle der: Muhakkak ki, seninle
karşılaşan hiçbir erkek yok ki, sen onun hoşuna gitmeyesin.”1146
Yukarıda aktardığım Hadis-i Şerif'ten ve konu ile ilgili diğer
Hadis’lerden anlaşılmaktadır ki, kadınların dünya ve ahiret saadetine
kavuşmalarının tek yolu, zorunlu ihtiyaçları ve kadınların çalıştığı iş
kolları dışında, evlerinde kalıp ibadetlerini yapmaları, kocalarına
gereken hizmetleri yapıp saygı göstermeleri ve çocuklarını İslam'ın
hükümleri doğrultusunda yetiştirip, geleceğimizi aydınlatan, îmanlı
nesiller yetiştirme ideali içinde olmaları gerekmektedir. İşte böyle bir
kadın, hem Allâh Teâlâ’nın yanında, hem de millet yanında en yüce
değere ulaşmış olur. Aynı zamanda kocasına yaptığı hizmetlerden
dolayı, manen büyük derecelere ulaşır. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te:
“Senin kocana hizmet etmen sadakadır.” buyruluyor.1147 Zaten
Rasûlüllâh Aleyhissalâtü vesselam da, damadı Ali efendimizi ev
dışındaki işlerde, kızı Fâtıma annemizi da ev içi işlerinde
görevlendirmiş ve ümmetine bu konuda da örnek olmuştur.1148 Ayrıca
1146 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 15/397; Mecmauz Zevaid ve Membe’ul Fevaid, 2/35.
ABD’de yaşayan Yahudilerin, kız ve erkek okul binaları ayrı. Düğünlerde
“haremlik-selamlık” uygulanmaktadır. Ayrıca Haham okullarında bulunanların
hepsi takke giymektedirler. Evlenen her kadın ise, saçını eşarp veya perukla
örtmek zorundadır. (Stv, 19.11.2008.)
1147 El-Camiu’s-Sağir, 3/431; Suyuti.
1148 Zadü’l-Mead, 5/186-187, İbn-i’l-Kayyum; Büyük Hadis Külliyatı, 5/288.
Laiklerin son müracaat mahkemelerinden Yargıtay da: “Temizlik, çocuk
bakımı v.s. kadının asli görevlerindendir.” demiştir. (Foxtv. 7.12.2012.)
819
Nisa, 34’de geçtiği üzere koca da, karısının ihtiyaçlarını temin etmek
zorundadır.
Bundan dolayı yabancı erkek ve kadınlar bir ihtiyaç için bir arada
bulunmak zorunda kaldıklarında, ihtiyaç dışı bakışlara meyletme-meli
ve uzun süre bir arada kalmamalıdır. Zira yabancı birisine yönelen her
bir bakış, hevi duyguları uyandıran zehirli bir ok gibidir. Bunun için
Allâh Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de hem erkekleri hem kadınları uyarmış ve
şöyle buyurmuştur: “(Ey Rasûlüm!) Mü’min erkeklere söyle; gözlerini
haramdan sakınsınlar. Irzlarını koru-sunlar.” “Mü’mine kadınlara da
söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Ziynet
yerlerini (el ve yüzleri dışında kalan organlarını yabancı erkeklere)
göstermesinler. Başörtülerini, ceplerinin (göğüslerinin) üzerini
(kaplayacak şekilde) örtsünler…”1149
Yüce dinimiz İslâm, bu iki Âyet-i Kerîme ile yabancı kadın ve
erkeklerin Birbirlerine bakışlarını, zorunluluk dışında yasaklamış,
yalnız Nur Sûresi, 60. Âyette bildirilen; “Evlenme ümidi kalmamış
yaşlı kişilerin” bakışlarını bu sınırlamadan ayrı tutmıştur.1150
Şimdi bir düşünelim! Yabancı erkek ve kadınlar, iş yerlerinde
veya okullarda uzun süre bir arada kaldıklarında, yukarıda
aktardığım Âyet-i Kerîmeler’in hükümleri nasıl gerçekleşecek ve
haram bakışlar nasıl önlenecektir?
Bu konuda Rasûllullah Efendimiz’in de pek çok ikazları vardır.
Ashaptan Cerir (Radiyallâhü anh) şöyle dedi: “Rasûlullâh’a ansızın
meydana gelen bakıştan sordum. Buyurdu ki: “Gözünü hemen
çevir!”
Ümmü Seleme’de (Radıyâllâhü anhe) şöyle anlatıyor:
“Rasûlullâh’ın yanında idim. Orada Meymune de bulunuyordu.
Ansızın a’ma (gözleri görmeyen) Ümmü Mektum’un oğlu çıkageldi.
Bunun üzerine Rasûlullâh, “Ondan kendinizi koruyup perdenin
arkasına çekilin.” buyurdu. Biz, “Ya Rasûlullâh, onun gözleri
1149 Nur, 30-31.
1150 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 3/16.
820
göremez.” dedik. Rasûlullâh, “Siz onu görmüyor musunuz? (Siz göz
zinası yapmayın!) buyurdu.”1151
Rasûlüllâh Aleyhissalâtü vesselam’ın hanımları Mü’minlerin
anneleri olduğu halde, onların ihtiyaç dışı dışarıya çıkmalarına
musaadaetmemiştir. Konu ile ilgili birkaç Hadis maali şöyledir: Ebu
Vakid el-Leysi (Radıyâllâhü anh) anlatıyor: “Rasûlüllâh (Aleyhissalâtü
vesselam)’ı dinledim. Veda haccında zevcelerine şöyle demiştir: Size
bu (farzınız!) bundan sonra hasırların arkaları!” 1152
Kur’ân ve Sünnetteki bütün bu ikazlardan sonra, İslâm
Hukuku’nda da şu bilgilere yer verilmektedir: “Kadınların yabancı
erkekler yanında, rızık kazanmak için çalışmaları sakıncalıdır.
Kadına, yabancı erkekler yanında rızık kazanmayı emretmek, onun
ırzını tehlikeye atmaktır. Zira kadınlar yaratılış itibariyle, daima
erkeklerin şehevi duygularını kamçılar. Bu durum ise zina yollarını
açar. Bütün bu bilgilerden, zaruri dini ilimleri veya bir san’atı
öğrenmesine, ya da kadınlara lazım olan gerekli ilimleri tahsil
etmesine engel olunması anlaşılmamalıdır. İslam'da yasak olan,
kadının yabancı erkek yanında çalışması veya uzun süre onların
yanında bulunması ve İslam'a uygun elbiseler giymemesi ve lakayt
davranmasıdır.”1153
Bir kısım şuursuz Müslümanlar, kişinin hanımı ile bir
konferansa katılıp, erkeklerle aynı salonda bulunmasını, kadınların
yabancı erkeklerle birlikte çalışması ile aynı sakınca içinde
değerlendirmektedirler. Hâlbuki kocası ile konferansa giden kadın,
kocasının koruması altında bulunmakta ve alışverişde olduğu gibi,
geçici ve kısa bir süre için orada bulunmaktadır! Çalışan kadın ise en
az sekiz-on saat erkekle bir arada durup göz zinası gerçekleşmektedir!
Ayrıca asrı saadette kadınlar, peygamberimizden ders
dinlemişler ve kendi başlarına dükkânlara alış-verişe girmişlerdir. Hatta
bir sahabiye kadın hicretin 2. Yılında Bedir savaşından sonra, Beni
1151 Riyaz’üs-Salihin, 967. Mütercim: Mehmet EMRE.
1152 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 5/106; 9/482.
1153 Mebsût-i Serahsi, 5/185; İbn-i Abidin Reddü’l-Muhtar Tercümesi, 7/366-371.
821
Kaynuka’dan Yahudi bir sarraf’a girmişti de, Yahudiler o kadının
başörtüsünü açmışladı ve bu hareketleri savaşa sebep olmuştu.
Konuyu şöyle toparlayabiliriz: İş yerinde, okulda veya başka
ortamlarda, yabancı erkeklerle bir arada bulunan kadınlar, iki önemli
haram işlemektedirler. Birincisi; kadınların yabancı erkeklerin yanında
hiçbir mecburiyet veya işkence olmadığı halde, uzun sürede bir arada
bulunmalarıdır. İkincisi ise, örtünmeyi İslam'ın ölçülerine göre
yapmamaları, vücut hatlarını ortaya çıkaracak şekilde dar veya ince,
süslü elbiseler giymeleridir. Maal’esef zamanımızda, Müslümanım
diyen pek çok kadın, Başörtüsünü veya İslâmi örtünmeye ait diğer
giysileri, ya bir aksesuar gibi düşünmekte ve değişik bir görünüm
sağlamak gâyesi ile istediği zaman çıkartıp istediği zaman giymekte,
ya da kendi nefsine göre bir örtünme şekli belirleyerek bu şekli
kendince doğru görmektedir. Örneğin; pek çok kadın, Nur Sûresi 31.
Âyette bildirildiği üzere, başörtüsünü ceplerin (cüyûbun, göğüslerin)
üzerini kaplayacak şekilde örtmeyerek veya bir Hadis’te lânetlendiği
üzere saçını topuz yapmakta, kimi başörtüsünü başının üstüne
bağlayıp boynunu, kulağını, gerdanını veya kollarını açarak
örtündüğünü sanmakta, bazıları ise başörtüsünü boğazına bağladığı
için boynu örtülmediği halde veya bütün azalarını bir sibek gibi ortaya
çıkaracak şekilde, üst giysisi dar olmasına rağmen, üzerine bol bir şey
giymeden, örtünmeyi sağladığını savunmakta, bu şekilde balkona,
kapıya veya dışarı çıkmakta ya da pencere temizlemekte, kimisi de
erkeklerin göreceği meydanlarda halı yıkayıp ekmek yapmakta ve bir
ayda Sigaraya vereceği para kadar temizlemeciye para vermek ağır
gelmekte ama cehennem ateşini düşünmemektedirler! Kimisi de
daracık elbiseler, örgü veya kumaş kabanlar, ya da mantolar giyerek
ve yahut altına pantolon giymediği halde, eteklerini diz kapağında
tutmakta ve alt kısmına çorap giyerek, sokaklara çıkmaktalar. Hâlbuki
Hadis-i Şeriflerde bu durumlar yasaklanmıştır.1154 Onun için etek veya
manto kısa ise, altına pantolon giyilmelidir!.
1154 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/435; 9/479; Büyük Hadis Külliyatı, 3/125, 1/200 ve
Ahkâm Hadisleri, 2/150’ye bakınız.
822
Her Müslüman, kadınların yabancı erkeklerin yanında geniş
elbise veya manto giymesinin gerekliliğine inanır, ama herkesin kendi
nefsine göre bir genişlik ölçü tasarımı vardır. İslâm ise vücut hatlarının
belli olmamasını emrediyor. Bu da ancak düz kesim bir manto veya
elbise ile sağlanabilir. Aksi takdirde kalçalar belli olmaktadır.
Sadece çorapla örtünmenin sağlanabileceğini savunanlara ise
şöyle diyebilirim. Bu tip kadınlar örtünmeyi sağlamak için, yalnız
külotlu çorap giysinler ve eteklerini de istedikleri yere, hatta
kasıklarına kadar kısaltsınlar! Zira çorabı tek başına İslam'ın örtünme
emrini sağlamak için yeterli olduğunu savunan bir kişiye göre, eteğin
nereye kadar uzatılacağı veya kısaltılacağı önemli değildir! Ayrıca
kadınların ayaklardan diz kapağına kadar olan kısmı, örtülmesi farz
olmayan bir uzuv olarak görenlere de diyecek bir bir şeyimiz yok!
Bu konuda vurdumduymaz olanlara şu haber ithaf olunur:
“Okuldaki kızların kısa etek giymeleri sebepi ile erkek öğrencilerin
tacizleri ve tecavüzleri ile ilgili olayların çoğalması üzerine, K.
Çekmece A. Lisesi müdürü, velilere: “Kızlarınızın formaları altına
pantolon veya benzeri şeyler giydirin. Zira sınıfda erkek olarak,
yalnız öğretmen de olsa, erkektir” diye uyarmıştır.”1155 Bu gibi taciz
olayları, günlük hayatta sokaklarda pek çok kişi tarafından da
görülmektedir. Yani çevremizde, dar elbise veya dar pantolon giyinip
vücut hatlarını ortaya çıkaran ya da ince ve kısa elbise giyen birçok
kadının lâfla veya fiille tacize uğradığını duymaktayız!
Araştırmalar ortaya çıkarmıştır ki, maal’esef İslam'ın örtünme
ölçülerine uymayan kadınlar, ya cahaletlerinden dolayı bu tür
giyinişlerle örtünmenin sağladığını sanmakta veya İslâmla irtibatı
olmayan kişiler tarafından kınanmamak ve onlara kendilerini kabül
ettirmek için böyle giyinmektedirler! Hâlbuki Müslüman olmayan pek
Câhiliyye devrinde, Dar elbise müşriklerde olduğu gibi, Yahudilerde de
yaygın idi. Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/426’ya bakınız.
1155 Atv, 05.3.2009.
823
çok kadın, başı açık olsa bile topuklarına kadar inen etek ve geniş
üstlükler giymekte veya etek altına pantolon giymektedir.1156
İslâm dışı giyinişler, pek çok İmamhatip lisesi öğrencisi veya
diğer okullarda ki kız öğrencilerde de yaygındır. Hattâ serbest kıyafet
yönetmeliği ile beraber okullarda, apışarasını ortaya çıkaracak darlıkta
pantolon giymek bir yarış halini aldı! Bir de başlarında hörküç başörtü
ile aksesuar tamamlanmaktadır! Buna rağmen o kızların velileri,
örtünme özgürlüğü verilmesini savunmak için sokaklara
dökülmektedirler. Sanki engellenmeyen haram uzuvlarını İslam'ın
istediği şekilde örtmüşler gibi! Hâlbuki İslâm, kadınların giysisinin,
baştan ayağa kadar inmesini, altını göstermeyecek şekilde kalın, vücut
bölümlerini belli etmeyecek şekilde ve süslenmeden uzak ve bol
olmasını emrediyor. Maal'esef kadınların % 90’ı bu ölçüleri hiç
önemsemiyor.
İslâmî ölçülerdeki bir örtünmeyi önemsemeyen ve olsa da olur
olmasa da diyen kadınlar hakkında Rasûlullâh Efendimiz şöyle
buyuruyor: “Ümmetimin son dönemlerinde giyinik- çıplak (dar
veya ince giyinen) bir takım kadınlar olacak, bunların başlarının
üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Bunları lanetleyin, çünkü
onlar lanetlenmişlerdir.” İbn-i Abbas ise: “Rasülullâh sallâllâhü
aleyhi ve sellem, açılıp saçılan kadınlara lanet etti.”1157 buyurdu.
1156 Kadınların, dışarıya çıkarken kokulanmalarının sakıncaları ile ilgili bir Hadis-i
Şerif için, Kütüb-i S. Ter. 4/255’e bakınız.
Kaşları ve dişleri inceltme ve dövme yaptırmanın kötülüğü ile ilgili olarak ise,
bir Hadis-i Şerif’te, şöyle buyruluyor: “İğreti saç takan, taktıran; kaşları incelten,
incelttiren; dövme yapan, yaptıran lânetlenmiştir.” (Kütüb-i Sitte Tercümesi,
7/46.) Başka bir rivâyette ise, Rasûlüllâh Aleyhissalâtü vesselam’ın: “on şeyi
yasakladığı, dişleri inceltmenin ve dövme yaptırmanın da bunların içinde
sayıldığı” bildirilmektedir.” (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 7/47.)
1157 Müslim, Libas, 125; Müsned, 2/223.
Zamanımızda kadınların boyunlarını açık bırakarak başörtülerini enseye
bağlama, yani halaylık yapma âdeti Mekkenin müşrike kadınlarından kalma bir
uygulamadır. (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 3/8.)
824
Bazıları “dar giyinmeyi”, kadınların yalnız bellerini ortaya
çıkaran elbiseler için yorumlamaktadırlar. Hâlbuki kalçaların,
göğüslerin veya kolların dar bir büluz veya pantolonla ortaya
çıkarılması da, “dar giyim” kategorisine girmektedir.
Şuurlu Müslümana düşen ise, böyle kişilere nasihat etmektir.
Tutmazlarsa buğuz etmek gerekir. Böyle açıktan günah işleyenlerin
gıybeti de serbesttir. Nitekim “Selâm”bahsinde ilgili Hadisler geçti!
Zira Peygamber efendimiz: “Ne fasık ( büyük günah işleyen ve
küçük günahlarda israr eden), ne de günahı açıktan işleyen ) kimse
için söylenen gıybet sayılmaz. (Ayrıca) günahı açıktan işleyen hariç,
bütün ümmetim bağışlanır.” buyuruyor. 1158
Ayrıca Müslüman, her gün Vitir namazında Allâh Teâlâ’ya
şöyle söz vermektedir: “Allâhım! Biz senden yardım isteriz, senden
bağış dileriz, seni inkâr etmeyip sana imân ederiz. Sana isyan
edenlerden (haram işleyenlerden) uzak dururuz.1159
Bu hüküm, bütün açıktan işlenen haramları içine almaktadır.
Yani görülmesi haram olan uzuvlarını, başkalarının yanında açan ya
da dar, ince veya süslü püslü çekici bir şekilde giyinen, kumar
oynayan, içki içen, piyango bileti çeken, açıktan oruç yiyen ve burada
sayamadığımız diğer bütün haramları işleyenler bu Hadis’lerin
kapsamına girerler.
Bu durumda, İslam'ın örtünme emrinden taviz vermeden ve
karşı cinsle aynı ortamda birlikte olmaya yol açmadan, kadınların
topluma hizmet etmeleri nasıl sağlalnmalıdır?
Bazı kişiler kadınların ayaklarını namazda bile açılabileceğini
savunmaktadırlar. Bir Hadis-i Şerif’te ise şöyle buyrulmaktadır: “Muhammed İbni Zeyd, İbn-i Kunfuz’un annesinden yaptığı rivâyette, annesi Ümmü Seleme’ye
“Kadın hangi giysiler içinde namaz kılmalı?”diye sordu. O da: “Başörtüsü ve
ayağının üzerini örtecek kadar uzun entari içerisinde.”dedi. (Kütüb-i Sitte
Tercümesi, 8/118. Aynı konu ile ilgili olarak, Age., 9/479; 14/435 ve Büyük Hadis
Külliyatı, 3/125; Ahkâm Hadisleri, 2/150’ye bakınız.
1158 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 12/126.
1159 El-Ezkar, 107.
825
Bu gâyeye ulaşmak için; öncelikle, sadece kadınlara hizmet
etmek amacı ile belirli bıranşlarda eleman yetiştirmek için bayanlara
mahsus okullar açılmalıdır. Bu bıranşlardan başlıcaları ise; eğitimcilik,
doktorluk, ebelik ve hemşireliktir. Bunların yanında bayan röntgenci,
radyolok, biyolok v.b. Elemanlar da yetiştirilmelidir. Bu okullardaki
yönetici ve öğretmenler de bayan olmalıdır. Ayrıca zaruret yoksa
ameliyatlarda kadın-erkek beraber bulunmamalı, her cins kendi cisleri
tarafından ameliyat edilmelidir. Bu konuda zaruret ise, o bölgede
istenilen elemanın bulunmamasıdır.
Okullarda erkeklerle beraber okuyan veya başörtüleri zorla
açtırılan kızlar, işledikleri haramların şuurunda olarak, bunun
ızdırabını şiddetli bir şekilde hissetmeli, elbisesini İslâmi ölçülere
uygun seçmeli, dar, ince, süslü ve topuktan kısa elbiseler giyinmemeli
ve velilerle beraber İslam'ın ölçülerine uygun ortamın oluşması için
bütün gayretlerini sarf etmelidirler.
Hiçbir kimse: “İslâm; ilim tahsili yapmayı emrediyor, onun için
haram işleyerekte olsa, okula devam etmemde sakınca yoktur." demesi
caiz değildir. Zira İslâm, haramları ortadan kaldırmak ve Allâh
Teâlâ’nın rızası doğrultusunda bir hayat yaşanması için gönderilmiştir.
Bunda dolayı herhangi bir sahada halka hizmet etmek için, haram
işlemeyi caiz görmek kişiyi küfre götürür. Çünkü İslâm, bir haramı
işlemeye, ancak çaresizlik ve zaruret anında ruhsat vermektedir.
Zaruret ise: “ölüm, işkence, organlara zarar verme veya bir hastalığın
ağırlaşma riski taşımasıdır.”1160 Müslümanların ihtiyaç duyduğu,
kadınlarla ilgili meslekler de ise, yeterince kadın eleman var. Ancak
kişi: “Ben günahı işlerim, Rabbim dilerse bağışlar.” derse, karışamayız.
1160 Zaruret’in sınırları için, Al’i-Imran, 28 ve Nahl, 106; İbn-i Abidin Redd’ül-Muhtar
Tercümesi, 4/348, 361-362’ye ve İslâm F. A. 6/482-501’e bakınız.
Yukarıda sayılan meslekler dışındaki sahalarda, kadınların erkeklerle beraber
okumaları veya görev yapmaları için hiçbir zaruret yoktur. Onun için bir kadın:
“Ben mühendislik ve benzeri konularda karşı cinslerle birlikte hem okur, hem de
görev yaparım, sakıncası yok.” demesi doğru değildir.Bir Müslümanın öğrenmesi farzı ayn olan ilimler; kulluğu ile
ilgili, ferdi hayatında, ailede ve işinde gerekli olan dini hükümlerdir.
Bu bilgiler ise, genellikle ilmihal kitaplarında vardır.
Bazı kardeşlerimz:”Bu memlekette, Müslümanlar sürekli
ilimden ve hizmetten mahrum mu kalacaklar?” diyebilirler. Bilindiği
gibi bu engeller, her devirde olagelmiştir. Müslümanlara düşen ise, bu
engellerle mücadeledir. Zira Cennet bedava değil, Cehennem de boşa
yaratılmamıştır! Ama maal’esef Müslümanların çoğunda bu mücadele
şuurunu göremiyoruz. 1998 yılında, İmamhatip liselerinde ki başörtsü
yasağını protesto amacı ile okulun önünde toplanılması için ilan
edildi. Okulda 2000 (ikibin) kız öğrenci bulunduğu halde, yaklaşık
olarak 50 veli gelmeye cesaret edebildi! Yani çoğunluğun İslâm diye
bir kaygısı yoktur. Onun için çoğunluk istemediği müddetçe de Allâh
Teâlâ yardımını göndermez. Bu böyle bilinsin!
Dünyanın dört bir tarafında Müslümanların çektiği zulümler
de, zaten çoğunluğun vurdum duymazlığındandır. Bugün, İslam'ın
hâkimiyeti için mücadele verilen Çeçenistanda ve onlar için ülkemizde
kurulan kamplarda pek çok kadın İslâmi örtünmeye riâyet
etmemektedirler! Bu durum diğer İslâm ülkeleri için de geçerlidir.
Yine ülkemizdeki pek çok hastahanenin röntgen ve ulturason
bölümlerinde, hem erkek hastalara hem kadın hastalara, erkek
görevliler bakmakta, hatta hiç gerekmediği halde bu erkek görevliler
röntgen için, kadın hastalara bütün elbiselerini çıkarmalarını
söylemektedirler. Ama itiraz edildiği zaman, kadın bir görevli
çağırıyolar ve bu görevli, hastanın elbiselerini çıkartmadan rötgeni
çekebiliyor! Acaba şuurlu bir müsüman olarak geçinen kaç kişi, bu ve
benzeri konularda titizlik göstermektedir!? Yani mes’ele, ihlâs,
samimiyet ve İslâm nimetine lâyık olup olmama mes’elesidir. Zira eğer
biz İslam'ın hâkimiyetine lâyık isek, Allâh Teâlâ herhangi bir şekilde
yardımını gönderir!
Hepimizin bildiği gibi, İstiklal Savaş'ında Gaziantep'te
Fransızlara karşı başlatılan cihad’ın birinci sebepi, bir Fransız
askerinin, Müslüman bir kadının başörtüsünü zorla çekip almasıdır!
Asrı Saadette de, Yahudilerden biri sarrafa giren bir Müslüman
kadının başörtüsünü açtığı için, o yahudi öldürülmüş ve bu durum iki
827
toplum arasında savaş çıkmasına sebep olmuştu! Yani tesettür İslam'ın
en önemli şiarlarındandır. Müslümanın gâyesi ise, İslam'ın şiarlarını
yaşamak ve yaşatmak için, elinden gelen bütün gayretini sarf etmek
olmalıdır. Zaten insanın yaratılış gâyesi de budur.
Bu konu hakkında en ince detaylara girip elde ettiğim bilgileri
buraya aktarmamın tek sebepi, Tepliğ vazifemi hakkıyla yerine
getirebilmek içindir. Zira Bakara Sûresi 159. Âyette, ilmini
gizleyenlerin Dünya’da lânete uğrayacağı, Âhirette şiddetli azaba
uğrayacağı bildirilmektedir!
Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı “Anglikan Kilisesine
Cevap” isimli kitapda ise, İslam'ın içeriğini anlatmamanın vebalı şu
delillerle dile getirilmektedir:
“Bu hususdaki Âyetlerin en şiddetlisi şudur: “İsrailoğulları
içinden inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa dilinden
lânetlendi. Çünkü isyan edip sınırı aşıyorlardı.” “Onlar (ayrıca)
yaptıkları kötülüklerde Birbirlerine engel olmuyorlardı, Andolsun
(bu) yaptıkları ne kötüdür!”1161
Bir de şu Hadis-i Şerife bakalım: “Ya tam olarak iyiliği emreder
kötülükten sıkı sıkıya yasaklarsın yahut Allâh içinizden en
kötülerinizi tepenize musallat edecek ve o zaman en hayırlınız
dua’da bulunacak, fakat kabul edilmeyecektir.”1162
Zamanımızda, Müslümanım deyipte İslam'ın emrettiği şekilde
örtünmeyen ve gerçek tesettürü kavrayamayan zavallılara, Mine
Alpay’ın şu yazısını derin bir tefekkürle okumalarını öneririm!
“Etraf başörtülü yarı çıplaklardan geçilmiyor. Tesettürle
başkaları değil ama başörtülüler fena halde dalga geçmekte. Arkadaş
zor geliyorsa çıkar kafandaki örtüyü. Sana zorla taktıran mı var Bir
salaşlık, bir derbederlik. Sanki kafasındaki iki kılı kapatınca hatun kişi,
bütün vazifelerini tamamlamış gibi vücudunu orta yere saçıveriyor.
1161 Maide, 78-79.
1162 Anglikan Kilisesine Cevap, s. 132. Yazan Şeyh Abdülaziz Çaviş, Çeviren Mehmed
Akif.
828
Acaba Müslüman kadının sadece saçı kıymetli, en mahrem vücut
azaları çok mu değersiz diye düşünmekte insanlar. Göbekler, göğüsler,
kalçalar orta yerde. Kadıncağız adeta amazon gibi sokağa fırlamış.
Önceki gün ziyaretime gelen üç bayan yazarla oturup konuştuk.
Örtülerini bayağı modernleştirmişlerdi. Belli ki bana akıl vermeye
gelmişlerdi. “Biz de zamanında bu tesettürü amma abartmışız”
deyince bayağı şaşırdım. Arkadaşlarım iyi eğitimli ve sevilen kalem
sahipleri idi ama değil pardösü, ceket bile giymeyerek incecik
elbiselerle ne büyük devrim yaptıklarını anlatmaya uğraşmışlardı. En
baştakilerdeki bozulma bütün toplumu etkilemekte. VIP
kadınlardan başlayan bir dezenfor-masyon. “Özür dileriz
cumhurbaşkanlığı sitesinde hanımefen-dinin bir düğünde çekilmiş
resmi çıkmış, düzelteceğiz”. “Ê! evladımın düğününde bile, şöyle
etrafa endamlı bir kadın nasıl olurmuş göstermeyeyim mi? Hem
bizi zevksizlikle, demodelikle suçlayan laiklere biraz zerafet dersi
vermeyelim mi?” İyi niyetinizi yüzünüzden okuyorum da.
Düğünlere katılan binlerce erkeğin meraklı bakışlarını bir kalemde
yok saymanız da size ilâhi bir artı getiriyor mu acaba? Ya da İslâmın
şöyle bir kuralı mı var Düğünlere katılan erkekler mahrem sayılmaz
mı? Gecelik gibi elbiselerle göbeği, göğsü etrafa dağıtıp salon
sahibeliği yapmanız da bir mahzurat yok mudur? Büyük başlarımız
böyle yapınca; halk çocukları da nereden bulsunlar cici salonları, şık
avizeleri, pahalı kostümleri; onlar da sokaklarda soyunmaya
başladılar. Tamam, bizim kızlar yeni örtünüyor biraz hoşgörü de,
altmış yaşındaki büyük hanımlarda da mendil kadar başa yapışan
örtüler ve göbek-göğüs hatları olabildiğince belli eden dar kostümler.
Acaba Müslüman modacılar ellerindeki makasın hakkını nasıl
verecekler pardösü değil de atletizm mayosu biçiyorlar sanki. Bütün
vücut azaları ortadadır. Tanıdığım pek çok başı açık laik bayan; bizim
başı örtülü pek çok kadınımızdan daha kapalı giyinmekteler. Yaz
sıcağında diz altı eteği üzerine ceketini ya da hırkasını giymeden
dışarı çıkmayan, neneden atadan görgülü, terbiyeli çok insan
tanıyorum. Lâkin bizim cephede bir amazonluk, bir yarı çıplaklık
829
almış başını gidiyor. Arkadaşlar zor geliyorsa takmayıverirsiniz şu
örtüyü olur biter. Ama Rabbimizin Müslüman kadınlara hediye ettiği
tesettür tacını, toza kire bulayıp ayağa düşürmeyin lütfen. Allâh
sonumuzu hayreyleye ama durum hiç iç açıcı değil. Aşağılık
kompleksleri ile acınacak durumdayız. Hem bu konuda sadece kadını
suçlamam da yersiz. En büyük suçlu, insanın erkek cinsi yine. Geçen
gün baktım anlı şanlı delikanlı, kolundaki eşi yarı çıplak. Dapdar
bir pantolon, neredeyse bağırsaklarının başlangıç ve bitiş yeri
ortada. Üzerinde uzun bir ceket yok. Derisine yapışmış bir mini
bluz. Ve bu trajik tabloya arsızca bir de baş bağlamış. Bu görüntüyü
veren kadından çok erkeğe baktım. Acaba oğlan kör mü diye. Aval
aval ağzını açmış etrafı seyreden delikanlı, yanındaki kadının yarı
çıplaklığını göremeyecek kadar aptaldı. Tesettürün bozulmasında en
büyük suçlu erkekler. Onlar açık bayanlara, televizyonun edepsiz
çıplaklarına hayranlıkla bakarken, hanımları da; o aptal beylerini
ellerinde tutabilmek için açılma yarışına girdiler. Bizim pek çok
kadınımız niçin kapanmıyor sanıyorsunuz, ya da böyle yarı çıplak
dolaşıyor derseniz; kocaları yüzlerine bakmaz diye. Rabbimiz setr
olma hususunda cümlemizin kalbine güzel ilhamlar versin.”
1163
Ruhat Mengi’nin şu yazısı ise, nefsine göre tesettür şekli ortaya
koyanlara ithaf olunur!
Yazarın; Yüksek makam sahibi birinin hanımının, giyinişi ile
ilgili yazısından bazı bölümleri buraya aktarıyorum:
“…AMA!
…Gelelim şimdi başlıktaki “ama”ya … Hanım’ın son
görüntüsüyle ilgili 1 değil 3 “ama” var...
* 1- Bu fotoğraf şimdiye kadarki en fazla makyajlı fotoğrafı ve
yakın çekimlerde âyet net görünüyor. Kipriklerde bol maskara, gözde
1163 Mine Alpay Gün, Milli Gazete, 19 Ekim 2007.
830
far, yüzde fondöten ve allık, dudakta portakal rengi ruj... Acaba
kadının bu kadar çarpıcı olması Kur’ân’daki anlatımlara uyuyor mu?
* 2- …Hanım, özürlü genç sporcularla el sıkışırken onları
öpmüş. …Onu bırakın, acaba “Kadınlar gözlerini kıssınlar, harama
bakmasınlar!” diyen Nur Sûresi’ne uyuyor mu?
* 3- Önceki kıyafetlerinden daha dar, vücudu iyice saran
kıyafeti ve makyajı yanında başını saran türbanını özenle koruduğuna
göre acaba Kur’ân’a göre sadece “kadının saçının saklanması”, tek
telinin bile gösterilmemesi mi onu erkeklerden veya haram
bakışlardan koruyacaktır?
Yani saç, kadının en mahrem yerlerinden biri midir?
Ruj… Kilit kelime!
İnanın bana şu konuya değineyim diye yazmıyorum. Bunları
samimiyetle merak ediyorum ve anlaşılmasını sabırsızlıkla
bekliyorum. Çünkü burada önemli olan nokta, Nur ve Ahzap
surelerindeki ilgili Âyetlerin, 1400 yıl önceki şartlarda kadını korumak
için inmiş olup olmadığı... Nur Sûresi 31. Âyeti “ziynet”in
örtülmesinin (kaybolan gerdanlık ve atılan iftira nedeniyle) kastedilip
edilmediği... Saçla, başla ilgili bir ifade olup olmadığı...
Eğer o günün “örtü”sünü bugünün kıyafeti yerine aynen
kullanmak gerekliyse, o zaman tek doğru giyim İran ve Suudi
Arabistan kadınının çarşafı olmalı!
Değilse ...Hanım'ın dar kıyafetleri, (Ahzap, 59’daki örtü, çarşaf
yerine) kabul ediliyorsa, yani bir Âyet çağa göre değiştirilebiliyorsa o
zaman, “baş örtmek” neden dokunulmazdır?
…Yüze sanatçı makyajı yapılıp, vücuda şık ve dar kıyafetler
giyildikten sonra sadece saçı kapatarak “İşte Kur’ân’a uydum” demek
mümkün müdür?.. Başı açık, dar tayyörlü, böylece Nur 31 ve Ahzab
59’a uymayan bir kadınla, başı kapalı, dar tayyörlü, sadece Ahzab
59’a uymayan bir kadın arasında, Kur’ân’a uyma açısından ne fark
831
vardır? (Kısa kollu kıyafet ve blujean üstü türban bu soruyu daha da
karmaşık hale getiriyor.)
Dün gazetede şöyle bir haber vardı: Yapılan bir deneyde araba
kullanan erkeklerin ayağını gazdan kesmesine neden olan kelimenin,
kadınla özdeşleşen “ruj” olduğu anlaşılmış. Saç değil, ruj...
Yorumu siz yapın. Çünkü inanın bana, ben bu çelişkileri
yıllardır tüm kafa yormalarıma, incelemelerime ve Diyanet Başkanı
dâhil, birçok din uzmanına sormama rağmen hâlâ çözemedim. Bu son
durumda ise iyice şaşırdım.
Bugüne kadar “Dindarlar/Dindar olmayanlar”, “beyaz
Türkler/zenciler” ayrımını büyük ölçüde tesettüre, kıyafete bağlı
olarak yapanlar, şimdi yeniden düşünmeliler bence.”
1164
Dar Giyeceksen Kapanma Arkadaş!
Yazı ve kitapları ile bir döneme damgasını vuran Emine
Şenlikoğlu tesettür firmalarını yerden yere vurdu: “Para kazanmak
uğruna tesettürle vurdular İslâm’ı. İslâmî tesettür diye bir şey
kalmadı. Dandik dandik örtünüyorlar. Daracık giyiniyorlar. Allâh’a
nasıl hesap verecekler?” Guatr ameliyatı geçirdikten sonra 1.5 yıl
Belçika’da tedavi gören ve romanları için araştırmalar yapan İslâmî
kesimin sivri dilli kadın yazarı Emine Şenlikoğlu, Türkiye’ye döner
dönmez Habertürk Gazetesi’ne konuştu. Şenlikoğlu’nun eleştiri
oklarından bu kez tesettür firmaları nasibini aldı. Çarşaf giyen 57
yaşındaki Şenlikoğlu: “Bir dönem Müslüman kesim tarafından da
hakarete uğradım. Televizyona çarşafımla çıkmamı yadırgadılar.
Çarşaf nedeniyle görüntüm bozukmuş. Oysa şu an İslâmî tesettür diye
bir şey kalmadı, mahvettiler. Dandik dandik örtünürlerse bu tesettür
değildir” diye konuştu. Şenlikoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “O kadar
daracık giyinen tesettürlüler var ki. Dar giyeceksen başını kapatma,
tüm vücut hatların ortada. ‘Ne yapalım bulamıyoruz’ diyorlar.
Mağaza sahipleri Allâh’a nasıl hesap verecek. Para kazanmak uğruna,
1164 Ruhat Mengi, Vatan Gazetesi, 01.11.2007.
832
tesettürle vurdular İslâm’ı. Demek ki tesettüre girenler de bozulmaya
hazırmış. Yüzünde bir kilo boya, daracık bir kıyafet, üstünde dize
kadar tunik. Zaten tesettür değil ki onunkisi. ‘Mecbur mu bırakıyorlar
seni’ diye soruyorum. Kimisi ‘Ben daha yeni kapandım’ diyor, mahcup
oluyorum. Kimisi ‘Bu da tesettür.’ diyor. İslam'da çarşaf şart değil,
ancak elbisen bol olacak, hatları belli etmeyecek.”1165
Ulusal bir radyonun suncusunun, “İslâm adına örtündüğünü
söyleyerek, daracık ve süslü-püslü giyinen kadılar için söylediği şu
sözleri de çok ibret vericidir:
“Bazı kadınlar tesettür adı altıda, göğüslerini ve kalçalarıyla
apışarasını ortaya çıkaracak şekilde pantolonlar giyiyorlar. Daracık
gömlek ve badiler giyerek dışarı çıkıyorlar. Başları ise, deve
hörgücü şeklinde acaib bir sekilde! Erkek halimle ben öyle
giyinmekten utanırım. Lütfen! Örtünecekseniz, dikkat çekici bir
şekilde giyinmeyin. Ayrıca kadınlar dışarı çıkarlarken iç pantolonu
giymelidirler. Zira çarşıya çıktığımda şahit olduğum kazalardan
ikisinde, yolda kadınlara araba çarptı ve kadınların üstündeki
elbiseler açıldı. İyi ki elbiselerinin altında iç pantolonu varmış”!
1166
İslâm, erkeklerin bile haram olan uzuvlarına dar elbise
giymesini yasaklamış ve mecburiyetten dolayı dar elbise içinde namaz
kılan erkeklere, yabancı kadınların bakmasını yasaklamıştır.1167
Bu kısmı şu Hadis-i Şerifle bitiriyorum:
“Kişinin, hanımını haram gözlerden kıskanması ve buna göre
tedbir alması imandandır. Hanımının; güzelliğinin, giyinişinin ve
süsünün beğenilmesi kasdı ile göstermesi ise münâfıklıktandır.”1168
1165 İnternet, 21.8.2010. Çarşaf giyen ve yalnız yüzleri ve elleri görülen rahibeler
Gürcistan’da bir manastırda doğal yiyecekler yiyorlar! (TRT bel. 19.06.2019.)
1166 Radyo Tatlıses, 21.7.2008. Benzeri eleştiriler, Show Tv’de ve Atv’de de dile getirildi.
(24.4.2008, Nisan, 2010.)
1167 Büyük Hadis Külliyatı, 1/200’e bakınız. İslam Fıkhı A., 2/109’a da bakınız.
1168 Müsned-i Şihab, Hadis No: 521
Tüm Hakları Saklıdır
BAŞA DÖN