önemli ibadetlerinden biri helal kazanç için

Müslümanların duyarsız kalıp, önemini kavrayamadıkları

konulardan biri de, helâl kazançtır. Hâlbuki helâl rızık için çalışmak,

en önemli ibadetlerden biridir. Çünkü bir kişinin kazandığı rızık,

bütün aileyi ilgilendirmektedir.


1492 Kanal D, 05.5.2008.

1493 Akra Fm, 30.10.2009.

922

Kişinin elde ettiği kazancının, dünya ve ahiret sadetini elde

etmesi veya kaybetmesiyle yakından ilgilidir. Çünkü kişi, kendinin ve

diğer aile fertlerinin ihtiyaçlarını bu kazançla karşılamaktadır. Onun

için bu kazanç, bir peynir mayasına benzer. Nasıl ki maya bozuk

olursa bütün sü’tü mahveder. İşte kazançta böyledir. Eğer kazanca

haram karışmışsa, bilerek ondan faydalanan herkes, dünyada da felah

bulmaz, ahirette de.1494

Zira haram kazanç, zulüm ve haksızlıkla elde edilen bir rızıktır.

Zulüm ve haksızlıkla elde edilen kazanç ise sahibine, dünyada da,

ahirette de huzur getirmez, kurtuluşa götürmez. Çünkü onun içinde

mazlumun ahı var. Bundan dolayı, Allâh Teâlâ kul hakkını kesinlikle

bağışlamıyor ve tercihi hak sahibine bırakıyor! Kişi şehid olarak ölse

bile, yine sonuç aynıdır.

Bu kazanç, ister faizle para alıp vererek veya faiz

müesseselerinde çalışma dolayısı ile ya da haram malların satıldığı

yerlerde çalışmakla elde edilsin, ister kişileri kandırarak1495 ve oyuna

getirerek olsun, ister hırsızlıkla elde edilsin veya satılan malın


1494 Yalnız burada şunu belirtelim. “Bir kadının kocası, kazancını haramdan elde

ediyora, o kadına bu haram kazançtan yemesi zaruretten dolayı caizdir. Ancak

kadın, kocasının gasp ve hırsızlık yolu ile getirmiş olduğu kazançtan yiyemez.”

İbn-i Abidin Tercümesi, 10/426, 427, 15/441.

1495 Bu konuda şu olay ibret vericidir: “Ebu’l-Hamza (Radıyâllâhü anh) anlatıyor:

“Rasûlullâh (Sallallahü aleyhi ve sellem), yanında bir kap içinde bir miktar

yiyecek maddesi satan bir adamın yakınından geçtiğini gördüm. Mübarek elini

kabın içine sokup (kontrol ettikten sonra) adama: “Sen hile yapmışa

benziyorsun. Bize hile yapan bizden değildir.” buyurdu. (Kütüb-i Sitte

Tercümesi, 17/258.) Yani başkasını aldatan, Müslüman cemaatın dışındadır.

Zamanımızda pek çok ticaret erbabı, müşterilerini çeşitli şekillerde kandırarak

satış yapmakta ve kazancına haram katmaktadırlar. Bu hareketlerin en çok göze

çarpanları ise; kalitesiz malı kaliteli diyerek satmak, kötü malları alta koyarak,

iyileri örnek olarak gösterip, kötü malları gizlice poşete koymak veya özürlü

malların özürlerini söylemeden, iyi mal diye satmak gibi İslam’a aykırı satışlardır.

Başka bir Hadis-i Şerif’te ise şöyle buyurdu: “Kim bir malın ayıbını

açıklamadan satarsa, daima Allâh’ı gazabına ve meleklerin lânetine maruz

kalır.” (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/263.) 

923

kusurunu gizlemekle olsun yahut umuma ait yolları mallarla işgal

etmek şeklinde olsun hepsi aynıdır.

Bunların yanında verilen sözlerin yerine getirilmemesinin de

ağır vebalı var! Nitekim Âl-i Imran, 77’de şöyle buyrulur: "Allah’a

verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince, işte

onların âhirette hiç nasipleri yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla

konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize

çıkarmayacaktır. Onlar için elem veren bir azap vardır." Ayrıca bir

kişi alacaklısının vadesi geldiği halde, borcunu ödemezse, yine

kazancına haram karıştırmıştır. O kişi alacaklı ile helâlleşmediği

müddetçe Cehennem'e girmekten kurtulamaz. Ayrıca bu kişi borcunu

altın değeri ile demelidir. Maalesef zamanımızda bu duruma dikkat

edenler yok denecek kadar azalmıştır. Onun için, Rasûlullâh

(aleyhisselâm)’ın haber verdiği, emanetlere önem verilmeyecek olan,

acıklı vaktin yani ahir zamanın geldiğini zannediyorum.

Bir Hadis-i Şerif'te şöyle buyruluyor: “Emaneti olmayanın

îmanı, sözünde durmayanın dini yoktur.”1496 Âl-i Imran, 77’de ise

şöyle buyrulur: “Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık

satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet

gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları

arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.”

Emanete hıyanetlerden biri de, imalâtçıların, söz verdiği işleri

zamanda bitirmemesi veya bitirse de, kalitesinde hile tapmasıdır.

Maal’esef bu konuda Müslüman olmayanlara imreniyoruz. Bir örnek:

“Almanya’da iş yapan bir Türk: “Ben Avrupada bir iş yaptıracağımda usta;

‘tamam’ dedi mi iş bitmiştir. Her şeyi detayı ile yapar, sözünü yerine getirir,

yazıya gerek duyulmaz! Türkiye’de ise sözleşme imzaladığım halde söz yerine

getirilmiyor.” dedi! (Beyaztv., 28.07.2020.)


1496 İmam Ahmed, Müsned c III/135 hadis no: 13225; İbn Hibban, Sahih hadis no: 194;

Beyhaki, Süneni Kebir hadis no: 17349; Bezzar, Ebu Yala, İbn Şeybe, Musannef

hadis no: 29817Taberani; Mucemül Evsat hadis no: 2679. Hadis sahihtir. Farklı bir

Hadis için, Büyük Hadis Külliyatı, 3/162’ye baknız.

152; Enfal, 56; Ra’d, 20; Nahl, 91 ve İsra, 34’e bakınız.

924

Bir istatisk’e göre; insanlara güven, Anadolu’da % 15;

sahillerde % 12; Norveç’te % 70; İsveç’te % 80’dir. (CNN tv.,

9.6.2017.)

Yine bir kişi parasını kendisi çalıştırmayarak başka bir kişiye

veya kuruluşa, faiz karşılığı verdiğinde, ondan elde ettiği fazla para da

haramdır. Çünkü İslâm, faizi haram kılmış ve kâr zarar ortaklığı

karşılığında elde edilen kazancı helâl kabul etmiş ve bunu teşvik

etmiştir. Ayrıca İslâm ne kazanılıp, ne kaybedileceği önceden belli

olmadığı için, işin başında belirlenen kâr şekillerine de ruhsat

vermemiştir. Yani İslâm, iki ortaktan birinin ezilip, diğerinin

sivrilmesine müsaade etmemektedir. Bilhassa dinimiz, iki tarafı da

gözeterek, kâr ve zararda hisseleri nisbetinde etkilenmelerini

sağlamıştır.

Ayrıca İslâm, toplumsal dayanışmayı gerçekleştirmek ve

Müslümanlar arasında yardımlaşma şuurunu yerleştirmek için ödünç

para vermeyi tavsiye etmiş ve bunu yapabilenlere, nafile sadakaya

nisbetle sekiz derece fazla sevap verileceğini müjdelemiştir.1497

Kul hakkı ile ilgili konulardan biri de, izinsiz internetten

faydalanma hırsızlığıdır. Şöyle ki: Bazı kişiler internete abone

olmadan, komşusunun hattından faydalanmakta ve gelen ücreti

bölüşmektedirler. Bu işlem tam bir modern hırsızlıktır. Zira ilgili

firmadan izin alınmadan faydalanılmaktadır!

Netice olarak şunu söyleyebiliriz. Mademki haram kazancın

çok ağır bir vebali var. O halde, hayatımızın her safhasını yakından

ilgilendiren bu tehlikeye karşı dikkatli olmalıyız. Mazlumun

bedduasını almaktan kaçınmalıyız. Zira bir Hadis-i Şerif'te

bildirildiğine göre, Allâh Teâlâ iki kişinin cezasını dünyada vermeden

canını almaz. Bunlardan biri, anaya babaya asi olan kişi, öbürü de,

mazlumun ahını alan kişidir.


1497 Ödünç alan, önceden konuşmaksızın fazla verebilir. Vadeli alacağın erken

ödenmesi halinde, indirim yapılmasını İbn-i Ömer hoş görmeyip yasakladı.

(Büyük Hadis Külliyatı, 2/338.) İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/516. Bu indirime fetva

veren de olmuştur. (İbn-i Âbidin Reddü’l Muhtar Tercümesi .11/87’ye bakınız.)

925

Ayrıca haram yiyen kişi, son nefesinde ruhunu teslim etmede

de çok zorluk çeker. Çünkü böyle kişilerden rahmet melekleri uzak

dururlar. Bu tip kişilerin arkadaşları şeytanlardır. Şeytan ise, insanın

îmansız ölmesine çalışır. Onun için her Müslüman, haram

kazançlardan uzak durmalı, kendine hakkı geçenlerle helâlleşmeli,

eğer faiz işleri ile ilgisi varsa, bu ilişkiyi kesmeli ve ana parayı alıp,

faizini bankada bırakmayarak, bir fakire veya bir vakfa vermelidir. Bu

verdiği faizden ise sevap beklememeli. Çünkü haramdan sevap

beklemek küfürdür. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te: “Kazancı haram olan

kimse; onu tasadduk ederse, sadakası kabul olmaz. Yanında

alıkoyarsa, kendisi için Cehennem azığı olur."1498 buyrulmuştur.

Şimdi konu ile ilgili bazı Hadis-i Şerifleri aktararak, haram

kazancın kötülüğünü ve helâl kazancın güzelliğini daha iyi

kavramaya çalışalım.

Rasûlüllâh (aleyhisselâm)’ın, helâl kazancın önemi hakkındaki

şu buyrukları çok dikkat çekicidir:

“Helâl kazanç yollarını araştırarak bulmak, her Müslüman’a

farzdır.”1499

“Çoluk çocuğunun geçimini helâlinden kazanmaya çalışan,

Allâh yolunda cihad eden gibidir. Namusu dairesinde helâlinden

dünya (geçiminin) peşinde olan, şehidler derecesindedir.”1500 “Kırk

gün helâl yiyenin kalbini Allâh Teâlâ nurlandırır ve hikmet

pınarlarını (gözlerini), kalbinden lisanına akıtır.1501 “Helâl yemek ye,


1498 İhyaü Ulümi’d-Din, 2/238. Ayrıca konu ile ilgili olarak, Tirmizi, Kitabü’s-Savm, 3;

Hak dini Kur’ân Dili, 6/237’ye de bakınız. Bir Âyette şöyle buyrulur: “Ey iman

edenler! Kazandıklarınızın ve size yerden çıkardığımız şeylerin helâl ve temiz olanlarından

bağışta bulunun. Kendinizin ancak göz yumarak alabileceğiniz kötü şeylerle hayır

yapmaya kalkmayın. Şunu bilin ki Allah'ın kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; O her

türlü övgüye lâyık olandır.” (Bakara, 267.)

1499 İhyaü Ulümi’d-Din Tercümesi, 2/234.

1500 Age., 2/235.

1501 Age., 2/235.

926

duan kabul olsun.”

1502 “Parasında bir dirhem haram olduğu halde,

on dirheme bir elbise satın alan kimsenin, üzerinde o elbiseden bir

parça bulunduğu müddetçe namazı kabul olmaz.”1503 “İbadet on

cüzdür (bölümdür), dokuzu helâl nafaka aramaktır.”

1504 “Allâh

katında bir dirhem faiz, otuz zinadan daha şiddetlidir.”

1505 “Mide,

bedeninin havuzudır. Bütün damarlar oraya uğrar ve oradan

geçerler. Mide sağlam ise (mideye giden yiyecekler helâl ise),

damarlar da sağlam ve sıhhatli olarak oradan geçerler. Mide çürük

ise (mideye girenler haram ise), damarlar da çürük olarak

geçerler.”1506 “…Eğer zekâtını verirsen, üzerindeki borcu ödemiş

olursun. Kim haram malı toplarsa, sonra da onu tamamen sadaka

olarak verse bile, o maldan kendisine bir sevap ulaşmaz. Üstelik

vebalı üzerinde kalır.”1507

Aslında yüce dinimiz İslâm; Âhiret için olduğu kadar Dünya

için de meşru bir şekilde çalışmayı emretmiş ve şuurlu Müslümanların

zengin olmalarının, büyük bir mürüvvet olduğunu bildirmiştir.

Nitekim bir Hadis-i Şerif'te “veren elin alan elden üstün” olduğu

haber verilmiştir. Bir Âyet-i Kerîme’de ise, “Dünya nimetlerinin,

Mü’minler için yaratıldığı, kâfirlerin, Mü’minler sayesinde

rızıklandığı bildirilmiştir.”1508 O zaman Müslüman rızkını alın teri ile

ve meşru yollardan elde etmeye gayret göstermelidir. Fakat hırsa

kapılıp daha çok kazanmak amacı ile kişi kendini yıpratmamalı ve

böylece dünya ve ahiret vazifelerinin aksamasına sebep olmamalıdır.

Zira aşırı çalışmakla, ezelde takdir edilen rızık değişmez. Bunun

aksini düşünmek ise kişiyi küfre götürür.


1502 Age., 2/235.

1503 Age., 2/236.

1504 Age., 2/236; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/265.

1505 İhyau Ulumü’d-Din Tercümesi, 2/238.

1506 Age., 2/238.

1507 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 6/348. Haram kazançlar için, age., 14/332 ve 343’e bakınız.

1508 Araf, 32’ye bakınız.

927

O zaman Müslüman, rızık için helâl yoldan bir sebepe sarılmalı,

her halinde Allâh Teâlâ’nın korkusunu nefsine hâkim kılmalı ve işin

sonucunu Allâh (Celle celâlühü)’a bırakmalıdır. Allâh Teâlâ, böyle

halis niyete sahip olanları ummadığı yerlerden rızıklandırır. Nitekim

bir Âyet-i Kerîme’de bu durum şöyle ifade edilmektedir:

“Kim Allâh’tan korkarsa (onun emrine uyar, yasaklardan

kaçarsa, sıkıntılarında) ona bir çıkış yolu gösterir ve ona beklemediği

yerden rızık verir. Kim Allâh’a tevekkül ederse, ona yeter. Şüphesiz

Allâh emrini yerine getirendir. Allâh her şey için bir ölçü

koymuştur.”

1509

Başka bir Âyet-i Kerîme’de ise: “O ülkelerin halkı haramlardan

sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket

kapıları açardık, fakat yalanladılar. Biz de ettikleri yüzünden

yakalayıverdik.” buyrulmuştur. 1510

Eğer Mü’min kişi, Allâh Teâlâ’nın gönderdiği ölçüler

doğrultusunda bir hayat sürmez, işinde ve diğer hareketlerinde

haramlardan uzaklaşmazsa, ahiretini kaybetme ihtimali olduğu gibi,

dünyada da rızık darlığından ve diğer sıkıntılardan kurtulamaz.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu durum açık bir şekilde bildirilmektedir.

“Artık benden size Hidâyet geldiğinde (farzları ve haramları

gösteren bir rehber geldiğinde), kim benim Hidâyetime, rehberime

uyarsa, o sapmaz ve bedhah olmaz. Kim de benim zikrim (olan

Kur’ân’ın hükümlerin)den yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir

hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak dirilteceğiz.”1511

Bütün bu ikaz ve müjdelere rağmen, zamanımızda

Müslümanların tamamına yakını, kazancında İslam'ın belirlediği helâl


1509 Talak, 23. Yine bu konu ile ilgili olarak, Maide, 66’ya da bakınız.

Ayrıca Hud Sûresi’nin 52. âyetinde bildirildiğine göre, günahlara pişman olup

tevbe ve istiğfar yapmak da rızkın bollaşmasına sebep olur. Bu konuda bir Hadis

de ise şöyle buyruluyor: “Rızkı tamamlanıncaya kadar hiç kimsenin ölmeyeceği

bana vahyedildi. O halde Allâh’a karşı gelmekten sakının. Rızkınızı elde

ederken güzel yol izleyiniz.” (Keşfü’l-Hafa, 1/231.)

1510 A’raf, 96.

1511 Tâha, 123, 124.

928

ve haram ölçülerini dikkate almamakta, çalıştırdığı işçinin ücretini

tam vermemekte veya zamanında ödememekte ve en kolay yoldan

kasasını ve kesesini doldurmaya çalışmaktadır. Haram yoldan

kazandığı her bir kuruşun kendisi için cehennem ateşi olduğunu

düşünmemektedir.

Bunun yanında, işçi ve ustaların çoğu da, yaptığı işin hakkını

vermemektedir. Yani işine, ya hile karıştırmakta veya eksik yapmakta

ya da vakitten çalmaktadır. Sonra da, kazancının bereketinin

azlığından şikâyet etmektedirler!

Nitekim böyle bir zamanın geleceği bir Hadis-i Şerif'te haber

verilmiş ve şöyle buyrulmaktadır: “İnsanlar üzerine öyle bir devir

gelecek ki, kişi kazancının helâlden mi haramdan mı geldiğine

aldırmaz. Böyle kişilerin hiçbir duası kabul edilmez.”1512

Ayrıca yukarıda da dediğim gibi, haramlara ve helâllere

dikkat edilmediğinde, dualar kabul olunmadığı gibi, kazanılan

rızkın bereketi de gider. Böylece geçim sıkıntıları baş gösterir.

Rasûlullâh (aleyhisselâm) bu konuda şöyle buyurur: “Ömrü sadece

yapılan iyilik arttırır, kaderi yalnız yapılan dua geri çevirir, şu da

bir gerçek ki kişi işlediği günah sebepi ile rızıktan mahrum kalır.

(Rızkı azalır.)”1513

Rızık’a haram karışmaması için alışverişte dikkat edilecek

bazı hususlar:

Yukarıda da söylediğim gibi rızkın temiz, yani helâl olması çok

önemlidir. Çünkü insanın bütün maddî ve manevî varlıkları, rızıkla

yakından ilgilidir. Rızıkın temiz ve tîb olması için, dikkat edilecek


1512 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/313. Bir Hadis-i Şerif’te; “Çalıştırdığı işçinin ücretini

vaktinde vermeyenlerin, Allâh Teâlâ’nın düşmanı olduğu” bildirilmektedir.

(Kütüb-i Sitte Tercümesi,16/292.)

1513 İbn-i Mace Tercümesi, 10/247. Kütüb-i Sitte Tercümesi, 16/328. Ekmeğe

hürmetsizlik de rızkın azalmasına ve kişinin rezil bir duruma düşmesine sebep

olur. Bir Hadis-i Şerif’te bu durum şöyle dile getirilmiştir. “Ekmeğe saygı

göstermeyen toplumu, Allâh açlık belasına çarptırır.” (El-Makasül hasene, 78.)

929

hususlardan biri de, alışverişlerimizin İslâmî kurallara uygun

olmasıdır.

Fakat buna rağmen ne yazık ki, Müslümanların en çok gafil

davrandıkları konulardan biri alışverişleridir. Öyle ki pek çok kişinin

yaptığı alım satım, İslam'a göre fasid (bozuk) olduğu halde, bu

durumun farkında değillerdir. Hâlbuki fasid alışverişler de, faiz gibi

haramdır.1514

Onun için ben burada, fasid alışveriş konusunda özet de olsa,

birtakım bilgiler vermeyi faydalı gördüm. Şimdi bu bilgileri maddeler

halinde sıralıyorum.

1- Ortada mevcud olmayan bir malın satışı caiz değildir. Yani

görülmeyen ve özellikleri bilinmeyen bir malın satışı geçersizdir.1515

 Bir kısım değerli evrak’ın itibarını satmak da bu konuya girer.

Mesela: Bazı eczacıların, diplamalarının kullanma hakkını para

karşılığında satması veya devletin verdiği pancar ekme ruhsat

kâğıdının veya benzeri evrakın kullanma haklarını para karşılığında

satmak gibi. Zira burada satılan, İslâmın mal olarak değerlendirdiği

bir şey değidir. Yani ortada bir mal yoktur. Onun için bu belgeleri para

veya başka bir şey karşılığında satmak caiz değildir. (Nitekim Konya

müftülüğü de bu doğrultuda fetva vermiştir. 2.9.2010.)

2- İnsanın henüz mülküne geçmeyen malın satışı da caiz

değildir. Yani kaydı veya tapusu kişinin üstüne geçmeyen bir malı,

başkasına satmak caiz değildir. Kayıt ve tapu gerekmeyen veya

taşınabilen malların satılabilmesi için ise, o malın, kişinin elinde

bulunması gerekir. Zira Hadis-i Şerif'te; “Bir şey satın aldığın zaman,

onu elde etmeden başkasına satma!” “Ancak malik olduğun şeyi

satabilirsin.” 1516 buyrulmuştur.

3- Henüz fiyatı tespit edilmemiş bir malın satışı da fasiddir, caiz

değildir.


1514 İbn-i Abidin Tercümesi, 9/465; 10/298 ve devamı; 11/110, 112.

1515 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/254’e bakınız.

1516 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/126, 368; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 1/449-450.

930

4- Delinin, bunağın ve aklı ermeyen çocukların satış yapmaları

da geçersizdir.

Bir çocuk yedi yaşına geldi mi, %100 kendi menfaatine olan

pazarlık işlemini yapabilir (Hediye kabul etmek gibi) Çocuğun

menfaatine mi zararına mı olduğu kesin belli olmayan konularda yedi

yaşına girmiş bir çocuğun alışveriş yapabilmesi, velisinin izni ile

mümkündür. Kesin zararına olan konularda ise, velisi izin verse bile,

pazarlığı geçersizdir.1517

5- Kadının ve erkeğin saçlarının ve diğer organlarının satışları

caiz değildir.

6- Koyun ve diğer hayvanların, üstündeki yünü, derisi ve diğer

uzuvları, hayvandan ayrılmadığı müddetçe, satışı caiz değildir.

Zamanımızda maalesef pek çok kişi, yün kırkılmadan ve hayvan

boğazlanmadan yün ve derilerin satışını yapmaktadırlar.

7- Başak haline gelmeyen ekinlerin satışı da caiz değildir. Ama

hasada elverişli değilse, hayvanlara ot yapmak kaydı ile satılabilir.1518

Yine olgunlaşması belli olmayan meyvenin satışı da caiz değildir. Bu

konudaki bir rivâyet şöyledir: “Rasûlullâh (Aleyhissalâtü vesselam)

olgunlaşacağı belli olmadıkça meyvenin satılmasını, hayvanın

sırtındaki yünün satılmasını ve memedeki sütün satılmasını

yasakladı.”

1519

Yine aynı konuda Enes (Radıyâllâhü anh)’ten şöyle rivâyet

edilmiştir: “Rasûlullâh, meyve ortaya çıkmadıkça satışını yasakladı.

Enes; ortaya çıkması ne demektir?” deyince Rasûlullâh “kızarması

ve sararması demektir.” dedi. Sonra dedi ki, eğer Allâh meyveyi

vermeyecek olursa, sizden herhangi bir kimse kardeşinin malını

neyin karşılığında almış olacaktır?”

Bu konuda İbn-i Ömer ise Rasûlullâh’tan şöyle rivâyette

bulundu: “Rasûlullâh, hurma kızarmadan yahut sararmadan önce


1517 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi., 5/91,95; Fıkıh Dersleri, 95.

1518 El İhtiyar, 1-2/255-262. (Yeni düzenlemeye göre yapılan kitabın Arapçası.)

1519 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi; 5/291, 340, 348; Ahkâm Hadisleri, 4/423.

931

satışını ve bir felaketin gelmeyeceğinden emin oluncaya ve

ağarıncaya kadar (buğday) başağının satılmasını yasaklamıştır.”

1520

Ağaç dalındaki meyvelerin satışı için bir kısmının olgunlaşması

yeterlidir.1521

8-a) Selem akdiyle bir pazarlık yapıldığında, paranın veya para

yerine verilecek maddenin, pazarlık meclisinde, malı hazırlayacak

kişiye teslimi şarttır. b) Ayrıca, hazırlanacak malın kalitesi, c) Diğer

özellikleri, d) Teslim edileceği zamanı belirtilmelidir. e) Bunların

yanında, malın misli olması, yani çarşıda benzerinin her zaman

bulunabilir, f) Miktarı bilinen bir mal olması gerekir. g) Bir de,

hazırlanması istenen mal; altın, gümüş ve diğer para cinslerinden

olmamalıdır. h) Ayrıca istenen mal o anda hazır durumda olmayıp,

gelecekte hazırlanmalıdır.1522

9- Zamanı belli olan vadeli satışlar caizdir. Zamanı kesin belli

olmayan “vadeli satışlar” ise fasiddir. Yani harman zamanı, sonbahar,

bağ bozumu ve benzeri kesin günü belli olmayan zamanlara atıfda


1520 Age., 5/344; Kütüb’i Sitte Tercümesi, 1/457.

1521 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/344, 345.

1522 El-ihtiyar, 1-2/269-276; İbn-i Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/233, 234, 237,

239; Ebu Hanife/382-392; İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/437.

Selem akdi: Para peşin, mal ise belirlenmiş bir zaman sonra teslim edilme

şartıyla yapılan pazarlıktır. Yalnız yukarıda da değindiğim gibi, bu akidde malın

özelliklerinin belirlenmesi de şarttır.

“Ağaçlardaki meyveler hakkında selem akti yapmak için olgunlaşması

gerekmesi ve selem akdi için rehin bırakılmasi gerektiği ile ilgili olarak”, Kütüb-i

Sitte Tercümesi, 17/266’ya ve Büyük Hadis Külliyatı, 4/531-537’ya bakınız.

Selem akdine konu olan mal kesintiye uğrarsa, konu ihtilaflıdır. Ama bu

konuda Akdin fesih olunmasına dair Hadis var. (Büyük Hadis Külliyatı, 4/536.)

Satıcının fiyatı yüksek söyleyerek, kademe kademe aşağı indirmesi veya

alıcının fiyatı düşük tutarak, azar azar yükseltmesi doğru bir davranış değildir.

“Zira Peygamber efendimiz, böyle davranışlarda bulunduğunu söyleyen bir

kadını uyarmıştır”. (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/256’ya bakınız.)

Ama şu bir gerçek ki, halkın çoğunluğunda bu uygulama hâkimdir. Herhalde

bu durum daha çok güven bunalımından ve alışkanlıktan ileri gelmektedir. Gerçi

büyük marketlerde ve yedek parça sanayinde, bu uygulama yaygın bir şekilde

görülmektedir.

932

bulunarak yapılan vadeli satış caiz değildir. Halk arasında örf haline

gelmiş şartlarla akit fasit olmaz.1523

Ayırca bir Hadis-i Şerif’de bildirildiğine göre, şartlarına riâyet

edildiği takdirde, vadeli satışlar bereketli de olur. Bu konudaki bir

Hadis-i Şerif'te şöyle buyruluyor: “Üç şey vardır ki, onlarda bereket

vardır: “Belli bir vade ile olan satış, Mukaraza (sermayede oluşacak

zarar, sermaya sahibine ait olmak üzere kârda ortaklık muamelesi) ve

satmak için değil, ev için buğday-arpa karışımı.”1524

Bu konuda, Rasûlüllâh (Aleyhissalâtü vesselam)’ın bir

uygulaması ise şöyledir: “ Rasûlüllâh Efendimiz bir gazve dönüşü;

Cabir efendimizin devesini, sırtı (binme ve yük yükleme hakkı) yol

boyu Cabir’e ait olmak üzere satın alır. Cabir, anlaşma gereği

deveye Medineye gelinceye kadar biner. Medine’de Rasûlüllâh(

Aleyhissalâtü vesselam) devenin parasını verir, deveyi de Cabir’e

hediye olarak geri verir.1525

Yine Peygamber efendimizin Yahudilerle veresiye alış veriş

yaptığı ile ilgili rivâyet için, Büyük Hadis Külliyatı, 3/133’e bakınız.

Bu konuda başka bir Hadis-i Şerif ise şöyle: “Aişe (radyAllâhü

anhe) anlatıyor: “Rasûlüllâh (Aleyhissalâtü vesselam) bir Yahudi’den,

veresiye yiyecek satın aldı. Rehin olarak zırhını verdi.” 1526


1523 İbn-i Abidin Tercümesi, 10/376, 386, 391.

1524 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/267. Konu ile ilgili olarak, Büyük Hadis Külliyatı,

5/37’ye de bakınız.

1525 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 12/377. Konu ile ilgili aynı eserin, 6/190’a da bakınız.

1526 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 6/325-326.

Konu ile ilgili olarak ve borcun vadesinden önce ödenmesi durumunda,

kârdan indirme durumu için, İbn-i Abidin Tercümesi, 17/316’ya bakınız. Bu

konuda şöyle bir rivâyet var. “Salim Radıyâllâhü anh anlatıyor: “İbn-i Ömer’e

belli bir vâde ile bir başkasında alacağı olan adam, parasını daha çabuk

alabilmek için bir kısmından vaz geçecek olsa? diye sordular. İbn-i Ömer bunu

hoş görmedi ve bu davranışı yasakladı. İbn-i Abbas ise buna caiz demiştir.”

Zeyid bin Sâbit ise böyle bir işlemi caiz görmemiştir.” (Kütüb-i Sitte Tercümesi,

1/546-547.)

Zayıf bir Hadis’te, vâdesinden önce ödenen borçta indirim yapmak

yasaklanmıştır. (Büyük Hadis Külliyatı, 2/332’ye bakınız.)İkinci rivâyetten, vadeli satışın caizliği yanında, iki tarafa zarar

vermeyecek şartlı satışların da caiz olduğu görülmektedir.

10- Aynı cins malları göz kararı ile Birbirleri karşılığında satmak

caiz değildir. Bu tür malları karşılıklı satarken, ölçü aleti

kullanılmalıdır.1527

11- İslam'ın yasakladığı malları satmakta caiz değildir. (İçki

çeşitlerini, kumar aletlerini, İslam'a uygun olmayan elbiseleri veya

müzik aletlerini, Sigarayı satmak gibi.) Zira bu gibi malları satmak

haramdır.1528

12- Yine zorlamakla veya şaka yolu ile yapılan alışverişler

de geçersizdir. Bunların yanında, aldanma ihtimali olan

alışverişlerde, caiz değildir. Mesela; anne karnındaki yavrunun

satışı, bir ineği, şu kadar süt vermesi şartı ile satın almak veya

zararsız teslim edilme imkânı kesin olmayan bir malın satışı, bu

tür fasit satışlara girer.

13- Bir tüccar, herhangi bir malı, “zaruri ihtiyacı olan” bir

kişiye fırsattan istifade ederek, değerinden çok fazlaya satması

veya daralan bir kişinin malını, değerinden çok düşük fiata satın

almak da caiz değildir. Bu satışa, mahkeme de karar verse

böyledir.1529

14- Ev yaptırmak, dükkân sahibi olmak, evlenmek veya benzeri

durumlardan dolayı, faizle para almak caiz değildir. Zira zaruretler

ölüm korkusu, ağır hastalık veya mala ya da cana zarar gelme korkusu

durumunda geçerlidir.1530 Bu konuda ileride daha geniş bilgi

verilecekir.


Borç para alanın daha iyi şekilde (fazlası ile) ödemesi ile ilgili olarak,

Kütüb-i Sitte Tercümesi, 1/545’e bakınız.

1527 İbn-i Abidin Tercümesi, 10/70, 11/22; Büyük Hadis Külliyatı, 2/325.

1528 İbn-i Abîdin Tercümesi, 11/112, 137; İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/140, 358.

1529 Age., 10/323.

1530 “Zaruret; İnsanın, hayatını devam ettirebilmesi için, mutlaka ihtiyaç duyduğu

şeye denir.” (Berkîtî, et- Tarifâtü’l-fıkhıyye, s.75; Diyanet İlmi Dergi, sayfa, 144,

sayı,4, 2017.) Kur’ân ve sünnette faizin azı da çoğu da haram kılınmıştır. İslâm

Fıkhı Ansiklopedisi, 5/495, 497, 507; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 1/523-526. 

934

15- İ’ne satışı denilen, yani para ödenmeden satılan malı,

“satanın daha düşük fiyatla o malı satın alandan geri alması”,

şeklindeki alışverişte haramdır. Zira bu satış şekli Hadis-i Şeriflerde

yasaklanmıştır.1531

Yani bir kişi sattığı malı, müşteriden tekrar geriye alması

durumunda; eğer malı alan kişi, parayı satıcıya ödememişse veya

veresiye almışsa, bu alışveriş geçersizdir. Bu iş vekil aracılığı ile

yapılsa yine geçersidir, caiz değildir.

Ancak paranın cinsi değişse veya mal ayıplansa, ya da mal

üçüncü bir şahsa geçse ve bu kişi birinci şahsa malı satsa caiz olur.1532

16- Hulle, yani bir kadının boşandığı önceki kocasına nikâhının

helâl olabilmesi için, ikinci bir kocaya nikâhlanması da fasittir ve bu

nikâh iptal edilir. Zira peygamberimiz bu nikâh şekli için “Allâh

muhallile (helâl kılıcıya) da, helâl kılınana da lânet etsin”

buyurmuştur.1533


Bir Hadis-i Şerif’te: “Faiz yetmişüç kapıdır. (çeşittir) ” Başka bir Hadis-i

Şerif’te ise: “Faizle malını artırmaya çalışan hiçbir kimse yoktur ki, işinin

akibeti malının azalmasına sebep olmasın.” buyruluyor. (Kütüb’i Sitte

Tercümesi, 17/265.) Tabii ki burada kastedilen bereketsizlik, Müslümanlar için

söylenmektedir. Zira dünya kâfirin Cennet’idir.

 Bir kişinin eline, faiz parası geçse, ya da iki taraflı bahse girilse, bahsi kazanan

kişi, eline geçen para veya eşyadan kendi faydalanamaz. Eğer bir fakire verilirse,

Bu paradan veya eşyadan sevap beklemek kişiyi küfre götürür. Zira haramda

sevap yoktur. (Fıkh-ı Ekber Tercümesi, s. 474’e bakınız.) Haram yiyeceklerin

develere yedirilmesini bildiren Hadis için, Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/332, 343’e

bakınız.

Ben derim ki, haram para veya haram mal fakire verilirse, verene düa

edecektir. Halbu ki haram bir şey için dua etmek caiz değil. O zaman böyle bir

düaya vesile olmadan, belediye gibi kuruluşlara vererek, tuvalet ve yol gibi

umuma ait yerlere harcanması sağlanmalıdır!

1531 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/326, 327, 360, 365.

1532 Age., 9/486, 524; 10/359.

1533 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi; 5/35, Neylül Evtar, 5/138.

Bir kattan fazla inşa edilen binalar, komşunun güneşine ve havasına engel

oluyorsa yıktırılır. (İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/35.)

935

17- Karşılığı olmayan işlemden alınan parada haramdır.1534

18- Bir pazarlık içerisinde iki pazarlık, bir satışta iki şart,

olmayan malın, yani ele geçmeyen malın satışı ve sonra teslim etmek

şartıyla malın satışı yasaktır. Bu konudaki ilgili Hadis ise şöyledir:

Ebu Hureyreden, “Rasûlullâh tek bir satışta iki satışı

yasakladı.” Amr Bin Şuayb’dan; “Rasûlullâh şöyle buyurdu; a) hem

selem hem satış, b) bir satışta iki şart ve c) tazmin etmeyeceği şeyin

(teslim almadığı malın) kâr ve yanında olmayan şeyi satman helâl

değildir.” İbn-i Ömer’den; “Rasûlullâh tüccarlar mallarını satın

aldıkları yerde satmalarını, onları yükleri arasına koymadıkça

(teslim almadıkça) yasaklamıştır.”1535

Yani Akdin gereği olmayan, akde uygun olmayan ve tek tarafa

menfaat sağlayan şartlı satışlar da fasiddir. Tekrar geri almak şartı ile

bir malı satmak veya borç vermesi şartı ile ya da başka bir menfaat

sağlaması şartı ile bir şeyi satmak gibi. Bir Hadis-i Şerif'te: “Borç şartı

ile satış,bir satışta iki şart,ve yanında bulunmayan şeyin satışı caiz

değildir.” 1536 buyrulmaktadır.

Ebu Hüreyre efendimizden gelen baş bir rvayette ise: “Kim bir

satışta iki ayrı satış belirlerse, onun için en noksan olanı vardır.

Aksi durumda faiz söz konusu olur” buyrulmaktadır.1537

“Bir satışda iki satış” hükmünde Âlimler ihtilâf etmişlerdir. Bu

yorumlardan ikisi şöyledir: a- “İbn-i rifaa hâkimden şöyle aktarmıştır:

Bir satıcı. “Bu malı sana peşin 5 TL’ye, veresiye olarak ise 10 TL’ye

sattım” dese, ama belirlenen fiyatın birine pazarlığı bağlanmadan

müşteri malı alıp götürse, müşterinin malı belirsizlik üzere kabul

etmesi ile gerçekleşen bu satış caiz değildir. Ama müşteri malı teslim

almadan, bu iki şıktan birini kabul ettiğini söylerse, satış geçerli olur.


Fasit alışverişlerle ilgili geniş bilgi için İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/35, 289-360’a

bakınız.

1534 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/200.

1535 Kütübi Sitte Tercümesi, 1/508, 512; İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/126, 365-366.

1536 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/126, 365-366; Sübul’üs-selam.

1537 Age., 1/509. 

936

Nitekim İmam Şâfii de bu görüşü ayrı bir yorum olarak ortaya

koymuştur.

Bu konuya şöyle bir örnek de verilebilir: Satıcı müşteriye: “Şu

elbiseyi sana 50 TL’ye sattım” dedikten sonra, malı teslim etmeden:

“Hayır 100 TL’den aşağı olmaz” demesi gibi.

b-”Kişi bir ölçek buğdayı, bir ay vâde ile 10 TL’ye satın alır. Ay

dolunca, satıcı borçlu olana: “Senin, bendeki bir ölçek buğdayını, iki ay

vâdeli olarak bana iki ölçek buğdaya sat.” İşte bu tarz bir alım-satım,

“bir satışta iki ayrı satışın” belirlenmesi demektir. Zira Ebu Hüreyre

Hadis’inde: “Onun için en noksan olana hakkı vardır” cümlesi, az

olan fiyatı kabul etmekte bir sakınca olmadığını göstermektedir.”1538

19- Şarap yapımcısına üzüm satmak, bira yapımcısına arpa

satmak haramdır. Zira şarabı satan ve yapan gibi şarapçıya üzüm

satanda lânetlenmiştir.1539


1538 Age., 5/328, 330, 333; Ahkâm Hadisleri, 4/428-429; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 1/508-

512. Aynı konuda başka bir Hadis için Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/254’e bakınız.

Yasağa rağmen ortada olmayan bir malı alan kişi, muhayyerdir. (Malı almak

veya almamakta serbesttir.)

Yine kişi aldanmaktan korkarsa, sağılır koyun veya inek aldığında üç gün

deneme hakkı vardır. (İslâm Fıkhı Ansiklopedisi 5/321, 403’e bakınız.)

Peşin satılan malı, alan kişinin veresiye olarak, satana geriye satması caiz

değil. (Büyük Hadis Külliyatı, 2/334.) Alışveriş yapan kişiler Birbirlerinden

ayrılmadıkça muhayyerdirler. (Büyük Hadis Külliyatı, 2/339-340.) Satılan mal geri

verilirse, kullanma bedeli istenmez. (Büyük Hadis Külliyatı, 2/340. Hayvanın

sütünü sağma bundan hariçtir. Böyle bir durumda süt değerlendirilir. (Büyük

Hadis Külliyatı, 2/330.)

Devlet’in pazarcılardan ve maden işletenlerden vergi alması ile ilgili olarak,

Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/327-328 ve 17/260; Büyük Hadis Külliyatı, 2/325’a

bakınız.

İslam’da, devletin ceza alma hakkı vardır ve onun için ceza faiz değildir. Bilgi

için, Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/481’e bakınız.

Arazinin hangi şartlarda kiraya verilebiliceği ile ilgili olarak da, yine age.,

17/307’ye bakınız.

Yine borca karşılık kabala mal vermenin caiz olduğunu bildiren Hadis için,

age., 15/319’a bakınız.

1539 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 7/241; Ahkâm Hadisleri, 4/435.

937

Ebu Hanife bu konuda şöyle demektedir: “Şarapçıya üzüm

satmak konusundaki pazarlığın geçerli olması, satışın helâlliğine

dalalet etmez. Zira böyle bir işlem kerih (çirkin), haram bir fiil ve fasit

bir itikattir. Nitekim kusurunu gizleyerekten bir malı satmak da

böyledir.” “Kerih, mekruh: “Beğenmemek, çirkin görmek” anlamlarına

geldiğine dair bilgi için; Tevbe, 48, 54, 81 ve Muhammed, 9, 26 ve29’

bakınız.

İmam Malik ve İmam Ahmed Bin Hanbel ise: “Böyle bir işlem

kökünden batıldır ve haramdır. Zira harama ulaştıran durum, maksat

dahi olsa haramdır. Çünkü Allâh Teâlâ “Günah ve düşmanlıkta

yardımlaşmayın”1540 buyurmuştur, diyerek bu tür işlemlerin İslam'da

yasaklandığını dile getirmişlerdir.”1541

20-Bankaya veya şahıslara senetleri değerinden aşağı

kırdırmakta caiz değildir.1542

21- Erkek hayvanların döl suyu karşılığında ücret almak Hadisi Şerifle yasaklanmıştır.1543

22- Süt veren hayvanların kesilmesi de Hadis-i Şeriflerde

yasaklanmıştır.1544

23- Memesi sütlü olan hayvanı satın alan kişi için üç gün

muhayyerlik var.1545

24- Bir malın kusurunu veya özrünü gizleyerek satmak da

haramdır ve alanın muhayyarlık hakkı vardır.1546


1540 Maide, 2.

1541 İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 5/328

1542 Age., 1/452.

1543 Age., 6/22, 35; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/345.

Ancak diğer bir Hadis’te: “Döl hayvanını icare olarak alıp, sonra sahibine

ikramda bulunmağa ruhsat verilmiştir.” (Ahkâm Hadisleri, 4/418.)

1544 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/257.

1545 Age., 17/262; İslâm Fıkhı Ansiklopedisi,5/321, 403.

1546 Bir Hadis-i Şerif’te: “Kim bir şeyin ayıbını açıklamadan satarsa, daima Allâh’ın

gadabına ve meleklerin lânetine maruz kalır.” buyrulmaktadır. (Kütüb-i Sitte

Tercümesi, 17/263.)

938

Bazı kişiler, İslam'da fiyat ve kâr sınırlandırılmasının olup

olmadığını sormaktadırlar. Konu ile ilgili Hadis-i Şerifleri inceledğimizde,

İslam'da böyle sınırlandırmaların olmadığını görmekteyiz. Nitekim bir

gün, adamın biri Peygamber efendimize gelerek: “Ey Allâh’ın Rasûlü,

bizler için eşya'ya fiyat tesbiti ediver” diye müracaatta bulundu.

Rasûlüllâh: “Hayır fiyat koymayayım Allâh’a dua edeyim” cevapını

verdi. Arkadan bir başkası gelerek: (ortalık pahalandı, eşyanın) fiyatını

bize siz tesbit ediverin.” deyince, bu sefer: “Hayır rızkı bollaştırıp

daraltan Allâh’tır. Ben hiçbir kimseye zulmetmemiş olarak Allâh’a

kavuşmak istiyorum.”cevapını verdi.1547

Bu konuda pek çok Hadis-i Şerif vardır. Ama bunların yanında,

acil durumlarda ve kıtlık zamanları ile ilgili şöyle bir Hadis-i Şerif de

var: “Kim Müslümanların, herhangi bir şeydeki fiyatına müdahale


Âlimlerin çoğu: “Rasûlüllâh kaporayı yasakladı.” Hadis’ine dayanarak.

“İslam’da, “Selem” işlemleri hariç, para peşin ve malın teslimini erteleme ve

“kapora”lı işlem de yoktur dediler. (Büyük Hadis Külliyatı, 2/326 ve Kütüb-i Sitte

Tercümesi,. 1/488.)

Hanbeliler ise: “Rasûlüllâh’a satışdaki kaporayı sordular, O da helâl kıldı.”

rivayetine dayanarak, kaporaya caiz dediler. Hadis âlimleri ise birinci rivayet için,

Munkatı’ dediler. İkincisi için ise, Mürsel Hadis dediler. (İslâm Fıkhı

Ansiklopedisi., 5/157-158’den incele.)

1547 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 2/27; 17/255. "Kayle Ummu Beni Emmar radiyallahu anha

anlatiyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselam'in yaptigi umrelerden birinde

kendisine Merve'de yaklastim ve: "Ey Allah'in Resulu! Ben alip satan bir kadinim.

Bir seyi satin almak istedigim zaman arzuladigimdan daha dusuk bir fiyat teklif

ediyorum. Sonra yavas yavas artirarak arzuladigim fiyata geliyorum. Bir seyi

satacagim zaman da, once, almayi arzuladigim fiyattan daha yuksek bir fiyat teklif

ediyor, sonra yavas yavas inerek arzuladigim fiyata geliyorum, (boyle yapmama

ne dersin?)" dedim. Su cevabi verdi: "Ey Kayle, boyle yapma. Bir sey satin almak

istedin mi, dusundugun fiyati soyle, sana verilsin veya verilmesin."

Aleyhissaltu vesselam sonra sunu soylediler: "Bir mali satmak istedigin zaman da

versen de vermesen de (yuksek fiyat degil) satmak istedigin fiyati soyle." (Kütüb-i

Sitte, Hadiz no: 6637; İbn. Mace, c.2, hadis no:2204; Taberani, Mucemül Kebir, hadis

no: 25/13/4) 

939

ederek pahalandırırsa, kıyamet gününde ateşin büyüğünde

cezalandırılması Allâh’a vacib olmuştur.” 1548

Ayrıca bir Hadis-i Şerif'te: “Pahalanması için kim bir yiyecek

maddesini kırk gün saklarsa, o, Allâh’tan yüz çevirmiştir, Allâh da

ondan yüz çevirmiştir.”.

1549 buyrulmaktadır.

Tabi ki kıtlık zamanında, gerekli olan her şeyi, pahalanması için

saklamak da aynı hükümdedir. Mesela; harb anında giyecek

maddelerini, silâhları ve benzeri ihtiyaç maddelerini saklamak gibi.

Normal şartlarda İslam'da kâr sınırlamasının olup olmadığı

hakkında bilgi edinmek için, şu Hadis-i Şerif de önemlidir: “Hâkim

İbn-i Hizam (Radıyâllâhü anh)’ın anlattığına göre, “Rasûlüllâh

(Aleyhissalâtü vesselam), kendisine bir dinar vererek kurbanlık bir

koç almaya gönderdi. Çarşıdan bir dinara bir kurbanlk satın aldı.

Ancak onu iki dinar’a sattı. Geri dönüp bir dinara bir koç satın aldı.

Böylece Rasûlüllâh’a bir dinar ve bir koç geldi. Rasûlüllâh dinarı

tasadduk etti. Hâkim’e de bu ticaretini mübarek kılması için,

Allâh’a dua etti.”1550

“İbn-i Amr bin el-As Radıyâllâhü anh şöyle rivâyet etmiştir:

“Rasûlüllâh (Aleyhissalâtü vesselam) ona bir ordu hazırlamasını

emretti. Ancak mevcut develer tüm orduya yetmedi. Ona zekât

develerinin karşılığında (başka develer) satın almasını emretti.

Zekât zamanına kadar olmak üzere, bir deveyi (hazineden) iki deve

karşılığında satın almaya başladı.”1551

“Ali Radıyâllâhü anh’dan. “O, usayfir adındaki devesini

veresiye olarak yirmi deveye sattı.”1552


1548 Age., 2/29.

1549 Age., 2/28.

1550 Age., 16/199; Farklı bir anlatım için, İslâm F. A., 5/126’ya bak.

Zübeyr bin Avvam, yüzyetmiş bin’e Ğabe’de bir arazi satın almştı. Oğlu

Abdullâh orayı iki milyon altıyüz bin’e sattı.” (Büyük Hadis Külliyatı, 3/12.)

1551 Büyük Hadis Külliyatı, 2/337-338.

1552 Age., 2/338. Bu konu için İbn-i Âbidin Reddü’l Muhtar Tercümesi 11/87’ye de

bakınız.

940

İmam A’zam’ın alış-verişlerinde de böyle uygulamalar

görülmektedir. Örnek; bir keresinde 20 dinar ve 1 dirheme iki elbise alır

ve birini 20 dinara satar. Diğerini de, bir dostuna 1 dirheme satar.1553

Yine başka bir gün Ebu Hanife, iki elbiseyi 22 dirheme satın alır.

Bunlardan birini 20 dirheme satar. Diğerini de fakir bir kadına 2

dirheme veriyor.1554

Ödünç almada dikkat edilecek bazı hususlar:

1- Karz (ödünç vermek); Hanefi mezhebine göre, ancak misli

olan şeylerde caizdir. Bunlar; ölçülen, tartılan ve adetleri

(büyüklükleri) birbirine yakın veya aynı olan mallarda ve para

cinslerinde caizdir.

Âlimlerin çoğuna göre ise, satışı sahih olan her bir “ayn”

(İslam'a göre değeri olan mal)ı da ödünç vermek caizdir. Altın, gümüş,

yiyecek, ticari mallar veya hayvan gibi. Nitekim Peygamber

efendimiz altı yaşında ki deveyi ödünç almıştı, yerine yedi yaşında

bir deve verdi. Yine üç yaşında bir deve ödünç almıştı, yerine ondan

daha iyisini verdi.1555

2- Menfaat sağlayan ödünç verme işlemleri caiz değildir.

Mesela; ödünç verme karşılığında, hediye istemek veya başka bir iş

gördürme şartını koşmak bunlardandır.

3- Karzda (ödünç vermede), konulan süreye uyma zorunluluğu

yoktur. Ama karz veren daralmadığı sürece, borçluyu sıkıştırmazsa,

çok büyük sevaba kavuşur.

4- Mal alışverişindeki, vadeli satışların süresini bekleme

zorunluluğu vardır. Vaktinden önce istenemez. Borçlu, eğer borcunu


1553 Ebu Hanife, 42; Hatib Bağdadi, Tarih-i Bağdad, 13/362.

1554 Ebu Hanife, 406. Muhammed Ebu Zehra, Mütercim, Osman Keskioğlu.

1555 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 6/190-191; Ahkâm Hadisleri, 4/539-546; İslâm Fıkhı

Ansiklopedisi, 6/13’e bakınız.

941

vaktinde ödemezse, birgün dahi geçse, kul hakkına tecavüz etmiş olur.

Böyle bir durumda borçlu alacaklı ile helâlleşmesi gerekir.1556

Veresiye yapılan bir satışta veya borç olarak alınan paranın

ödeme gününde, ödenecek paranın değerinde azalma olursa, malın

satış günündeki değerinden, parayı da borç verme günündeki altın

değerinden ödenir.1557 Bununla beraber, vadeyi aşan her gün için,

alacaklı kişi ile helâlleşmek zorunludur.

Alışverişlerde faizin oluşma şartları:

İslâm, faizin her türlüsünü, az olsun çok olsun yasaklamıştır.

Hadis-i Şerif'te bildirildiğine göre, bir dirhem faiz, otuzüç kez zina

yapmaktan daha şiddetli haramdır.1558 Ayrıca ticaretin helâl olması


1556 Bu konuda geniş bilgi için, Fıkıh Dersleri, 139’a ve Fethu’l-Kadir, 5/273’e bakınız.

Borçlunun, borcunu öderken alacaklıya hediye vermesi veya daha iyisini ya da

fazlasını vermesi ile ilgili olarak Kütüb-i Sitte Tercümesi, 17/301, 1/545; Ahkâm

Hadisleri, 4/544-546; İbn-i Abidin Tercümesi, 11/104’e bakınız.

İslâm, borçlanmada veya başka durumlarda söz vermeyi, emanet kabul etmiş

ve ona riâyet etmemeyi en büyük günahlardan saymıştır. Rasûlullâh aleyhisselâm

bu konuda şöyle buyuruyor: “Haberiniz olsun! Emanete riâyeti olmayanın îmanı

yoktur. Ahdine uymayanın da dini yoktur.” (Ahmet bin Hanbel, Müsned, 3/135;

Hak dini Kur’ân Dili, 8/341. Başka bir Hadis’te ise: “Nefsim kutret elinde olana

yemin derin ki, bir insan Allâh yolunda öldürülürse, sonra diriltilip tekrar

öldürülse, sonra diriltilip tekrar öldürülse ve o insan eğer borçlu ise Cennet’e

giremez.” buyruluyor. (Büyük Hadis Külliyatı, 2/348.)

Başka bir Hadis-i Şerif’te ise şöyle buyruluyor: “İnsanlar Birbirleri ile

alışveriş yapacaklar. Hemen hemen hiç kimse emaneti yerine getirmeyecek.

Hatta denilecek ki: “Falan oğullarından güvenilir bir adam var.” Hatta bir adam

için denilecek ki: “Ne civanmert, ne zarif ve ne akıllı bir adamdir; oysa onun

kalbinde zerre kadar imân olmayacaktır.” (Büyük Hadis Külliyatı, 2/381.)

Bir kişi borcunu vaktinde ödemezse, altın veya mallar üzerinden

değerlendirilmelidir. Yani, borç süresinin bittiği zamandaki altın veya verilen

malın fiyatı ile ödenme zamanındaki altın veya malın fiyatı karşılaştırılarak

ödenecek değer belirlenmelidir. Bir örnek için, Kütüb-i Sitte Tercümesi, 6/158, 163’e

ve İbn-i Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/403, 409-410’a bakınız.

1557 İbn-i Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/219, 407; 10/67-68.

1558 Mebsuatı Serahsî, 7/110.

942

için, faizden ve faiz şüphesinden uzak olunmalıdır. Zira faiz şüphesi

de, faiz gibidir.1559 Bu tehlikelerden dolayı burada, faizin oluşumları

hakkında bir kısım bilgiler vermek istiyorum.

Bir alışverişte iki şekilde faiz oluşur:

1- Ribe-i Fazl (Pazarlığı yapılan maddelerin birinin diğerinden

fazla oluşu ile ortaya çıkan faiz çeşidi.) Bu faiz çeşidinin oluşması için,

pazarlığı yapılan her iki malın, a) hem aynı cins olmalı, b) hem de ölçü

veya tartı yönünden aynı miyara tabi olmalıdırlar. Yani her iki malda

ölçü ile veya tartı ile belirlenen bir mal olmalıdır. Biri ölçülen, öbürü

tartılan olmamalı. Mesela, Altının altınla, gümüşün gümüşle, paranın

parayla, buğdayın buğdayla, arpanın arpa ile demirin, demirle bakırın

bakırla ve benzerlerinin karşılıklı satılmaları durumunda, faizin

oluşmaması için, her ikisininde cis ve miktarı eşit olması gerektiği gibi,

c) bunun yanında her ikiside peşin olmalıdır. Birisinin kötü olması

veya kalitesiz olması durumu değiştirmez. Zira bunların hem cinsleri

bir, hem de miktarları birdir.1560

2- Ribei Nesie (Veresiye satıştan doğan faiz): Alışverişi yapılan

malların, ya “cinslerinin” aynı olmasında veya “miyar” (ölçü ya da

tartı birimi) yönünden aynı ölçü veya tartı birimine tabi olmaları

durumunda birleşiyorlarsa, yani tek bir özellikte birleşiyorlarsa,

birinin fazla verilmesi caizdir ama herhangi birinin teslimini ertelemek

(veresiye) caiz değildir. Örneğin: Altının gümüşle, buğdayın arpa ile

bakırın demirle ve benzeri maddelerin Birbirleri ile satışında fazlalık

olabilir. Ancak herhangi birinin ödenmesini sonraya bırakmak caiz

değildir. Madenlerin kabları da aynı şartlara tabidir.1561

Bir de değişik para cinslerinin, altın gümüş ve Birbirleri

karşılığında veresiye satışları vardır ki, âlimler bu konuda ihtilâf

etmişlerdir. İbn-i Âbidin'de: “Altın ve gümüş dışındaki, fülüs (mâdeni

ve kâğıt paraların) benzerleri ile veya dirhem (gümüş) ya da dinar


1559 Ebu Hanife, 379- 380.

1560 İbn-i Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/119, 122, 126.

1561 Age., 11/119, 122, 123.

943

(altın) karşılığında satılmaları halinde, bunlardan birinin teslim

alınması ile akit geçerli olur.” “Altın fülüsle değiştirilirken, ikisinden

biri peşin teslim edilirse bu akit geçerlidir.” İmam Muhammed ise:

“Her iki cinsin de o anda teslim edilmesi gerekir.” demiştir. 1562

Az olsun çok olsun, ana paradan fazla olanı almanın haram

olduğu; Bakara, 278 ve 279’bildirilmiştir: “Müminler! Allah’tan

sakının, eğer inanan kişilerseniz, Ribâ’dan (faiz) geriye kalanı

bırakın. Eğer bunu yapmayacak olursanız, Allah ve O’nun Resulü

tarafından ilan edilmiş harple karşı karşıya olduğunuzu bilin…”

Faiz konusu ile ilgili birkaç Hadis:

"Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa

arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, birbirine eşit ve

peşin olarak trampa edilirler. Ama bunların cinsleri ayrı olursa

peşin olmak şartıyla, istediğiniz gibi satış yapınız" (Müslim,

Müsâkat, 81; Ebû Davud, Büyü',18; Ahmed b. Hanbel, V, 314, 320).

Bu hadisin Tirmizî'deki rivâyetinde şu ilave vardır: "Her kim bu

şekil mübâdelede fazla verir veya alırsa şüphesiz ribâ yapmış olur"

(Tirmizî, Büyü', 23.)

“Ebu’l-Minhal şöyle dedi: “Ben sarraflıkla ticaret yapardım.

Zeyd Bin Erkam’a sordum. O: “Peygamber (aleyhisselâm) şöyle

buyurdu...” dedi. İbn-i Cüreyc şöyle dedi: Bana Âmir İbnu Dinar ile

Âmir İbnu Mis’ab haber verdiler. Bu ikisi Ebu’l Minhal’den şöyle

derlerken işitmişlerdir: “Ben Bera ibn-i-i Azib’e ve Zeyd bin Erkam’a


1562 El-İhtiyar, 2/31; İbn-i Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/ 142, 146-147; İslâm

Fıkhı Ansiklopedisi, 5/212, 510- 511’3 bakınız.

Aynı cins parayı, örneğin; 50 TL’yi 60 TL. karşılığında bozmak, her ikisi de

peşin olmak şartı ile caizdir. İmam Muhammed’e göre ise caiz değildir. (İbn-i

Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/120, 131’e bakınız.)

Darul Harpte faize ruhsat veren Hadis, mürseldir. Onun için âlimlerin büyük

çoğunluğu bu Hadisle amel etmemiştir. Ayrıca bir kişi pasaportla bir ülkeye

girebiliyorsa, Müslümanın orada da faiz işlemi yapması caiz değildir. (İbn-i

Abidin Reddü’l Muhtar Tercümesi, 11/161-163.; (Age., 11/164 ‘Mehmet Savaş’ın

dipnotuna bakınız.)

944

sarraflıktan sordum. İkiside şöyle dediler: Biz Rasûlullâh zamanında

iki tüccar idik. Rasûlullâh’a sarraflıktan sorduk. Rasûlullâh

(aleyhisselâm): “Bir mecliste bir elden bir ele verilir alınırsa sakınca

yoktur. Eğer vade ile olursa, sahih olmaz buyurdu.”

1563

“Habib ibn-i-i Ebi Sabit haber verip şöyle dedi: Ben Ebu’l

Minhal Yesar bin selâme’den işittim, o şöyle dedi: Ben, Bera ibn-i-i

Azib’e ve Zeyd bin Erkam’a sarraflıktan sordum. Bu iki Sahabeden

her biri diğeri hakkında: O benden daha hayırlıdır (yani daha iyi

bilir) diyerek her ikisi de: Rasûlullâh (aleyhisselâm) va’deye

bağlanmış borç olarak altını gümüşle satmaktan nehyetti

diyorlardı.”

1564

Başka bir rivâyet ise şöyledir: “Ali bin Abdullah bize anlattı,

Süfyan biza Amr’dan nakletti: Ben Ebu’l-Minhal” Abdurrahman

bin Mut’im’in şöyle dediğini işittim: Benim bir ortağım pazarda

veresiye olarak (birtakım) dirhemler sattı. Dedim ki: SübhânAllâh!

Bu caiz midir? Cevap verdi: “Sübhanellah!” Allâh’a yemin ederim!

Ben onları satarken kimsenin itirazı olmadı. Sonra El-Bera bin

Âzib’e (bunu) sorduğumda şöyle dedi: “Rasûlullâh Medine’ye

geldiğinde biz bu tür alım satımlar yapmaktaydık. (Fakat) sonra O

şu emri verdi: Elden ele yapılırsa (paranın satışında) sakınca yoktur.

Fakat veresiye olursa caiz değildir. Sen (diye ilâve etti El Bera) Zeyd

bin Erkamı bul da ona bunu sor. Zira o içimizde ticari (konularda)

en ehliyetli kişidir. Bunun üzerine Zeyd bin Erkam’a sordum. O da

(el Bera’nın) aynısını söyledi.”1565

Bu konuda benzeri bir rivayet ise şöyledir: “Ebu Mihal'den

yapılan rivayete göre, Zeyd b. Erkam ile Bera' b. Azib ortak

bulunuyorlardı. Bir miktar gümüşü, yarı peşin, yarısı da veresiye

aldılar. Onların bu alım-satımı Rasûlüllâh aleyhissaltü vesselaâm'a


1563 Buhari Tercümesi, 4/1909.

1564 Age., 4/2002.

1565 Buhari, İslam’ın İlk Yılları, 243, 244.

945

ulaşınca onlara şöyle dedi: “Peşin aldığınızı geçerli kılın; veresiye

aldığınızı geriye verin.”1566

Şu rivayet de dikkat çekicidir:

“Faiz, ancak altında veya gümüşte yahut ölçülen, tartılan ya

da yenilen şeylerde ceryan eder.”1567

Din İşleri Yüksek Kurulu ise bu konuda şöyle demiştir:

“Para cinsinden olan şeylerin Birbirleriyle alışverişi (sarf

akdi)nde bedellerin peşin olması gerekir. Bedellerden birinin veresiye

olması, yapılan işlemi faize dönüştürür. Bilginlerin çoğuna göre altın

nakit cinsi olarak kabul edilmektedir. Buna göre, kredi kartıyla tek

çekim olması halinde (peşin) altın alışverişi caiz olur. Altının veresiye

ya da taksitle alışverişi ise, kredi kartı ile de olsa caiz değildir. Altının

ödünç alınıp verilmesinde ise faiz cereyan etmez.”1568 Ama taksit

olmasa da faizli bankaların kartını kullanmak, onları desteklemek olur

sanırım!

Yine 10.04.2019'daki, 506120 nolu soruma, Din İşleri Yüksek

Kurulunun 11.04.2019'da verdiği cevap aşağıdadır: "İslam’da faizin her

türlüsü kesin bir şekilde haram kılınmıştır. Zira Allah Teala şöyle

buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini

bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz. Eğer böyle yapmazsanız, o zaman

Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tövbe

ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da

uğramazsınız” (Bakara, 2/278-279.) Öte yandan Resulullah (s.a.s.); “faiz

yiyene ve yedirene, faizli muamelelerin şahitlerine ve katibine lanet etmiştir.”

(Buhari, Libas, 96; Müslim, Müsakat, 19; Tirmizi, Büyu’, 2.) Adı ne olursa olsun

herhangi bir faizli kuruluştan ihtiyaç, ferdi, ticari, konut, araba vb.

kredi almak faizdir. Bu nedenle Müslümanın, açlık, susuzluk,

barınmanın olmayışı veya sağlık problemlerinden dolayı oluşan hayati

tehlike gibi bir zaruret olmadıkça faiz alması da faiz vermesi de caiz

değildir ve bu tür faizli muamelelerden şiddetle kaçınması gerekir.


1566 Ahkâm Haddisleri, 4/555.

1567 Muvatta, İmam Malik, büyu’, 44; Nasb’ur-Râye, Zeylâi, 5/36-37.

1568 DİYK’nun 21.08.2011 tarihli ve 21082011180509 kayıt nolu fetvası.

946

Bilerek ya da bilmeden bir şekilde faizli kredi çekilmişse bundan

dolayı tövbe edilmesi gerekir."

Kısaca; “…fâiz ve ribâ sözcükleri eş anlamlı olup, İslâm

ekonomisinde bir terim olarak, mübâdeleli akitlerde taraflardan

birisinin hakkı kabul edilen ve akit sırasında şart koşulan veya

örfleşmiş bulunan fazlalık anlamına gelir. Faiz; ölçü, tartı veya sayı ile

alınıp satılan standard (mislî) mallarda cereyan eder. Altın, gümüş ve

nakit para çeşitleri de buna dahildir. Kur'ân-ı Kerîm'deki ribâ âyetleri

(Er-Rum, 30/39; en-Nisâ, 4/160-161; el-Bakara, 2/275-279.) Peygamber

(aleyhisselâm)'in bu konudaki hadis ve uygulamaları (Müslim, Musâkât,

17, 80, 81, 102, Hacc, 147; Ebu Dâvud, Büyû, 19.) İncelendiğinde fâiz yasağının;

haksız kazancı önlemek, paranın yalnız mübadele aracı olarak

kalmasını sağlamak, ödeme darlığı çekenleri istismar ettirmemek,

kamu ve özel sektöre daha sağlam kredi imkânları sunmak,

mâliyetleri düşürmek ve paranın satın alma gücünü korumak gibi

sebeplere dayandığı görülür.

Zira, faizli kredilerde ana paranın faiziyle birlikte geri ödeme

taahhüdü, taraflardan birisini haksız kazançla karşı karşıya getirir.

Kredi kullananın zarar ettiği halde, ana para ve faizi ödemek zorunda

kalması veya bu kredi sayesinde yüksek satın alma gücü elde ettiği

halde bunun önceden miktarı belirlenmiş küçük bir kısmını sermaye

sahibine ödemesi, rizikoyu tek yanlı hale getirir…”(Hamdi Döndüren)

Bu konuyu şu Âyetle bitirelim: “İnsanların malları artsın diye

verdiğiniz faizler, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını umarak verdiğiniz

zekâtlar ise, işte kat kat arttırılacak olanlar bunlardır.” (Rûm, 39.)

Banka kredisi ve kredi kartı kullanmanın sakıncası:

Maal’esef bugün cemiyetimize baktığımızda insanların

çoğunun, haramları işlemede adeta yarış yaptığını görüyoruz. Bu

durum faiz konusunda da aynıdır. Pek çok kişi bankalarla işlem

yapmayı, artık meşru ve sakıncası olmayan bir icraat gibi algılayarak,

bu işletmelerle haşır-neşir olmaktadır.

Yine zamanımızda toplumumuzun %99’u, bankalardan “kredi

kartı” almanın sakıncasının olmadığını savunmaktadır. Bu gafil 

947

Müslümanları, şöyle bir düşünmeye davet ediyorum: Kredi kartını

veren bankaların bunda bir menfaati varmı yok mu? Yok diyenler,

yeterli düşünce ve idrakten yoksun kişilerdir. Çünkü bankaların

bunda menfaati olmasa, milyarlarca liralık “POS” makinelerini

esnafa dağıtır mı? Ayrıca bankalar, başta din görevlileri olmak üzere

birçok çalışana, kredi kartı vermek için mektup gönderirler mi?

Bunun yanında, pekçoğumuz görmüşüzdür ki, birçok banka zaman

zaman caddelerde ve alışveriş merkezlerinde kredi kartı dağıtım

masaları kurmaktadırlar. Ayrıca bazı bankalar, kredi kartını

kullananlara, puanla maddi imkânlarından faydalandırıyor veya

kur’a ile ev ve benzeri mallar veriyor.1569 Bir banka ise, verdiği kredi

kartı ile üç gün içinde 500 TL’lik alış veriş yapanın, 100 TL.

değerinde yemek ikramı kazanacağını bildirdi.1570 Bütün bu çabaların

sebepi şudur; bankalar, kredi kartıyla yapılan alışverişler sonunda

herhangi bir işletmecinin banka hesabına aktarılan paralarını, ya bir

müddet kullanmayı, ya da erken çeken işletmeciden belli bir

yüzdelik faiz almayı şart koşmaktadır. Bu duruma ise, kredi kartı ile

alışveriş yapanlar sebep olmaktadır.1571

Bunun yanında bankaların müşterilerine verdiği kredi

kartlarındaki başka bir menfaati ise, kredi kartıyla yapılan her

alışverişte aldığı komisyondur. Şöyle ki; bankalar yapılan her

alışverişte, kredi kartıyla yapılan tek çekim (peşin) ödemelerde % 3

komisyon almaktadır. Bu komisyonun yüzdesi, yapılan alışverişin

taksitli olması halinde daha da artmaktadır. Bu artış ise bankalar

arasında farklılık göstermektedir. Bazı bankalar ise, 600 TL’lik alışveriş

yapanlara, 30 TL. kazandırdığının reklamını yapmaktadır.1572


1569 Tv’ler, 23.10.2008.

1570 Show Tv., 11.02.2009.

1571 Show Tv., 24.3.2008.

1572 Tv’ler, 13.3.2009.

948

Onun için bu konuda bankalar adına, işletmesinde “POS”

makinesi bulundurup ticaretinde kredi kartı kullandıranların vebali

daha ağırdır.

Bu konuda başka bir mesele ise, ev veya araba satın almak ya

da işyeri açmak için banka kredisi kullanmaktır.

İslâm, zaruret dışında hiçbir haramdan faydalanmayı caiz

görmez. “Zaruret” ise; işkence korkusu, açlık, ağır hastalık, ruhi ya da

bedeni tehlikeye girme hissi, ölüm korkusu veya bir azaya ağır zarar

verme korkusudur.1573

Konu ile ilgili olarak, fıkıh kitaplarında şöyle denmektedir:

“Zorlama (ikrah)” iki çeşittir.1- Tam zorlamadır ki buna “ikrahı mülci” denir. Bu, nefse veya azayı telef etmek yahut şiddetli

dövmekle yapılan zorlamadır. 2- Bu zorlamalardan daha az zarar

veren zorlamalardır.

Örnek: Bir kişi ölmüş hayvan eti veya domuz eti yemesi, kan

veya şarap içmesi için zorlanırsa, fakat bu zorlanma dövme, hapis ve

bir şey lebağlama gibi “mülci olmayan” zorlama tarzında olsa, yemesi

helâl olmaz. Çünkü mülci olmayan zorlama tarzında zaruret yoktur.

Evet, şu var ki içki için had da vurul

BAŞA DÖN