islamda kader ve yaratıkların alın yazısı

Bazı ilim adamları; Bakara, 143; Âl-i Imran 166-167; Maide, 94

ve Muhammed, 31'de geçen “İlim” kelimesini göz önünde tutarak

Allah Teâlâ'nın; gelecekte insanların iradeleri ile yapacakları iyilik ve

kötülükleri ( yani bu konudaki kaderini) bilemeyeceğini söylemekte ve

Allah Teâlâ’yı, geleceği bilme konusunda yaratılmışlara

benzetmektedirler! Halbu ki Arapça’da “ayn-lâm-mim” harflerinin

oluşturduğu her fiil, bütün Âyetlerde “bilmek anlamına gelmez. Bu

anlam, fiilin ortasındaki “lâm” harfinin harekesine göre değişir. Mâide

Sûresi 94'deki “li-ya'leme” ibaresi; üst dudağı yarık olmak,

“belirlemek ve anlamak için”, yani ”gizlide, sizin ne yapacağınızı, size

göstermek için” anlamındadır. Demek istediğim şu: Tefsirlerde

belirtildiğine göre ilgili fiil, “bilgi” anlamına gelen “ilm” masdarından

değil, “belirti, işaret ve alâmet” anlamına gelen “âlem” mastarına bina

edilerek elde edilmiştir.

Bu Âyet Hudeybiye yılında nazil olmuş ve bu imtihan o yıl

gerçekleşmiştir. Müminler Ten’ûm denilen yere vardıklarında, av


332 Bakara 155-156-157.

“İman, en büyük nimettir. İkincisi ise sıhhattır.” (Büyük Hadis Külliyatı, 5/284.) 

390

hayvanları yüklerin aralarına kadar gelmişlerdi. Oradakilerin çoğu da

ihramlı idi. İhramlının avlanması ise yasak. İşte böyle bir durumda

müminler imtihana tabi tutulmuşlardı. Allah Teâlâ’dan korkanla

korkmayan kişiler bu av hayvanları ile denenip belirlenecekti! (Elmalılı,

3/337-338.) Rabbimiz, ne kast ettiğini en iyi bilendir!

Yukarıda sözünü ettiğim Mâide 94'ün mealini veriyorum: “Ey

iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir

avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki, gizlide (kimsenin görmediği

yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim

bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.”

Şu Âyet’i Kerime’de ise Allah Teâlâ, Ehli Kitabın kıble

konusunda gelecekte Peygamber efendimize uymayacaklarını (yanlış

yapacaklarını) haber veriyor: “Yemin olsun ki (habibim) sen Ehli

kitaba her türlü mucizeyi getirsen yine de senin kıblene

dönmezler!“333 Tevbe, 95 ve 96’da da, ‘özürsüz cihada çıkmayan

münafıkların bağışlanmaları için, cihattan döndüklerinde

Müslümanların huzurunda yemin edecekleri’ haber veriliyor!

Yine Bakara Sûresi 6’da bildirildiği üzere, Allah Teâlâ bazı

kişilerin gelecekte küfürden vaz geçmeyeceklerini bildiği için

kalplerini mühürlediğini haber veriyor! Bakara, 24’de ise: “Hiçbir

zaman Kur’an’ın bir benzerinin getirilemeyeceğini” Rabbimiz haber

veriyor! Yine En’am 116’da: “Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni

Allah yolundan saptırırlar…” buyruluyor. Yani Allah Teâlâ

yeryüzünde, kıyamete kadar kötülük yapacakların çoğunlukta

olacağını bildiği için, bize bildiriyor! Zira Âyet Kıyamete kadar gelecek

herkesi kapsamaktadır!


333 Bakara, 145. Maide, 30’ da bakınız. Kehf, 65-82’de; ‘İsmi belirsiz bir kişinin Allah’ın

bilgilendirmesiyle üç tikel olayın geleceğini önceden bildiği belirtilmektedir.’ Emirlerin

özelliğine bakarak Hızır’ın insanlar için konulan ilahi kanunlarla sınırlı olmayan

bir melek olduğu sonucuna varılabilmektedir (Mevdudi, 1995, III: 187-189) (İslam

Düşüncesinde İlmin Kaynağı, İmkanı ve Sınırları” sh., 207, Yusuf Kenan Atılgan)

391

Yine Fetih, 11 ve 15 ile Rabbimiz; a)Hudeybiye’ye gitmeyenlerin

sonradan özür dileyeceklerini ve b) Hayber ganimetlerinden pay

isteyeceklerini önceden bildiği için haber vermiştir! Bunların yanında

Tebuk seferine gitmeyen münafıkların, ordu Tebuktan dönünce özür

dileyecekleri Tevbe, 94- 96’da bildirilmektedir!

Müminûn, 99- 100’de; kâfirlerin ölüm anında geri dönmek

isteyeceklerini Allah Teâlâ bizlere bildiriyor: “Onların birine ölüm

geldiği zaman: “Rabbim, beni geri döndür.” dedi.” “Ta ki boşa

geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım. Hayır! Onun

söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların önlerinde ise yeniden

dirilecekleri güne kadar (süren) bir Berzah vardır.” Yunus, 96-97’de ise:

“Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar,

kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye

kadar inanmazlar.” buyrulur! Yani Onların iman etmiyeceğini biliyor!

“Yine En’am 27-28 ve Müminûn, 104-110 da ise Allah Teâlâ,

Mekke müşriklerinin mahşerde azabı görünce; “Dünya’da iman

etmediklerine pişman olacaklarını ve Dünya’ya gönderilirlerse

İslama girerdik” diyeceklerini bildiğini haber veriyor. Ama bunun

yanında yine Allah Teâlâ müşriklerin Dünya’ya tekrar gelseler bile,

yasaklandıkları şeylere döneceklerini ve iman etmiyeceklerini,

önceden bildiği için: “Bunlar Dünya’ya gelseler yine iman

etmeyecekler” diyerek, gelecekten haber vermektedir! (Bu konuda Yunus,

96-97; Hûd, 36; Tâhâ, 110; İbrâhim, 21, 44; Müminün, 99-100; Şuara, 98-102; Mümin, 47-

49, 9, 84-85; Fatır, 37; Füssılet, 21, 29; Zümer, 55-48; Tâhâ, 37, 97; Secde, 12 ve Câsiye, 23’e

de bakınız.) Yani Allah Teâlâ bu Âyet’lerde de, müşriklerin gelecekte

nasıl davranacakları ile ilgili iki olayı, vakti gelmezden uzun zamanlar

öncesinden bildirmektedir! Yine Kalem, 42’de: “O gün incikten açılır

ve secdeye davet edililer, fakat güç getiremezler.” buyrulur. Yani

Allah Teâlâ kâfirlerin, âhirette secdeye güç yetiremiyeceklerini

önceden bilmektedir. Ayrıca Yusuf, 103 ve 106’da, insanların çoğunun

iman etmiyeceği ve iman edenlerin de çoğunun şirke düşerek iman edeceği, 

392

Allah Teâlâ tarafından önceden bildirilmektedir! (Aynı içerikle ilgili, A’raf,

37-50, 179; Yusuf, 15, 41; Şuara, 102-103 ve 199’a da bakınız!)

 En’am 30 ve 31’de de Allah Teâlâ, müşriklerin Âhirette “dirilme

olayı gerçekmiş” diyeceklerini ve Dünya’da güzel amelleri

yapmadıklarından dolayı “vay bizim halimize” diyeceklerini önceden

haber vermektedir! Yine A’raf, 179’da: “Andolsun, biz cinler ve

insanlardan birçoğunu Cehennem için yarattık…” buyruluyor. Yani

Allah Teâlâ önceden bir grub insanın Cehennemlik olacağını bildiği

için böyle buyuruyor! Rabbimiz gelecekte onların kötülük

yapacaklarını bilmese böyle buyurur muydu? Cum’a 7’ye de bakınız.

Yine Allah Teâlâ aşağıdaki Âyet’i Kerime’de, meleklerin

geleceği bilmediklerini haber veriyor:

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife

yaratacağım, dedi. Onlar: “Bizler hamdinle seni tesbih ve seni

takdis edip dururken, yeryüzünde fesad çıkaracak, orada kan

dökecek insanı mı halife kılıyorsun?” dediler. Allah da onlara:

“Sizin bilemeyeceğinizi her halükârda ben bilirim” dedi.”334 Yani

Allah Teâlâ bu Âyette meleklere; bir halife tayin etmenin hikmetlerini

bilemeyeceklerini hatırlatıyor! Ayrıca Âdem oğullarından

bozguncuların ve kan dökenlerin çıkacağı gibi, bunların yanında

peygamberler ve başka sâlih kulların da çıkacağını, zira onların

özelliklerinin melekerden farklı olacağını da hatırlatıyor. Çünkü

insanların “iradeleri” ile sınava çekileceklerini ve onlara, meleklerin

özelliklerine uymayan bazı sorumluluklar yükleyeceğini…”

kavramalarını istiyor. (İbn-i Kesir, 1/73; Tefhim, 1/62’ye bkz.)

İnsanın iradesi ile veya iradesi dışı olsun, yapacağı veya

yaşayacağı bütün olayların Allah Teâlâ'nın bilgisi dahilinde olduğu

ise şu Âyet-i kerimelerde haber veriliyor.


334 Bakara, 30. Rabbimiz, Yahudilerin ebedi ölümü istemeyeceklerini de bilir.(Cum’a, 7)

Ayrıca Rumların, İranlılara üstün geleceğini ve Musa aleyhisselâm’ın Fir’avuna

galip geleceğini de Rabbimiz önceden bildiğini haber vermiştir.(Rum, 3; Kasas, 35)

393

“Başa gelen (isteyerek veya istemeyerek yapılan) hiçbir olay,

Allâh’ın izni olmaksızın olamaz. Allâh'a kim inanırsa, onun

gönlünü doğruya yöneltir. Allâh her şeyi bilendir.”335

“Eğer sana bir iyilik erişirse, bu onları üzer. Ve eğer başına bir

musibet gelirse, «İyi ki biz daha önce tedbirimizi almışız» derler ve

böbürlenerek dönüp giderler.” “De ki: Allâh’ın bizim için

yazdığından başkası bize asla ulaşmaz. O bizim mevlamızdır. Onun

için Mü’minler yalnız Allâh’a dayanıp güvenirler.”336

Ayrıca Allah Teâlâ bize: “Bizi iyillerle beraber öldür.” diye

dua etmemizi emrediyor.337

Allah Teâlâ hangi tehlikelerden geçeceğimizi ve sonumuzun ne

olacağını önceden bilmese, küfre kaymamızı nasıl önleycek? Önceden

kötülerle birlikte ölme durumumuzu bilemezse, öldükten sonra mı

geri çevirip, tekrar iyilerle beraber öldürecek?! Dualarımızda Allah

Teâlâ’ya: “Bizi kazalardan ve belâlardan koru.” diyoruz. Allah Teâlâ

gelecekle ilgili olayları bilmese bizi nasıl koruyacak? Belâ geldikten ve

iş bittikten sonra korumak mümkün mü?

Yani Allah Teâlâ'nın geleceği bildiğine inandığımız için,

dualarımızda gelecekle İlgili isteklerimizi yalnız Allah Teâlâ'dan

isteriz: Örnek: "Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra,

kalplerimizi saptırma. Senin katından bize vehbi olarak rahmet

bağışla. Muhakkak ki sen, Vehhâb'sın (vehbi olarak

bağışlayansın)."338

Allah Teâlâ kalbimizin kaymaya yöneleceğini önceden bilmese,

sapmadan önce nasıl önleyecek?

Bu konuda şu Âyetler de dikkat çekicidir:

“... Allâh'ın sizin için yazdığını isteyin...”339


335 Teğâbün, 11.

336 Tevbe, 50-51. Hûd, 118’de de “İhtilâflar devam decek…” buyruluyor!

337 Âl-i Imran, 193. Konu ile ilgili: En’am,148; A’raf, 38-53’e de bakınız!

338 Âl-i Imran, 8.

339 Bakara, 187.

394

“...Her müddetin (yazıldığı) bir Kitap var.” "Allah (o yazıdan)

dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan Levh-i

Mahfûz) ise O’nun katındadır."340

“Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki, hakkında (bizce)

bilinen bir yazgı olmasın.”341

“Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi,

elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz

çevirerek dönüp giderlerdi.”342 “Nefsinin arzusunu ilâh edinen,

Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini

mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi

onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp

ibret almayacak mısınız?”343 "Hadid, 22-23 de ise: ” Yeryüzünde ve

kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu

yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın.

Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır." ”Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz

ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah,

kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez.” buyruluyor! Haşr, 12’de

ise: “Andolsun, eğer (kardeşleri Medine’den) çıkarılırsa, onlarla beraber

çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler.

Yardım edecek olsalar bile andolsun mutlaka arkalarını dönüp

kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.” buyrulur. Yine


340 Ra’d, 38-39. Son Âyet’in içeriği hakkında âlimler ihtilâf etmiştir! İbni Kesir, 2/520.)

341 Hıcr, 4. “Allah onların önlerindekileri de arkalarındakini de bilir…” (Enbiya, 28.)

342 Enfal, 23. Rabbimiz Çocuğun zalim olacağını bildiği için öldürtür! (Kehf, 80, 82’ye b.)

343 Câsiye, 23.

Bu konuyu yazmama sebep olan Süleymaniye vakfının Mealinde de İsra, 58

ve Hadid, 22’de; “Rabbimizin geleceği bilip yazdığı”konusu, diğer mealler gibi

aktarılmıştır: “(Mezardan) kalkış gününden önce etkisizleştirmeyeceğimiz ya da

çetin bir azaba uğratmayacağımız kent yoktur. Bunlar, o Kitapta yazılıdır.”

Yeryüzünde veya kendinizde meydana gelen bir tek olay yoktur ki onu, ayrı bir

varlık olarak yaratmamızın öncesinde bir deftere kaydedilmiş olmasın. Bu,

Allah’a göre kolaydır.” buyrulur. Yani savundukları fikri kendi mealleri

yalanlıyor! 

395

Bakara, 145’de Ehli Kitap için: “Andolsun ki sen kendilerine vaktiyle kitap

verilmiş olanlara her ne delili getirsen, yine de senin kıblene tâbi

olmayacaklardır...” buyrulur!

Bütün bunların yanında Kur'an'daki pek çok Âyette: “... Allah

her şeyi bilir.” buyrulmaktadır. Örnek: Bakara, 29, 231 ve Nisa, 176’ya

bakınız. Her şeyi bilmek demek, gelecek ve geçmişle ilgili her şeyi

bilmek demektir!

Burada şu durumu da dile getirmeliyim: Allah Teâlâ, insanın

iradesi ile gelecekte iyilikten veya kötülükten ne yapacağını bilmez,

ancak kişinin iradesi dışında başına gelecekleri bilir demek; insanın

“kendi kusuru” ile ölümüne sebep olacağı olayı da önceden bilmez,

demek olur. O zaman birçok Âyette bildirilen: “ Ecel, ne bir an gecikir,

ne de öne alınır.” fermanından, Allah Teâlâ yalnız ölüm vaktini bilir,

fakat kişinin kendi ölümüne sebep olacağı kusurunu önceden bilmez,

anlamı çıkarılmış olur! Yani yukarıda savunulan inanç şeklinden;

Allah Teâlâ bir kişinin içki içerek kaza yapacağını ve bu kazada

öleceğini bilmez, ama öleceği anı bilir, demek, anlamı çıkarılmış olur!

Ama yukarıda verdiğim Âyetler yanında, Bakara, 255’de yani Âyet’ülKürsi’de de: “Allah Kullarının önceki yaptıklarını ve gelecekte

yapacaklarını bilir.” buyrulur. Necm, 32 de ise: “…Sizi, topraktan

yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi

bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a

karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.” buyrulur. Yani Allah

Teâlâ, ceninler büyüyünce, onların ne yapacaklarını bilir, buyruluyor!

(Lokman, 34 ve Fetih,21’e de bkz.) Nitekim İsra, 74’de de Rabbimiz: “Eğer

biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz

meyledecektin.” buyurarak, Peygamberimizi korumasaydı gelecekte

müşriklere meyledeceğini bildiriyor!

Maal’esef Kelâmcıların bir kısmı da: “Allah, bir şey

gerçekleşmeden önce onun hakkında bilgi sahibi değildir.” derler.

Onun için İmam Ebi Yusuf ise: “Kelâm ilmi ile dini öğrenen veya

öğrenmek isteyen zındıklaşır.” demiştir. (Hadis Müdâfâsı, sh.85, 86.)

396

Yine aynı kişiler başka bir yazılarında: “Allah Teâlâ Kulun,

imtihan sırasındaki davranış biçimini önceden planlamaz.” diyorlar.

Zaten biz de, insanoğlunun iradesi ile yapacağı işler için Allah

Teâlâ plan yapıp yönlendirir, demiyoruz. Yukarıda sunduğumuz

Âyetlere dayanarak; Allah Teâlâ, kulunun iradesi ile ne yapacağını

bilir ama kulunu serbest bırakır, diyoruz. Yalnız Allah Teâlâ bazan

ağır hastalıklar veya diğer belâlarla imtihan etmek için kulları

hakkında ezelde plânlar yapmış ve belirlediği zaman gelince de bu

sınavlara tabi tutmuştur. Bazan kul, bu ağır imtihanlar karşısında

hiçbir çıkış yolu bulamamaktadır.Bu sınavlar da kulun Âhiretteki

derecesini yükseltmek içindir! Ayrıca kullar arasında böyle sınava tabi

olanlar azınlıktadır. Böyle çıkmazda olanlar için Kur’an’da şöyle

buyruluyor: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar,

canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz.” “Sabredenleri müjdele.

Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle)

Allâh’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” “İşte Rableri

katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış

olanlar da işte bunlardır.” (Bakara, 155-157.)

Bu konuda şu Âyetler de önemli: “Sen ne kadar şiddetle arzu

etsen de insanların çoğu -inanacak değillerdir.-” (Yusuf, 103.) “Onların

çoğu Allâh’a ancak- ortak koşarak inanırlar.-” (Yusuf, 106.) Bu

Âyetlerde Rabbimiz, insanların çoğunun hangi hareketleri yaparak ve

hangi sözleri söyleyerek küfre gireceklerini, yani “şirk” günahını

işleyeceklerini önceden bildiğini haber veriyor! Şu Âyet ise cimri

müminlerin, ölüm anındaki feryatlarının Rabbimiz tarafından

bilindiğine delil: “Herhangi birinize ölüm gelipte: Rabbim! “Beni

yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!”

demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın!” (Münâfikûn,10.)

Ayrıca Rabbimiz, kimin günahkâr olacağını ve kimin iman

etmiyeceğini de önceden bilir: “Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden

daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman

etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı 

397

üzülme.” (Hud, 36.) “Hevâ ve hevesini ilah edinen ve Allah´ın (kendi

katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği,

gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu

Allah´tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak

mısınız?” (Câsiye, 23.)

Rabbimiz İsrailoğullarının gelecekte yapacaklarını ise şöyle

haber veriyor: “Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde

muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre

kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik.” “Nihayet bu iki

bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için)

üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik.” (İsra, 4-5.)

Yine Yusuf aleyhisselâm’ın gelecekteki yapacağı ile ilgili olarak Allah

Teâlâ: “…Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına

varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.” Kader: “Sözlükte Bir şeyin miktar ve durumu veya bir şey için

tayin edilen zaman ve mekân anlamlarına gelir.” İlmi kullanımdaki

manası ise: “Var olacak şeylerin; ne zaman, nerede, nasıl ve hangi

durumlarda ve özelliklerde meydana geleceğinin Allah Teâlâ

tarafından ezelden beri bilinmesi ve bu bilgiye göre tespit edilip

kayda geçirilmesidir.” Nitekim bu konuda: “De ki: "Allah'ın bizim

için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O

bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül

etmelidirler." (Tevbe, 51.) “Biz de her şeyi bir bir sayarak kayıt altına

aldık.” (Nebe’, 29.) buyruluyor!Kaza ise: Sözlükte emir, hüküm, yerine getirme ve yaratma

gibi anlamlara gelir. İlmi kullanımdaki anlamı ise: “Allah Teâlâ’nın

ezelde irade ve takdir ettiği şeyleri vakti gelince meydana getirmesi

ve yaratmasıdır. “Kader yazısı” olmasaydı da, bütün olaylar zamanı

gelince olacaktır. Yani kader yazısı, insanı yönlendiren bir güç olarak

görülmemelidir!

Bazı kişiler: "Bakara, 177, 285 ve Nisa, 136'da bildirilen

hükümlerin içinde, "Kader" geçmiyor, o halde "Kaderi" iman

esasları arasına koyamayız demektedirler. Halbu ki Bakara, 285'de

dört iman esası olduğu halde, Nisa, 136'da beş esas vardır. Nisâ,

150-151'de ise Yalnız Allah Teâlâ'ya ve Peygamberlere iman

etmeyenler küfre girer, denmektedir! Ayrıca İman esaslarını birkaç

Âyetteki bildirilenlerle sınırlamak, Kur'an'daki diğer Âyetlerin

içeriğini iman esasları içine katmamak demektir. Bu ise kişi küfre

götürür!

Çünkü İman esasları yalnız söz konusu Âyetlerde geçenlerden

ibaret değildir. Müslüman, Kur'ân'ın içeriğindeki bütün emir ve

yasaklara iman etmek zorundadır. Kur'an'da ise yüzlerce iman

edilmesi gereken emir ve yasaklar var. Bunun yanında "Kader"

konusu, Kur'ân'ın birçok Âyetinde geçmektedir. İlgili Âyetleri aşağıda

vereceğim. Yani "Kur'an'ın içeriği bir bütündür, onlardan bir tanesine

bile iman etmeyen kâfirdir."

Ayrıca "Kader" denilince; yalnız Allah Teâlâ'nın her şeyi ölçü,

ağırlık ve miktara göre yaratması anlaşılmamalıdır. Tabii ki

kaderin, ölçü anlamına geldiğini bildiren Âyetlerde var. Buna birkaç

örnek: “Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi

ziyade edeceğini Allah bilir. O’nun katında her şey ölçü iledir!” (Ra’d,

8.) “Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak

belli bir ölçü ile indiririz!” (Hıcr, 21.) “Biz her şeyi bir ölçüye göre

yarattık.” (Kamer, 49.) “Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de

(faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen

gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.” (Müminûn, 18.) Ama bunun

yanında Kader: "Allah Teâlâ'nın sonsuz ilmi ile, bütün olacakları 

380

önceden bildiği için; onların olacağını; ölçü, ağırlık ve miktarları ile

beraber, yer ve zaman bildirerek kaleme yazdırmasıdır.

Yani bazı cahillerin inandığı gibi, Kader denince; insanı

yönlendiren ve ona etki eden bir güç olarak da anlamamak gerekir.

Yukarıda dediğim gibi "Kader": Gelecekte olacakların, Allah Teâlâ

tarafından miktar, ölçü, ağırlık, zaman ve yer bakımından

belirleyip kaleme yazdırmasıdır. (Tâhâ, 40 ve Kalem, 2’ye bkz.) Yoksa

"Kader", insanı etkileyen bir güç değildir!

Ancak kul dilemediği halde, istenmeyen bir olayı Allâh Teâlâ

yazıp diledi ise, bu da bir sınavdır. Sabreden kazanır, isyan eden ise

kaybeder. Nitekim şu Âyet’i Kerimeler bu gerçeği dile

getirmektedirler: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan

olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize

döndürüleceksiniz.”313 “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece

"İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?”314

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve

ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!)

Sabredenleri müjdele!” “Eğer sana bir iyilik erişirse, bu onları üzer.

Ve eğer başına bir musibet gelirse, «İyi ki biz daha önce tedbirimizi

almışız» derler ve böbürlenerek dönüp giderler.” “De ki: Allâh’ın

bizim için yazdığından başkası bize asla ulaşmaz. O bizim mevlamızdır.

Onun için Mü’minler yalnız Allâh’a dayanıp güvenirler.”315

 Ama bazan da kişi, belâyı hak ettiği için istemediği olayları

yaşayabilir. Nitekim bu durum Şûra Sûresi, 30'da bildirilmiştir. Onun

için, kadere hakaret eden veya zalim diyen, Allâh Teâlâ'ya hakaret

etmiş veya zâlim demiş olur.316

Yani yaratılmışların kaderini, ezeli ilmi ile bildiği için kaleme

yazdıran Allâh Teâlâ’dır. (Kalem, 2’ye bkz.) Yani “kader” "Bakara, 177,

285 ve Nisa, 136'da geçmese de, diğer birçok Âyetle sabittir! Konu ile


313 Enbiya, 35.

314 Ankebut, 2.

315 Bakara, 155; Tevbe, 50-51.

316 Bu tehlike DİYK ‘nin 22.02.2011 tarihli ve 22022011231558 kayıt no’lu fetvası ile de

dile getirilmiştir. 

381

ilgili Âyet-i Kerimelerde, Allâh Teâlâ kullarını şöyle uyarıyor: “Gaybın

anahtarları Allâh’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O,

karada ve denizde ne varsa bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak bile

düşmez. O yerin karanlıkları içinde tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve

kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”

317

“Başa gelen hiçbir olay Allâh’ın izni olmaksızın olamaz.

‘Allâh'a kim inanırsa, onun gönlünü doğruya yöneltir.’ Allâh her şeyi

bilendir.”

318

“Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık

bir kitapta bulunmasın.” “De ki: Allâh’ın bizim için yazdığından

başkası bize asla ulaşmaz. O bizim mevlamızdır. Onun için

Mü’minler yalnız Allâh’a dayanıp güvensinler.” “Allah, ‘And olsun ki

Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz’ diye ‘yazmıştır’. Doğrusu

Allah kuvvetlidir, güçlüdür.”

319

“Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki, hakkında (bizce)

bilinen bir yazgı olmasın” 320

“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir

musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmş

olmasın. Şüphesiz bu, Allâh’a göre kolaydır.” “(Allâh bunu) bunu

elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allâh’ın size verdiği nimetlerle

şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allâh, kendini beğenip

böbürlenenleri sevmez.”321


317 En’am Sûresi, 59. “…Sonra bir kader dahilinde buraya geldin, ey Musa.” Tâhâ, 40.)

Ayrıca konu ile ilgili olarak, Yunus, 61; Rad, 38-39; Sebe, 3- 4’e bakınız.

318 Teğabün, 11. “…Rabbimiz rahmet etmeyi ‘kendine yazdı’…” (En’am, 54 ve 12’y bkz.

319 Neml, 75; Tevbe, 5. Ayrıca Mücadele 21 ve 22; Bakara, 187’ye de bkz.

320 Hıcr, 4. Bu konuda Hud, 6’ya ve Yâsin, 12’ye de bakınız.

321 Hadid, 22-23. Haşr, 3’de “Eğer Allah onlara (Yahudilerden Nâdiroğullarına) sürgünü

‘yazmamış olsaydı’, elbette onları dünyada (başka şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette

de onlar için cehennem azabı vardır.” buyruluyor.

Kaderde ne yazılı olduğu bilinmediğinden, bütün konularda tedbir almak

gerektiği ile ilgili olarak, Yusuf sûresi, 67-68’e bakınız. Bu konuda Fâtır, 11’e de

bakınız.

382

Bu konuda İsra, 58 de çok önemli: “Ne kadar ülke varsa hepsini

kıyamet gününden önce ya helak edecek veya en çetin bir şekilde

azaplandıracağız. Bu kitap da (Levh-i Mahfuzda) yazılıdır.” Fatır, 11’de

ise şöyle buyrulur: “…Kendisine ömür verilenin ömrünün uzatılması,

ömründen eksiltilmesi muhakkak bir kitabda (Levh-i Mahfuz’da veya

Allah’ın ilminde) yazılıdır. Şüphe yok ki bu (sayılanlar) Allah’a

kolaydır!” Ra’d 39’da ise: “Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit

bırakır. Bütün kitapların aslı O’nun yanındadır.” buyrulur!

Konu ile ilgili Hadis-i Şerifler de ise şöyle buyruluyor:

“Îman; Allâh’a, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Ahiret

gününe inanman ve kadere de iyisi ve kötüsü ile îman etmendir.”322

“Kul, şu dört şeye inanmadıkça Mü’min sayılmaz. Allâh’tan

başka İlâh olmadığına ve ben muhammed’in Allâh’ın hak ile

gönderdiği bir Peygamber olduğuma şehadet etmek, ölüme

inanmak, ölümden sonra dirilmeye inanmak ve kadere inanmak.”323

Bütün bu delillerden anlaşıldığına göre; şarkı-türkülerde veya

normal konuşmalarda; kader’e “zâlim” demek veya “Kader utansın!”

demek veya başa gelen bir sıkıntı için: “Kaderin bir oyunu” demek,

konu içinde geçen Âyetlerden de anlaşılacağı üzere, kader’in takdir

edicisi olan Allâh Teâlâ’yı adaletsizlikle ve hainlikle itham etmektir.

Halbu ki Allâh Teâlâ sonsuz ilmiyle geçmiş ve geleceği bildiği için,

olmuş ve olacak her şeyi kaderde belirlemiş ve yazmıştır. Ama bu

yazılanlar kullar için kapalıdır ve kaderde ne yazılı olduğunu bilme

imkânı yoktur. Bunun yanında Allâh Teâlâ insanı iradesinde serbest

bırakmıştır. Onun için kişi bu iradesiyle doğruyu ve yanlışı, faydalıyı

ve zararlıyı öğrenerek, tedbir almalıdır. Doğru ve yanlışların, listesi ise

Allâh Teâlâ tarafından peygamberleri vasıtasıyla bildirildiği için, insan

iradesini kullanarak bu bildirilen kurallar doğrultusunda bir hayat

geçirmek zorundadır. Diğer zararlı durumlara karşı ise, akıl ve irade

ile önlem alınmalıdır.


322 Büyük Hadis Külliyatı, 1/25.

323 Büyük Hadis Külliyatı, 1/30.

383

Bunun yanında kişinin iradesi dışında, hastalıklar, kazalar,

çeşitli belalar ya da gücünün yetmediği başka olaylar başına gelebilir.

Bu da Ahiretteki sonsuz nimet Cennet’i kazanmak için birer

imtihandır. Burada kula düşen görev, elinden gelen bütün gayretini

sarf ettikten sonra, sabırla beraber Allâh Teâlâ’ya dua edip, sonucu

yine O’na bırakmaktır. Zira kişi şu gerçeği iyi kavramalı ki, bir Âyet-i

Kerîmede de bildirildiği üzere, insanın hayır gördüğü şeyler de şer,

şer gördüğü şeylerde de hayır olabilir.Bu konuda Allâh Teâlâ şöyle

buyuruyor: “Ey inananlar! Gerçi hoşunuza gitmese de, savaş size

farz kılındı. Bazan hoşunuza gitmeyen birşey, hakkınızda iyi

olabilir ve yine hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir.

Allah bilir, ama siz bilmezsiniz bu gerçekleri.”324 “Herkes, ölümü

tadacak ve sizi, bir sınama olarak hayırla, şerle de denemedeyiz ve

siz ancak bize döndürüleceksiniz.”325

“İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder.

Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur,

bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O,

dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta

kendisidir.”326

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan canlardan

ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!)

Sabredenleri müjdele!” “O sabredenler kendilerine bir bela


324 Bakara, 216’ya bkz. İstenmeden başa gelen sıkıntılar da kaderdir. (Bakara, 155-157)

Rasûlullâh efendimizin şu üç şeyden Allah’a sığındığı bildiriliyor: “Sapıklığın

aşağılığına düşmekten, düşmanların sevinmesinden, kötü kaderden ve belanın

sıkıntısından Sana sığınırım...” (Buhârî, Deavat: 56; Müslim, Zikir Dua: 16)

Maal’esef bazıları tarafından, kader konusunun halka tek yönü anlatılarak

yanlış bilgi verilmektedir. Hatta İslâmi konularda hassas olduğunu bildiğimiz bir

televizyonda bile bir tarikat yetkilisi, İslâmla ilgili sorulara cevap vermesi için

çağrılan bir kişi, kaderi yalnız cüz’i iradeye bağlamakta ve “ Allâh Teâlâ ezelde her

şeyi belirlemiştir. İnsan cüz’i iradesiyle hareket ederek, faydalı olanı almalı, zararlı

olandan kaçmalıdır.” demiştir. Hâlbuki kaderin bir de insan iradesi dışında kalan

kısmı vardır ki, bu kısmı da yukarıda işledik. (hastalıklar ve belâlar gibi.)

325 Enbiya, 35.

326 Hac, 11.

384

geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz

derler.” “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.

Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.''327

Onun için isyan ederek veya İslâm dışı yollara başvurarak

kendimizi tehlikeye atmamalıyız. Bazı zavallıların yaptığı gibi,

türbelere giderek veya büyük bildiği kişiler için: “Yetiş Ya falan”

demek, ya da falcılara, cincilere başvurarak, onlardan yardım dilemek

veya diğer batıl yollara başvurarak çare aramak, kişiyi şirke

düşürmekten başka bir sonuca götürmez!

Bazıları diyorlar ki, “Başıma gelecekler ezelde yazılmıştır. O

halde benim çabam boşadır.” Bu söz çok yanlıştır. Zira yukarıda da

söylediğm gibi, ezelde yazılan bütün konular bize kapalıdır ve

bildirilmemiştir. Onun için Allâh Teâlâ kullarından, “İradelerini

kullanarak ve tedbirler alarak, dünya ve ahiret tehlikelerinden

kendilerini korumalarını” emretmektedir. Bu tedbir ise, aklımızı

kullanarak hayattaki durumları değerlendirmek ve üzerimize düşeni

yapmaktır. Ahiretteki tehlikelerden korunmanın yolu ise, Kur’ân ve

Sünnet’e, yani Kur’ân’ın içeriğine ters düşmeyen hadislere göre bir

hayat geçirmektir.328 Zira peygamberimiz Kur’ân’a aykırı konuşmaz.

Kader konusunda yanlış anlaşılan bir durum da, bazı

Hadislerde ki iyiliğin ömrü uzatacağı ve duanın kaderi geri çevireceği

müjdesidir. Şöyle ki; Rasûlüllâh Aleyhissalâtü vesselam: “Ömrü

sadece yapılan iyilik artırır. Kaderi de sadece dua geri çevirir. Şurası

muhakkak ki, kişi, işlediği günah sebepiyle rızkından mahrum

edilir.” buyurmuştur.329

Bu ve benzeri Hadislerde geçen “kader” ile ilgili haberleri,

sonradan kaderin değişebileceği şeklinde yorumlamak doğru değildir.

Zira daha öncede söylediğim gibi, Allâh Teâlâ geçmiş ve gelecekte ne

olacağını bildiği için, insanların iyilik yapacağını da, dua yapacağını

da, günah işleyeceğini de biliyordu. Onun için, Allâh Teâlâ kişinin

kaderini belirlediğinde, aynı kader içinde ve aynı anda, “Kulumun


327 Bakara 155-156-157.

328 Bilgi için, Kütüb-i Sitte Tercümesi, 11/132-133; 16/49’a bakınız.

329 Age., 17/559.

385

ömrü şu kadar olacaktı, başına şöyle bir bela gelecekti, ancak şu

iyiliği yapacak, şöyle duayı edecek ve böylece onun ömrünü şu

kadar uzatacağım ve şu belayı ondan uzaklaştıracağım, şu günahı

işleyecek ve rızkından şu kadar eksilteceğim.” diye takdir etmiştir.

Kader konusundaki Nisa, 78, 79 ve 80. Âyetlerinin hükümleri

bazı kişiler tarafından yanlış anlaşıldığı için burada konuyu biraz

açmak istiyorum. Bu Âyetlerin içerdiği hükümleri anlayabilmek için,

bir önceki 77. Âyet'in içeriğini kavramamız gerekir. Önce ilgili

Âyetlerin meallerini verelim:

77. Âyet: “Daha önce kendilerine `savaştan uzak durun,

namazı kılın ve zekatı verin' direktifi verilmiş olanları görmüyor

musun? Şimdi üzerlerine farz kılınınca, onların; Allah'tan korkar

gibi ya da bundan bile daha fazla, insanlardan korkan bir grubu

"Ey Rabbimiz niye üzerimize savaşmayı farz kıldın, bize biraz

daha mühlet tanısaydın olmaz mıydı? dediler. Onlara de ki; Dünya

zevki kısa sürelidir. Ahiret ise sakınanlar için daha hayırlıdır.

Orada kıl payı bile haksızlığa uğramazsınız.”

78. Âyet: “Nerede olursanız olun, surlarla tahkim edilmiş

kalelerin içinde bile olsanız, ölüm sizi bulur. Eğer onlar bir iyilikle

karşılaşırlarsa `bu Allah'tandır' derler, ama başlarına bir kötülük

gelirse 'Bu senin yüzündendir.' derler. Onlara de ki; Hepsi

Allah'tandır (ve hepsi imtihan içindir). Niye bu adamlar kendilerine

söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar?” 79. Âyet: “Karşına çıkan

her iyilik Allah'tandır. Başına gelen her kötülük de kendindendir.

Biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik. Buna şahit olarak

Allah yeter.” Şûra, 30 da ise: “Başınıza gelen musibet, kendi

ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” buyrulur.

80. Âyet: “Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş

olur. Kim ona sırt çevirirse bilsin ki biz seni onların başına

koruyucu olarak göndermiş değiliz.”

Yani 78. Âyetteki “İyilik ve kötülük hepsi Allah’tandır.”

mealindeki ayet'in manası; iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır,

demektir. Bu konudaki: “Hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah’tır.”

şeklindeki ehl-i sünnetin düsturu, bu gibi Âyetlerin bir açıklaması

Ayrıca her türlü nimet Allah Teâlâ'nın bir ikramıdır. Kul

nimetleri kendinden bilirse, nefsini ilâhlaştırmış olur. Nitekim Kârûn

böyle söyledi ve yerin dibine batırıldı. (Kasas, 76-84 arasına bakınız.)

Şeytan da aynı ruh yapısından ve inancından imtihanı kaybetti! (A'raf,

12- 18 arasına bakınız.)

İnsan iradesi ile olmayan sıkıntı, hastalık ve afetler de Allah

Teâlâ'dandır. Bunların bir kısmı kulları denemek içindir. Sabrettikleri

takdirde dereceleri yükseltilir ve Âhiret saadetine kavuşurlar. Bir kısmı

da haramları önemsemeyip azgınlaşan kişileri cezalandırmak içindir.

Nisâ 78. Âyetin iniş sebepi şöyledir: Medine'de bir ara kıtlık

olmuştu. Bunun üzerine Yahudiler ve Münafıklar Peygamber

efendimize: “Bu kıtlığın sebepi sensin.” demişlerdi. Bu olay üzerine

78. Âyet indirilmişti.

“(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah´tandır, sana ne

kötülük dokunursa kendindendir.” mealindeki 79. Âyette ise, Allah

Teâlâ’nın yaratmasına değil, insanların cüzî iradelerine taalluk eden

noktaya dikkat çekilmiştir. Yani kişi iyiliği istese de Allâh Teâlâ'nın

yardımı olmadan ona kavuşamaz.

Gerek iyilik ve gerek kötülük olsun, her işin bir insan tarafı,

bir de Allah Teâlâ tarafı vardır. İnsan cüz'î iradesiyle, oluşan

durumlara sebep ve vesile olma durumundadır. Allah Teâlâ ise, küllî

iradesiyle, her şeyi yaratandır. Sebep ile yaratma arasında bir

taksimat yapılırsa şöyle olur: İnsanoğlunun yaratma noktasına

katkıda bulunacak hiçbir gücü yoktur. İyiliği de kötülüğü de yaratan

sadece Allah Teâlâ’dır.

Fiilleri yaratma noktasına gelinceye kadar ki sürecin adı olan

“sebepler dairesi safhasında” ise, insanın iradesi katkı sağlar. Ancak,

iyilikler yaratılmaya ihtiyaç duyulduğu için bunda da insanların

cüz'i iradelerinin katkısı çok azdır. Örneğin, bir fakire bir elma

vermek bir iyiliktir. Bu iyiliğin % 99'u yaratma ile ilgili olduğundan

Allah Teâlâ’ya aittir. Onu yaratan, olgunlaştıran Allah Teâlâ olduğu

gibi, o elmayı fakire vermesi içi kalbine iyilik yapma duygusunu 

387

veren, bu elmayı taşıyan elleri, ayakları veren de Allah Teâlâ’dır. 78.

Âyet'te bu noktaya dikkat çekilmiştir.

İnsanın iradesi ile, yani isteyerek kötülük yapma işi ise, Allâh

Teâlâ tarafından benimsenmediği halde, kul istediği için yaratması

dolayısı ile, kötülük kulun kendisindendir. Mesela; sabah namazının

iki rek’at sünneti, dünyaya bedel bir değere sahip olduğu hadislerde

ifade edilmiştir. Buna rağmen, bir insan bu kadar değerli bir ibadeti,

bu cihan değer namazı terk etmekle büyük bir kötülük işlemiş olur .

İşte bu kötülüğü isteyen ve yapan, kişinin nefsidir. Onu işlemesi ise,

kişinin tembelliğindendir. Bu sebeple kötülük insana isnat edilir. 79.

ayette kötülüğün bu özelliğine işaret edilmiştir.

Bu açıklamalardan açıkça anlaşılıyor ki, kötülüğü de iyiliği de

yaratan Allah Teâlâ’dır. İnsan ise gerçek anlamda sadece kötülüğün

sahibidir. Demek ki, insanın iyiliğe yönelmesi ve iyilik yapması, Allah

Teâlâ’nın birer lütfüdür, kötülükleri ise kendi kazancıdır. Başka bir

deyişle; hayır Allah Teâlâ'dandır ve bir ikramdır. Şer ise, insanın iradesi

ve azgınlığı dışında oluşmuşsa, imtihan içindir. Sabreden kazanır.

Kader konusunda şu Âyetler de önemli:

“Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz

yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da

affeder.”330

“Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O,

süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim, dünyanın yararını (sevabını)

isterse, ona ondan veririz kim ahiret sevabını isterse, ona da ondan

veririz. Biz, şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.”331

Özetle söylersek; bütün bu delillerden çıkan hüküm şudur:

Kişinin başına gelen kaza, belâ, hastalık veya çeşitli sıkıntıların olacağı


330 Şûra, 30.

331 Âl’i Imran, 145.

Âl’i Imran 154’te ise şöyle buyruluyor: ”…De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız,

üzerlerine öldürülmesi “yazılmış” bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri)

yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini

arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”

388

saat ve saniyeleri, ezelde Allâh Teâlâ tarafından biliniyordu. Bildiği

için de emri ile kaleme yazdırmıştır.

Bunlardan, kulun kendisinin sebepiyet verdiği durumlar,

iradesinin sonucu olduğundan, çektiği üzüntü kendi eseridir.

insanların dışındaki canlıların sebep olduğu sıkıntıların ise mükâfâtı

vardır. Kötülüğü yapan insan ise, kul hakkına girmiş olur. Dünya'da

helâllaşmazsa, Âhirette alınır. Ancak sıkıntılar Allâh Teâlâ tarafından

gelmişse, sabredildiği takdirde büyük manevi karşılıklar vardır.

Burada konu ile bağlatısı olan şu meseleye de değinmek

istiyorum:

Bazı kişiler Allâh Teâlâ'nın adaletinden bahsederken, kaderde

zorunlu olarak takdir edilen özellikleri yanlış yorumluyorlar ve Allâh

Teâlâ'nın adaletini yanlış anlatıyorlar. Şöyle ki: Bir yazar sohbet esnasında

şöyle demişti: “Allâh Teâlâ'nın, Kedinin kuyruğunu, kediye vermesi,

koyunun kuyruğunu, koyuna vermesi adalettir. Kedinin kuyruğunu,

koyuna, koyunun kuyruğunu kediye vermesi ise zulümdür.” dedi.

Halbu ki her hayvanın kendine özel takdir edilip yaratılan

kuyruğu veya diğer organları, o hayvan için adalet değil rahmettir.

Zira hayvanın yaşam ihtiyaçlarını tam olarak karşılayacak şekilde

yaratılmıştır. Bu durum ise en büyük rahmetlerdendir. Bir

hayvanın kuyruksuz veya eksik organlı yaratılması ise adalettir!

Çünkü bir hıkmete binaen Allâh Teâlâ öyle uygun görmüştür.

İnsanların organlarının eksik olarak yaratılması da aynıdır, yani

Allâh Teâlâ'nın adaleti gereğidir. Örneğin; bir kişiye gören göz

verilmesi rahmet, diğerinin a'ma yani görme özürlü yaratılması ise

adaletin gereğidir.

Bütün organlar ve nimetler için bu tesbit geçerlidir. Ancak her

bir nimet için Allâh Teâlâ'ya sonsuz şükür gerekir. Her eksik organ

için veya bir nimetten mahrum bıraklıma ya da dert ve sıkıntılarla

sınanma ise sabır gerektirir. Zira bu bir sınavdır ve bu durumlarda

bizim bilmediğimiz birçok hıkmetler vardır. Bu durumlara 

389

sabredenler; Âhirette ummadığı makam ve nimetlerle karşılaşınca:

“İyi ki bu sınavlardan geçmişiz.” diyecekler. Nitekim konu ile ilgili

olarak Kur'an'da şöyle buyruluyor:

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan canlardan

ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!)

Sabredenleri müjdele!” “O sabredenler kendilerine bir bela

geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz

derler.” “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.

Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.''332


BAŞA DÖN