Her Müslüman bilir ve inanır ki, kâinatta gördüğümüz veya
göremediğimiz bütün varlıklar, Allâh Teâlâ’nın birer yaratığı olup,
sahibi de yalnız odur. Mülk ve sahiblikte ortağı olmadığı gibi
tasarrufta da ortağı yoktur. Yani kâinattaki canlı cansız bütün
varlıkları, yaratılış gâyeleri doğrultusunda yönlendiren (vazifelerini
vahyeden Fussılet, 12.; Nahl, 68) , hareket ettiren, büyüten, geliştiren,
rızıklandıran ve güç veren yalnız Allâh (Celle celâlühü)’tır.
Ayrıca Allâh Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde başka varlıklara
muhtaç değildir. Aksine bütün varlıklar ona muhtaçtır.O bir konuda
yardımını kesse, bütün mahlûkat Helâk olur. Mesela; Allâh Teâlâ
yeryüzünden havayı veya suyu çekiverse, bütün canlıların bir anda
hayatları sona erer.169
Bütün bunlara rağmen, Allâh Teâlâ dünyda kendine itaat edene de,
isyan edene de, nimetlerini vermektedir. Fakat insanoğlu, kendine verilen
bütün bu nimetlere ve imkânlara rağmen, aile düzeyinde ve toplum
düzeyinde, huzurlu, mutlu ve düzenli bir yaşantı şeklini kuramıyor.
Zâlimin zulmünü ve mazlumun ezilmesini önlemekten aciz kalmaktadır.
Çünkü insan, iki önemli şer kuvvet olan nefs ve şeytanın etkisi
altındadır. Bu iki varlık, insana daima kötülüğü emretmekteler ve
haramları işlemeye teşvik etmektedirler.170 Onun için nefis ve şeytan
insanoğlunun iki büyük düşmanıdır.171
İşte Allâh Teâlâ, sonsuz rahmeti gereği ve kullarına olan
sevgisinden dolayı insanların, nefis ve şeytanın oyununa gelerek
düştükleri sapıklıklardan ve haramlardan kurtulmaları ve böylece
dünya ve ahiret saadetini elde etmeleri için, sık sık peygamberler
göndermiş ve bu peygamberler de insanları hayatın her anında Allâh
Teâlâ’nın bildirdiği hükümlere uymaya davet etmişlerdir.
Yine bundan bin dörtyüz sene önce, insanların vahşi hayvanlar
gibi Birbirlerini yok etmeye çalıştıkları ve zâlimin mazlumu ezdiği bir
devirde, Allâh (Celle celâlühü) bu vahşete ve azgınlığa son vermek ve
insanlığı huzurlu bir hayata kavuşturmak gâyesi ile, rahmet ve
kurtuluş müjdecisi olarak, peygamberlerin yücesi, âlemlere rahmet
olarak gönderilen Muhammed (aleyhisselâm)’i gönderdi ve rehber
olarak da, hükümleri kıyamete kadar baki kalacak olan yüce kitabımız
Kur’ân-ı Kerîm’i verdi ve din olarak da İslâm’ı seçti.
“Allâh Teâlâ, bize din olarak, yani hayat nizamı olarak seçtiği
İslâm dinini, bütün insanlara rahmet olarak göndermiştir. Bu itibarla
Kur’ân-ı Kerîm’de, Peygamber (aleyhisselâm)’e hitaben: “Biz, seni
ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”172 İnsanlara hitaben de:
“Ey insanlar, size, Rabbınızdan bir öğüt, kalblerdeki şeylere şifâ,
Mü’minler için Hidâyet ve rahmet gelmiştir.”
173 “Şüphe yok ki O
(Kur’ân), doğruyu gösteren bir Hidâyettir ve Mü’minler için bir
rahmettir.”
174 buyurulmuştur. “İslâmî hükümler”, fertlerin ve
toplumun huzurunu sağlamak için, şu üç noktayı gerçekleştirmeyi
hedeflemiştir:
Tüm Hakları Saklıdır
BAŞA DÖN