Dini sorumluluk konusunda, pek çok kişi tarafından yanlış
anlaşılan şu mes’eleyi de açıklamak gerekiyor: Bakara Sûresi 286.
Âyette geçen: “Allah her kişiyi, ancak gücünün yettiği ölçüde
sorumlu tutar…” hükmü birçok kişi tarafından: “Allah insana
götüremiyeceği sıkıntıyı ve derdi yüklemez” şeklinde
açıklanmaktadır. Halbu ki buradaki “teklif, yani sorumluluk”, “emir
ve yasaklarla” ilgilidir. Nitekim Bakara 185’de: “Allah size kolaylık
diler, zorluk dilemez…” buyrulur. Yine Maide 6’da: “…Allah size
herhangi bir güçlük çıkarmak istemez.” buyrulur. Âyet’in iniş sebepi:
Bakara 284. Âyetteki: “… İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz
de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir.”hükmü gelince
sahabeler korktular ve telâşa girdiler. Bunun üzerüne bu müjde geldi.
(İbni Kesir, 1/343; Mecmua’t-Tefâsir, 1/451; Elmalılı, 2/273; Tefhim’ül-Kur’an, 1/228’e
bakınız.) Eğer bu Âyet, dert ve sıkıntılarla ilgili olsaydı, intihar edenler,
254 Nur, 55.
255 Hak dini Kur’ân Dili, 2/338.
352
ötenaziye gidenler (Müslümanlardan da ötenaziye giden var!) veya
çaresiz kalıp da “ölümü isteyenler” için ne demek gerekir?
Eğer bir kişi, Allâh Teâlâ’ya ibadetten ve itaatten uzaklaşırsa,
yani günlük hayatında Allâh (Celle celâlühü)’ın hükümlerine uygun
bir hayat yaşamazsa, nefis ve şeytanın esiri olur ve sonu gelmeyen
günah bataklığına yuvarlanır. Böyle bir kişi, Allâh Teâlâ’nın
korumasından ve rahmetinden uzak kalır. Çünkü Allâh (Celle
celâlühü)’a ibadet etmeyen, onun emir ve yasaklarına uymayan kişi
nefis ve şeytanın isteklerine uyar. Zira Allâh Teâlâ'nın çizdiği yoldan
uzaklaşan kişi, nefs ve şeytanın kontrolüne girer. Nefis ve şeytan ise,
insanın en büyük iki düşmanıdır ve daima kötülüğü emrederler,
haramları güzel ve çekici gösterirler, helâlları ise çirkin gösterirler.
Allâh Teâlâ bu konuda: “Muhakkak ki nefis (daima) kötülüğü
emredicidir.”
237 buyurmaktadır. Şeytan ise, insanoğlunun ezeli
düşmanıdır. Âdem (Aleyhisselam)’a duyduğu kini çocuklarından
çıkarmaya çalışmaktadır. Allâh Teâlâ, şeytanı huzurundan kovduğunda, şeytan bu kinini şöyle dile getirmişti: “Onları, mutlaka
saptıracağım; onları boş ümitlere düşürüp olmayacak kuruntularla
aldatacağım ve kesinlikle onlara emredeceğim de davarların
kulaklarını (putlara adamak için) yaracaklar. Şüphesiz onlara
emredeceğim de, Allâh’ın yarattığı (özellikleri) değiştirecekler…”
238
dedi. Yani Hadislerde bildirildiği üzere: “Erkekler fıtratta verilen
sakalı keserek; kadınlar, kaşlarını ve dişlerini incelterek, dövme
yaptırarak veya diğer uzuvlaranı estetik yaptırarak fıtratı
değiştirecekler! (Ancak yine de Allah Teâlâ Âyetten ne murat ettiğini
kendi bilir.) Başka bir Âyet-i Kerîme’de ise, şeytanın insana kötülüğü
emrettiği şöyle bildirilmektedir: “O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı
ve Allâh’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”239
Onun için bir kişi, Allâh Teâlâ’ya ibadetten ve zikirden
uzaklaşmışsa, o kişinin dostu velisi ve arkadaşı şeytandır. Şeytan o
kişiyi istediği şekilde yönlendirir. Çünkü böyle bir kişi, şeytanın
yolunu, şeytanın istediği yaşantı şeklini seçmiştir. Onun için bu
durumdaki kişiler, Allâh Teâlâ’nın korumasından çıktıklarından ve
kötülüklere karşı caydırıcı, manevi bir zırh olan ibadetlerin feyzinden,
bereketinden uzak kaldıklarından, şeytanın oyuncağı haline
gelmişlerdir. Bu konuda Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor: “Rahman olan
Allâh’ı hatırlamaktan, ona ibadet etmekten (hayatını O’nun bildirdiği
ilkelere göre düzenlemekten) uzak kalan kişiye, yanından hiç
ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş olarak musallat ederiz. Artık o
şeytan, her zaman onunla beraberdir. (Daima o kişiyi haramlara
sevkeder.)” “Şüphesiz bu şeytanlar onları hak yoldan alıkoyarlar da
onlar, kendilerinin hak yol (İslâm yolu) üzere olduklarını sanırlar.”
240
Demek ki Allâh Teâlâ’ya ibadet ve itaatten uzak olan bir kişi,
şeytanın güdümüne girmekte ve böylece şeytan, o kişiyi her türlü
haramı işlemeye sevketmektedir. Böyle haramları hayatına hâkim
kılan kişi ise, ümitsizlikler ve bunalımlar içinde ömrünü heba
ederek hayatını sona erdirir. Yani gıdalar nasıl vücudun maddi
hayatının devamını sağlıyorsa, gerçekten hakkı verilerek yapılan
ibadetlerde ruhun gıdası, îmanın korunması ve sürekliliği için
gereklidir. Onun için kişi nasıl ki, temiz yiyecekler yerine zehirli
yiyecekler yediğinde vücudunu Helâka sürüklerse, işte bunun gibi,
kişi İslam'a değil de şeytana ve nefse uyduğunda da ruhunu
zehirler ve helâke sürükler.
Bu tip kişiler, kendine zararlı olduğu kadar, topluma da zararlı
birer fert olurlar. Çünkü Allâh’tan (Celle celâlühü) kork-mayan ve ona
itaat etmeyen kişi, toplum haklarını hiç önemsemez. Zira sorumluluk
duygusunu atmış ve hayvani bir hayat yaşamaya başlamıştır. Kalbi
isyanlarla kararmış, hakikatleri görmekten acizdir.241
Ayrıca böyle bir kişi, daima huzursuzluk ve bunalım içinde
olur. İçinde, ibadetlerden uzaklığın bıraktığı bir boşluk vardır. Bu
boşluğu ibadet ve zikirlerle doldurmadığı için, Allâh Teâlâ’nın haram
kıldığı şeylerle doldurmaya çalışır. Bugün içki masasında, yarın kumar
masasında, öbürgün başka bir felaket ocağında dolaşır durur.
Eğer o kişi, bu kötü ortamdan dönüş yapamadan, ecel kapısını
çalarsa, sonuç herkese malumdur. Atalarımızın dediği gibi “Su testisi,
su yolunda kırılır.”
Böyle ölüm döşeğinde bekleyen bir kişi, artık yanından hiç
ayrılmayan şeytanın iki avucu arasındadır. Ona, küfür üzere ruhunu
teslim ettirmek için her türlü tuzağı hazırlamıştır. Şeytan,
söylediklerini o kişiye kabul ettirebilmek için, birçok süslü vadlerde
bulunur. Dediklerini yaptığı takdirde, bulunduğu bu acıklı durumdan
kurtaracağını söyler. Allâh Teâlâ’nın yardımından uzak olan bu kişi,
şeytanın dediklerini gerçek sanır ve kabul eder. Böylece o kişi, küfür
üzere can verir. Yani kişi haramları işleye işleye İslam'dan uzaklaşır.
Küfür uçurumuna yuvarlanır ve dönüş yapmazsa son nefeste küfür
üzere ölür. Onun için Peygamber efendimiz, son nefeste şeytanın
musallat olmasından korunmak için daima dua etmiştir.242 Allâh Teâlâ,
böyle bir sondan hepimizi korusun. (Âmin)
Bu kötü sonuçla ilgili olarak, Rasûlüllâh (aleyhisselâm) şöyle
buyurmaktadır: “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz,
öyle dirilirsiniz.”243 “Eğer inandığınız gibi yaşa-mıyorsanız
(inancınızın gerektirdiği emir ve yasaklara uymuyor-sanız),
yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”244 “Her kul, hangi hal üzere
ölürse, o hal üzere dirilecektir.”245 Sonuç olarak kişi yaşadığı hal
üzere ruhunu teslim eder.
Âl'i Imran, 102'de ise: “Ey İman edenler! Allâh'tan
(haramlarından) gereği gibi sakınarak, Müslümanlar olarak ölün.”
buyruluyor.
Bazı kişiler, yaşlanınca ibadetlerimi yaparım diyerek kendilerini
aldatmaktadırlar. Hâlbuki insanın yaşlanıncaya kadar yaşayacağı belli
olmadığı gibi tevbe edip dönüş yapmadan ölüm gelirse, o kişinin
îmansız gitme tehlikesi de vardır. Onun için Rasûlullâh (aleyhisselâm),
“Yaşlanınca ibadetleri yaparım diyen helâk olmuştur.” buyurmuştur.
Ayrıca böyle söyleyenler, A'raf Sûresi 169'da da kınanmıştır! Sonra,
insan ibadetlerden, yalnız yaşlılık döneminde değil, hayatının her
anında sorumludur. Hatta kişi her gün geçirdiği yirmidört saatini,
İslam'a uygun geçirip geçirmediğinden hesaba çekilecek ve durumuna
göre ya mükâfatını ya da cezasını bulacaktır.
Bazı cahiller de Allâh’ın affı var diye, nefsinin ve şeytanın
istediği doğrultuda hayvanî bir hayat sürdürmeye devam
etmektedirler. Hâlbuki birçok Âyet ve Hadis-i Şerif'te de bildirildiği
üzere, Allâh Teâlâ’nın affı, cehalet veya gaflet içinde günah işleyip,
sonra pişman olarak derhal dönüş yapanlara ve günah işlememek için
gayret içinde olanlarla ilgilidir.246 Tevbe etmeden ölenlerin
bağışlanması ise kesin değildir!
Şu Âyet-i Kerime, bu konuda büyük ibret vericidir: “Yoksa
kötülük işleyenler ölümlerinde ve hayatlarında kendilerini, inanıp
iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne
kötü hüküm veriyorlar!”247
Ayrıca başka bir Âyet-i Kerîme’de: “Allâh nasıl olsa bağışlar.”
diye kuruntu yapanlar, akılsız kişiler olarak nitelendiril-mekte ve
kurtuluşun ancak İslam'ın hükümlerine sıkı sıkı sarılıp, namazı hakkı
ile kılmada olduğu bildirilmektedir..248
Zaten şeytan da inancının ve ilminin gereklerini yerine
getirmediği için imtihanı kaybetti. Onun için yalnız inanmak ve bilgi
insanı kurtuluşa götüremez. İnanç bir fidana benzer. Eğer fidana
vaktinde gerekli bakım yapılmaz ve ihtiyaçları görülmezse, daha
meyve çağına gelmeden kurur veya bir çalı haline gelir ve arzulanan
gâye elde edilemez. İnanç da öyledir. Bunun da gereği yerine
getirilmezse, kişi bir müddet sonra İslâmî hayattan uzaklaşır, nefsinin
ve şeytanın kulu haline gelir. Zira kişi ya Allâh’ın istediği bir yaşantı
üzeredir, ya da nefsin, şeytanın veya kötü kişilerin istediği bir yaşantı
üzeredir, üçüncü bir şık yoktur.
Allâh Teâlâ ya ibadetsiz ve itaatsiz kurtuluşa ereceğini
zannedenleri, Allâh Teâlâ şöyle uyarıyor: “Ey insanlar! Rabbinize
(bildirdiği hükümlere) karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı,
ne evlâdın babası namına, bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin.
Bilin ki, Allâh’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi
aldatmasın ve şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi
kandırmasın.”
249 “İşte o gün kişi (hesap vermenin şiddetinden ve
zorluğundan dolayı) kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden
ve çocuklarından kaçar.”250
Kur’ân-ı Kerîmin içerdiği ilkeler doğrultusunda bir hayat
geçirme gayretinde olanlar için ise, Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kitab’a sımsıkı sarılıp (hükümlerinin gereğini yerine getirenler),
namazı hakkıyla kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların
ecrini yok etmeyiz.”251
Hadis-i Şeriflerdeki; “son nefeste sekerat-ı mevtten önce
Kelime-i Tevhid-i getirenlerin kurtuluşa erip Cennet'e gireceği
müjdesi” de, Kur’ânın ilkelerini önemseyip yaşama gayretiyle olur.
Zira yukarıda da aktarıldığı üzere, Hadis-i Şeriflerde: “Nasıl
yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.”252
“Bütün kullar, hangi hal üzere ölürse, o hal üzere diriltilecektir.”
253
buyrulmaktadır.
Ayrıca şunu da burada belirtmek gerekir ki, ibadet yalnız
İslam'ın beş şartından ibaret değildir. Müslümanın yirmidört saatinin
her saniyesi, Allâh Teâlâ'ya kullukla ilgilidir. Yani Müslüman, ailede,
işde, okulda, mahkemede ve hayatın diğer sahalarında bütün ömrünü
Allâh Teâlâ’nın ilke ve hükümlerine göre düzenlemek zorundadır.
İslâm dışı bir düzende ve İslam'ın ilke ve kanunlarını öcü gibi
gören idarecilerin yönetimi altında bu nasıl mümkün olur diyenlere,
Allâh Teâlâ’nın şu hitapları çok önemlidir:
“Allah, sizden inanıp iyi işlerde bulunanlara, onlardan önce
gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sâhip ve hâkim kıldıysa, onları da
mutlaka yeryüzüne sâhip ve hâkim kılmayı ve onlara, râzı ve
hoşnût oldukları dîni nasîp edip o dini, bütün dinlerden üstün
etmeyi, korkularını emniyete çevirmeyi vaad etmiştir; bana kulluk
etsinler ve bana hiçbir şeyi (Kanun koymada ve itaatta) eş
tutmasınlar ve bundan sonra kim inkâr ederse, İşte bunlar asıl
büyük günahkârlardır.”254
“Ben azım’üş-şan olan Allâh, hükümdarların hükümdarıyım.
Hükümdarların kalpleri ve alınları benim elimdedir. Kullar bana
itaat ederlerse, ben de hükümdarları onlara rahmet kılarım. Eğer
kullar bana isyan ederlerse, ben de hükümdarları onlara ceza
kılarım. Şu halde hükümdarlara sövmekle meşgul olmayın. Ve fakat
bana tevbe ve müracaat edin ki, onları size doğru meylettireyim.”255
Tüm Hakları Saklıdır
BAŞA DÖN