hazret kelimesi nedemek

Hazret: “H D (dad) R” kökünden geliyorsa, “Hazır olmak,

yanında bulunmak mevcut bulunmak, göz önünde olmak”

anlamındadır. Bu ifade ise yalnız Allâh Teâlâ için kullanılır.

Yani “Allah hazretleri veya hazreti Allah” denince, “Her zaman ve

her yerde var olan, gözetici, bilici yardım etme gücüne sahip olan

yalnız Allah Teâlâ'dır!” manası anlaşılmalıdır.

Zira İslâm inancına göre: “Yüce Allah her an, her yerde ilim ve

kuretiyle hâzır ve nâzırdır (gözetleyicidir). ”

Konuyu biraz daha geniş açıklıyalım: “Hazret” ifadesi, : "H

Z (ze) R” harflerinin oluşturduğu kökten geliyorsa, bunun anlamı:

“Malın ve her nesnenin iyisi” demektir. Bu kökten gelen kelime


1682 Şemsettin Polat, Sızıntı Dergisi, Aralık 1996, Sayı: 215 

1009

Araplarda nesneler için kullanılır. “Hazreti falan, hazreti filan” gibi

şahıslar için kullanılmaz. “Bana göre hazret; (iyi olan şey) şudur.”,

“Filana göre hazret; (iyi olan şey) budur.” şeklinde kullanılır.

Demek oluyor ki, Türkçemizdeki, “hazreti Allah”, “hazreti

peygamber”, “hazreti Kur’an”, “papa hazretleri”, “paşa hazretleri”,

“mevlânâ hazretleri” vs. gibi “saygı” maksadı ile kullanılan “hazret”

ifadesi bu kökten gelen değildir.

 Eğer bu kelime: “H D (dad) R” harflerinden oluşan kökten

geliyorsa, bu sözcüğün anlamı: “hazır olmak, mevcut bulunmak,

göz önünde olmak” demektir. Bu sözcüğün türevlerinden bazıları

(hazır, hazırlık, hazır olmak, hakkı huzur, huzurda bulunmak v.s.)

Bu kökten gelen “hazret” kelimesi ise, yanlış olarak, Türkçemizde

büyük bilinen insanlar için kullanılmaktadır.

Halbu ki yukarıda da söylediğim gibi, “hazret” kelimesi Allâh

Teâlâ dışındaki varlıklar için kullanmak caiz değildir. Zira her an, her

yerde etkin olan yalnız Allah Teâlâ’dır.

Bu kelimenin kökü olan “H D (dad) R"nın anlamı, şu

Âyetlerde de geçmektedir. Ama halkın yanlış kullanışı ile ilgili değil:

“(Mirastan payı olmayan) Yakınlar, yetimler ve yoksullar

miras taksiminde “hazır” bulunursa bundan, onları da

rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.”1683

“Onların “yanımda” (hazır) bulunmalarından da sana

sığınırım, rabbim.”1684

Bu kelimenin, “her yerde bulunma” anlamı ise, yalnız Allah

Teâlâ için kullanılabileceği, aşağıdaki âyetten de anlaşılmaktadır:

“Siz nerede olursanız olun o, (İlmi ve kudreti) ile sizinle

beraberdir.”1685

Yani bu kelime, kâinatın sahibi yüce Allah’ımızdan başkasına,

her ne sebeple ve kim olursa olsun, asla izafe edilemez.


1683 Nisa, 8.

1684 Mü’minûn, 98.

1685 Hadid, 4.

1010

 Bu kelime “sayın” anlamında kullanıyor olabilir. Ama bu

anlamda kullanış bile yukarıda söylediğim üzere, kelimenin

anlamına aykırıdır.

Acizane ben büyüklere saygı için, selef âlimlerimizden Hadis

ve Tefsir âlimlerinin uyguladığı gibi ve Ahzab 56’da bildirilği üzere

Rasûlüllâh için “Sallâllâhü aleyhi ve sellem”, diğer peygamberler

için “Aleyhisselam”, Sahabeleri anarken “radıyallâhü anh” (Allah

ondan razı olsun) ve vefat etmiş diğer Müslümanlar için de

“rahimahüllâh” (Allah ona rahmet etsin) demeyi tercih ediyorum.

Bu iki cümle bütün Müslümanlar için de kullanılabilinir. Bu şekilde

onlara hem dua edilmiş olunur, hem de bize ecir yazılır. Gerçi

Kur’an’da “salât” bütün Müslümanlar için de yapılıyor: “O, odur ki

sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye size salât eder (destekler).

Melekleri de öyle yapıyor. Zaten O, inananlara karşı çok

merhametlidir.” (Ahzab Suresi 43.) O zaman isteyenler her Müslümana

“salât” edebilir! Ama her iki Âyetteki “salât”’ın “destek” anlamına

geldiğini de unutmayalım!

 Ayrıca bütün saygı duyduğumuz varlıklar için yerine göre “efendi”

veya “efendimiz” demek de uygun olur.

Maal'esef “hazret” kelimesi de, diğer birçok bid'atlarda

olduğu gibi, Türkiye’de uygulamaya konmuş bir bid'attır. Ayrıca bu

uygulama özellikle Türkçe tercüme kitaplarda yaygındır!

Sahabelerin hayatında, Arapça yazılmış tefsir, hadis ve fıkıh

kitaplarında “hazret” kelimesi geçmez. Zira İslami delillerde, büyük

bilinen kişiler için bu kelimeyi kullanma ile ilgili bir tavsiye yoktur!

Kutsal varlıklar için kullanılan “Cenâb” kelimesinin anlamı:

“Cenâb”: Yaklaşmak ve uzaklaşmak manasında zıt anlamlı

kelimelerden olan, “cenâbet” kökünden isimdir. Sözlükte: “Bir şeyin

aynı, yakını, çevresi” veya “bir şeyin uzağı” anlamına gelir. “Cenb”

kelimesiyle eş anlamlı olan “cenâb”; mecaz olarak “himaye ve

gözetim” manasına da kullanılır. “Cenâb” kelimesi Kur’ân’ı

Kerim’de geçmemekle birlikte, eş anlamlısı olan “cenb”: Bir yerde 

1011

Allâh’ın civarı, yakını” veya “Allâh’ın yolu”; iki yerde uzak

(komşu) ve “yan taraf” anlamlarında geçmektedir. (Zümer, 56; Nisa, 36

veYûnus, 12’ye bakınız.) Hadislerde ise sözlük anlamıyla geçmektedir…”

(Diyanet İslâm Ansiklopedisi)

Görülüyor ki; “Cenâb” kelimesinin kutsal varlıklar için

kullanılmasını tavsiye eden, Kur’an ve Hadislerde hiçbir delil

geçmiyor!

Hadis âlimi Hâkim’in “Müstedrek’inde geçen ravilerden

birinin ismi de “Ebu Cenâb”dır! (İbn-i Mâce, Tıb, 45.)

 DELİLLERE RAĞMEN ÇARPITILAN BİR KONU

Bazı kişiler, Müslümanların mal sahibi olup zenginleşmesinin

ve zekât verecek hale gelmesinin, İslam'a göre yanlış olduğunu

savunmaktadırlar. Hâlbuki Allâh Teâlâ zenginliği değil, malı Kur’ân

ölçülerine göre değerlendirmemeyi yasaklamıştır. Ayrıca Allâh Teâlâ

zengin olup zekât verenleri övmüş ve bu kişilere büyük dereceler vaat

etmiştir. Nitekim şu Âyetler bu duruma işaret etmektedir:

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz (den

ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allâh’a, ahiret gününe, meleklere, kitap

ve peygamberlere imân edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen,

onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından

dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı

dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini

yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı

zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte

bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allâh’a karşı gelmekten

sakınanların ta kendileridir.”1686

“Şüphesiz imân edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru

kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara

korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.”1687


1686 Bakara, 177.

1687 Bakara, 277.

1012

“Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler,

sana indirilene ve senden önce indirilene imân edenler, namazı

kılanlar, zekâtı verenler, Allâh’a ve ahiret gününe inananlar varya,

işte onlara pek yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.”1688

“Sizin dostunuz ancak Allâh’tır, Rasûlü’dür ve Allâh’ın

emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren

mü’minlerdir.”1689

“Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü

biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allâh şöyle dedi: “Azabım

varya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi

kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı

verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.”1690

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar Birbirlerinin

dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı

dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allâh’a ve Rasûlü'ne itaat ederler. İşte

bunlara Allâh merhamet edecektir. Şüphesiz Allâh mutlak güç

sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”1691

“Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki,

namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve

boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler. Onlar ki,

ırzlarını korurlar.”1692

“Onlar (Muhlisler); namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren

kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar,

Rableri tarafından gösterilen doğru yol üzeredirler ve onlar

kurtuluşa erenlerdir.”1693

 “Allâh’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin

verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alış verişin kendilerini, Allâh’ı

anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım


1688 Nisa, 162.

1689 Maide, 55.

1690 A’raf, 156.

1691 Tevbe, 71.

1692 Mü’minun, 1-5.

1693 Lokman, 4-5.

1013

adamlar buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin

ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.”1694

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Rasûle itaat edin ki size

merhamet edilsin.”1695

Peygamber efendimizin hanımları için ise: “Evlerinizde oturun.

Önceki Câhiliyye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de

açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allâh’a ve Rasûlü'ne

itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allâh sizden ancak günah

kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”1696 buyruluyor.

Yukarıda ki Âyet-i Kerîmelerde, zekât verenlere büyük

dereceler vaad edilmektedir. Ancak zekât vermek için nisap mıktarı

mala sahip olmak gerekir. Bunun yanında zekâtı verilecek malın

üzerinden bir Kameri yılın geçmesi gerekir. Yani eldeki mal veya para

hemen dağıtılırsa, zekât verilecek duruma gelinemez!

Ayrıca Tevbe Sûresi, 34 ve 35. Âyetlerinde altın-gümüş

biriktirme ile ilgili yapılan ikaz, bir Hadis-i Şerif'te bildirildiğine göre,

zengin olupta zekât vermeyenler hakkındadır.1697 İbn Abbas, Ebu

Hüreyre, Ömer ibn-i’ül Hattap ve İbn-i Ömer: “Kenz (para

biriktirme)’in yasaklanması, zekât vermeyenlerle ilgilidir, zekât

verildiği takdirde para biriktirmek yasak değildir.” buyurmuşlardır.

Yine İbn-i Ömer: “Tevbe 34. Âyet, zekât farz olmadan önce geldi.

“Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin, onları

arındırıp yüceltirsin…”1698 Âyeti ile hükmü kalktı, buyurmuştur.1699

 Yukarıda da değindiğim gibi zengin olup zekât verecek

duruma gelmenin ilk şartı da, nisap miktarı malın üzerinden bir

kameri yılın geçmesidir. Yani günü birlik zegin olan bir kişi zekâtla


1694 Nur, 36-37.

1695 Nur, 56.

1696 Ahzab, 33.

1697 İbn-i Kesir, 2/303, Arapça nüshası.

1698 Tevbe,103.

1699 İbn-i Kesir, 2/301-303, Arapça nüshası.

1014

mükellef değildir. Ancak imkân nisbetinde her Müslüman her zaman

muhtaçlara yardım etmelidir.

Rasûlüllâh aleyhissalâtü vesselam’ın bazan fakir hayatı

yaşaması, hem bir imtihan gereği, hem de sabır etmede fakirlere örnek

olmak içindir. Ama bunun yanında Peygamber efendimiz zekât ve

sadaka vererek zenginlere de örnek olmuştur. Zira Peygamber

efendimiz hayatında hem zenginlere hem de fakirlere örnek olmak

zorundadır. Değilse insanlar varlıkta ve yoklukta hayatını hangi

ölçülere göre değerlendireceklerdir?

Ayrıca Enfal Sûresi 1 ve 41 ve Haşr, 6-7. Âyetlerinde

bildirildiğine göre, devletin hazinesinde mal ve para olduğu

müddetçe Peygamber efendimiz de daima zengin sayılır. Zira

hazinenin altıda üçü Alah’a, Rasülüne ve akrabalarına aittir! (Haşr,7)

Yani para biriktirmelerine de gerek yoktur. Bu konuda Allâh Teâlâ

şöyle buyuruyor: “Sana savaş ganimetlerinden soruyorlar. De ki:

Ganimetler Allâh ve Rasûlü'ne aittir.” “…Bilin ki, ganimet olarak

aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allâh’a, Rasûlü'ne, onun

akrabalarına, yetimlere yoksullara ve yolcuya aittir. Allâh her şeye

hakkı ile kadirdir.”1700

“Allâh’ın, onlardan (mallarından) Peygamberine verdiği “fey”

için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allâh,

peygamberlerini dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allâh her şeye

gücü yeter.”“Allâh’ın o (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine

verdiği fey, Allâh, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve

yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler

arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size (fey’de ve diğer

konularda) ne verdi ise, onu alın. Size ne yasakladı ise, ondan da


1700 Enfal, 1, 41.

Süleyman aleyhisselâm da Rabbimizden, kendisinden sonra kimsenin

ulaşamayacağı bir mülk istemiştir! (Sâd, 35’e bakınız.) Peygamberimiz: "Ben

görmeyen birisiydim, Allah basiretimi açtı; fakirdim, beni zengin kıldı." buyurdu!

(Buhârî, Enbiyâ, 51) “O seni yetim bulup barındırmadı mı?” “Seni yol bilmez halde

bulup yol göstermedi mi?” “Ve seni yoksul bulup zengin etmedi mi?” Duhâ, 6-8.)

1015

sakının. Allâh’ın (azabından) sakının. Çünkü Allâh’ın azabı

çetindir.”1701

Yani yukarıdaki Âyetlerden anlaşıldığı üzere Peygamber

efendimiz Devlet hazinesinin ortaklarındandır ve zamannına göre en

büyük zenginlerdendir!!

Zaten Peygamber efendimiz fırsat oldukça en güzel develere

binmiştir. Ayrıca hanımları da, zamanına göre bu nimetlerden

faydalanmıştır. Örneğin; Peygamber efendimiz her bir hanımına,

yaklaşık 1500 gram civarında gümüşü mehir olarak vermiştir. Yine

Âişe annemiz bir yemin keffâreti için 40 köle azat etmiştir.1702

Ayrıca İslam'da mülkyet sınırlaması diye bir şey yoktur.

Nitekim Peygamber efendimiz çeşitli savaşlarda elde edilen arazileri

ashap arasında bölüştürmüştür. Zaman zaman da bazı Sahabelere yer

göseterek: “Şu hazine arazisinden, ekebildiğin kadar yerin sınırını

belirle.” demiştir.

Rasûlüllâh Efendimizin övdüğü ve sevdiği birçok sahabe

öldüklerinde, hayretler edecek kadar mal bırakmıştır. Örneğin


1701 Haşr, 6-7.

Ganimet: Savaşta güç sarf ederek elde edilen mal ve arazidir. Fey: Düşman

toplumlardan hiçbir güç kullanılmadan elde edilen mal ve arazi.

1702 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 9/511-515 ve Ahkâm Hadisleri, 5/52-54’e bakınız.

Peygamber efendimiz eşlerine her yıl 10160 kg. Hayber mahsülünden verirdi.

Ömer efendimiz de Ezvac-ı tahirat için, yıllık 12000’er dirhemlik tahsisat

bağlamıştır. (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 15/301.). Peygamberimizin 20 kadar sağmal

devesi ve bir sürü davar’ı vardı. (Age., 6/309.) Bir rivayette: “...Peygamberimiz

zekâtını bizzat kendi verirdi." denmektedir. Bu rivayetle Peygamberimizin zekât

verecek zenginliğe ulaştğı anlaşılmaktadır. Zaten bir keresinde; kendisinin

ayağına basan kişiye kamçı vurduğu için, ikinci gün helâllaşmak için, o kişye

seksen tane koyun verdiği aktarılmaktadır. (Büyük Hadis Külliyatı,5/29-30’a

bakınız.)

Ayrıca Peygamber efendimiz: “Müttâkî kişi için zenginliğin zararı yok.”

buyurmuştur. Ayrıca “bir kadın’a, üç koca adayı arasından zengin olanı seçmesini

tavsiye etmiştir.” (Age, 17/248.; 11/360.) Peygamber efendimiz Enes efendimizin

zengin olması için düa etti. Osman efendimiz ise çok ihtiyaç olan bir zamanda

Müslümanlar için 400 dinar’a bir kuyu satın aldı.Ayrıca ordu için 1000 deve

bağışladı. Peygamber efendimiz de ona düa etti. (Age., 5/111-112; 7/222; 10/396.)

1016

Abdurrahman bin Avf Radıyâllâhü anh öldüğünde, 1000 deve, 100 at,

300 bin koyun ve altın külçeleri bırakmıştı. Varisleri, bıraktığı altın

külçelerini balta ile bölüşmüşler ve bölerken elleri kabarmıştı!

Ölmeden önce ise, yüklü 700 deveyi tasadduk etti. Yine ceşitli

zamanlarda, 4 bin, bir başka zaman 40 bin, yine diğer bir zaman 40 bin

dinarı tasadduk etti. Aynı zat 400 bin dirhem veya dinar değerindeki

bir bahçesini Peygamber efendimizin hanımlarına vakfetmiştier.

Hasan efendimiz evlendiği bir kadına mehir olarak, herbirinin

yanında bin dirhem bulunan tam 100 cariye gönderdi! Zübeyr bin

Avvam öldüğünde 16 ev bıraktı. Aynı zat para olarakta elli iki milyon

ikiyüzbin dirhem veya dinar bıraktı. Ali efendimiz: “Ben Allâh ve

Rasülünün yanında, karnıma açlıktan taş bağlamışımdır. Oysa

malımın zekâtı, 40 bin dinarı buluyordu."1703 demiştir. Yine ashab’dan

Sa’d İbn-i Ebi Vakkas (radıyallâhü anh) da çok önemli zenginlerden

idi. Hatta ölüm döşeğinde bu zenginliğini Peygamber aleyhisselâm’a

da söyledi ve çocuklarının da zengin olduğunu dile getirerek, malını

hayır işlerine vasiyet etmek istediğini söyledi. Peygamber efendimiz

de: “Çocukların zengin olsa da, malının en fazla üçte birini, diğer bir

rivayette ise, ondabirini vasiyet et” dedi. Bilindiği gibi Sa’d İbn-i Ebi

Vakkas efendimiz yedinci Müslüman, ashab’ın on büyüğünden biri ve

Ömer efendimiz ölünce, yerine halifeyi seçmek üzere vazifelendirdiği

altı kişilik şûra’nın da üyesidir.1704

Ebu Bekir ve Osman efendilerimizin zenginlikleri de herkesçe

bilinmektedir. Ebu Bekir efendimizin malının hepsini savaşa

harcanması için bağışlaması, farz kılınmış bir emirden dolayı değil,

yalnız hayırda bir yarıştır. Nitekim Peygamber efendimiz aynı savaş

hazırlığında malının yarısını bağışlayan Ömer efendimizi de övmüş ve


1703 Kütüb-i Sitte Ter. 12/303. Büyük H. Külliyatı, 5/132, 2/243; 3/11-12; 5/121’e bakınız.

Bir keresinde Abdurrahman bin Avf, Pegamberimizin hanımlarına 40 bin

dinar veya dirhem değerinde bir bahçeyi vakfetmiştir. (Büyük H. Külliyatı, 5/132.

Diğer rivayette, Peygamberimizin iki bin dirhem değerinde cübbesi vardı, diye

haber veriliyor. Age., 3/120; Müslim.)

1704 Ahkâm Hadisleri, 4/631-632; Kütüb-i Sitte Tercümesi, 12/298.

1017

dua etmiştir. Yine orduyu donatan Osman efendimize da övgüler

yapmış ve dua etmiştir.

Onun için İslam'da küçük mülkiyet veya az mülkiyet vardır

demek, İslâm ekonomisini bir nevi Kominizm’e benzetmektir.

Sonra Peygamber efendimiz: “Rızkın onda dokuzu

ticarettedir.” “Güvenilir ve doğru Müslüman tüccar, kıyamet

gününde şehidlerle beraberdir.” buyurduğuna göre, günü birlik

kazanılan mal tasadduk edilirse, ticaret hangi parayla yapılacaktır?

Ayrıca Peygamberimiz: “Müttâki kişi için zenginliğin bir zararı

yoktur." 1705 buyurmuştur.

Bazıları da: “Fakirler Cennet'e, zenginlerden 500 sene önce

girecekler.” meâlindeki rivayetini öne sürerek, şuurlu Müslümanların

zengin olmasını kösteklemeye çalışmaktadırlar. Ayrıca başka

rivayetlerde şöyle haberler var: “…Ahirette ki 50 bin sene, Mü’mine

bir farz namazı kılacak vakit kadar hafifler.” “…Ahirette ki 50 bin

sene yarım gün kadar olur. Ancak Mü’minler için bu durum,

batmak üzere olan güneşin batmasına kadar olan vakit gibi

hafifler.”1706

 Âyetlerde ise, Mahşer günü insanlar ‘şu kadar süre hesap için

bekler’, diye bir ibare geçmez! Kişi,hesabı ağır gelirse Cennete, hafif

gelirse Cehenneme yönlendirilir. (İsra, 71 ve Kâria, 1-11’e bakınız!)

Ayrıca fetihler başladıktan sonra devlet hazinesi altın ve

gümüşlerle dolup taştığı için, devletin haberi olduğu bir kişinin fakir

kalması mümkün değildi. Zira Peygamber efendimiz hazineye gelen

altın ve gümüşleri zengin-fakir demeden daima dağıtıyordu. Abbas

efendimiz büyük bir zenginliğe sahip olduğu ve bu malların

zekâtını her sene hazineye teslim ettiği halde, Peygamberimiz bir

keresinde amcasına, hazineye gelen maldan istediği kadar almasına

izin veriyor. Oda çuvala dolduruyor ve sırtına almak istiyor, ama


1705 Kütüb-i Sitte Ter., 17/248.

 Başka rivayette ise Peygamberimiz: “Allâhım! Senden benim ve mevlâmın

zenginliğini isterim!” diye düa ediyor. Müsned, 3/453.) Ayrıca Peygamberimizin

hac için 63 deve sevk ettiği bildirilmiştir. (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 5/115.)

1706 Büyük Hadis Külliyatı, 5/383’e bakınız.

1018

kaldıramayınca Peygamberimizden yardım istiyor. Peygamberimiz

de; o kadar hırslı olma fazlasını dök, götürübileceğin kadar koy,

dercesine: “Hayır olmaz.” buyuruyor. Sonra birkaç kez miktarını

azaltıyor ve kalanı sırtına alıp götürüyor.1707

Konuyu bitirirken şu Âyet meâllerini de sunmayı faydalı

görüyorum: “O, yerde ne vasa hepsini sizin için yarattı…” “De ki:

Allâh’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram

kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde

Mü’minlerindir. İşte bilen bir toplum için âyetleri böyle

açıklıyoruz.”1708


BAŞA DÖN