Bazı kişiler, Allâh Teâlâ’ya “şükür” yapılırsa, bela veya hastalık
artar diye yanlış bir itikat taşımaktadırlar.
“Şükür”, her nimet verene yapılır. Ama bütün nimetlerin asıl
sahibinin Allâh Teâlâ olduğuna göre, en çok şükür de O’na
yapılmalıdır.
Hamd ise; yalnız Allâh Teâlâ için yapılır.
“Hamd”; bir nimetin veya güzelliğin kaynağı ve sahibi olan güc
sahibi olan (Allâh), övgü ve yüceltme sözleriyle anmaktır. Bir başka
deyişle ‘hamd’, isteğe bağlı bir iyiliğe veya onun başlangıç noktası
olan bir yardıma karşı, gönül açıklığı ile o iyiliğin sahibine (Allâh'a)
906 Reddü’l-Muhtar Tercümesi, 2/607.
Mescidleri süslemenin ne kötü bir hareket olduğu, bir Hadis-i Şerif’te şöyle
dile getiriliyor: “Görüyorum ki, Yahudiler’in havralarını, Hristiyanlar’ın
kiliselerini yükselttikleri gibi sizler de mescitlerinizi yükseltmektesiniz.” “Ameli
bozulan (İslam’dan uzaklaşan) her topluluk, mescidlerini süslemeye yönelmiştir.”
(Kütüb-i Site, 16/605.)
Ka’be ve camiler için biriktirilen paraların Allâh Teâlâ yolunda harcanması ile
ilgili olarak, Ahkâm Hadisleri, 4/619’a bakınız.
Bir vakıf örneği için, Büyük H. Külliyatı, 5/132’ye bakınız.
907 Bilgi için, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 1/295’e bakınız.
701
saygı ifade eden bir övgü sözüdür. Bunda hem nimet sahibini övmek,
hem şükretmek, hem de yüceltme anlamı vardır. Yemek dualarının
başında söylenen “Hamd” bu duruma bir örnektir.
“Hamd”, bir çeşit övmek veya övülmek, iyi bir övüş veya
övülüş, güzel bir övücü veya övülen olmak gibi anlamları da
kapsayan bir sözdür. “Hamd” kavramını Türkçe’de karşılayacak bir
kelime bulunmamaktadır. Çünkü o yalnızca bir övme değil, methetme
ile şükür arasında bir çeşit övme, özel bir methetmedir. Canlı veya
cansız varlıklar da methedilebilir. Mesela, değerli bir elmas parçası
veya güzel bir at övülebilir. Ama hiçbir zaman onlara hamd edilmez.
“Hamd”, canlılara ve cansızlara istediğí şekli ve değeri veren daha
güçlü bir varlığa karşı yapılır ki O da Allâh'tır.
Hamd; en geniş anlamıyla şükürdür. Hamd, yalnızca dille
yapılır. Hâlbuki “şükür” hem dille hem de hareketle yerine getirilir.
“Şükür”, bir nimetin karşılığı olarak yapılır. “Hamd” ise, nimet
sahibinin var olduğunu bilmemiz durumunda, o nimet veya güzellik
bize ulaşmasa da yapılır. Bu bakımdan “hamd” her durumda yerine
getirilir. “Şükür”, insana ulaşan bir iyilikten sonra, sözlü, fiille ve
kalpten nimeti verene, karşılık vermektir. Yalnız fiille veya kalpten
yapılan şükür ne methetmedir, ne de hamd’dir. Fakat dil olarak
yapılırsa bu, hem hamd, hem methetme olur. Böyle bir hamd de
Allâh’a karşı duyulan minnettarlığın başı olur.
“Hamd”, bir iyiliğin karşılığı olmaktan çok, Yaratıcının sonsuz
güç ve kuvvetine, verdiği nimetlerin çokluğuna, O’nun Rabliğine
duyulan hayranlığın, övme yoluyla dile getirilmesidir. Allâh’ın kendi
varlığının, sıfatları vasıtası ile sayısız yansımalarını düşünerek O’nu
hakkıyla övmek, O’nun yüce sıfatlarını ve kudretini dile getirmektir.
Kur’an’ın birinci suresi olan Fâtiha Sûresinin ilk Âyeti hamd olayının
kime ait olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
“Hamd, alemlerin Rabbi Allâh’a aittir.” Buna göre hamd
sahibi bellidir. İnsanlar kendi görüşlerinden hareket ederek
başkalarına hamd edemezler. Kur’ân-ı Kerîm bu gerçeği başka bir
Âyette şöyle dile getirmektedir: “Başlangıçta da son da hamd
702
yalnızca Allâh’a aittir.”908
“Hamd”, eşi ve benzeri olmayan ilahí rahmetin hakkıyla övülmesi, o
rahmetin sahibinin hakkıyla yüceltilmesidir.
Bütün varlıklar Allâh’a hamd içerisindedir. Ancak en olgun
hamd, inanan bir insan tarafından yerine getirilir. Çünkü mü’min bir
insan, Peygamberinden öğrendiği gibi Allâh’ı hakkıyla takdir eder,
O’na nasıl hamd edileceğini bilir. Allâh Teâlâ’yı ve O’nun Rabliğini
anlayan samimi bir Müslüman hamd’i yalnızca Allâh’a yapar. O her
zaman ‘elhamdülillah’ diyerek Yaratıcıyı hakkıyla över ve yüceltir.909
Tüm Hakları Saklıdır
BAŞA DÖN