“Gaipten haber verme” konusundaki son üç Âyet-i Kerîme’den
de anlaşıldığı üzere, Allâh Teâlâ peygaberlerini desteklemek amacıyla
durum ve ihtiyaca göre, onlara mucizeler vermiş veya sınırlı da olsa,
gaibten haber vermeyi nasip etmişmiştir.
Bunun yanında İslâm yolundaki gayretlerinden ve bu yolda
isabet eden işkence ve zulümlere karşı gösterdikleri sabırlarından
dolayı, Allâh Teâlâ bir kısım kullarına da “Keramet” adı verilen olağan
üstü şartlarda nimetler veya bilgiler nasip edebilir. Yalnız Hadis
Kitaplarında anlatılan kerametlerin hiçbirinde, Keramet sahibi olan
zatlara, gelecekle ilgili bilgi verildiği görülmemektedir. Yani Ashab-ı
kirama ve geçmiş ümmetlerdeki büyük zatlara verilen kerametler,
geçmişle veya bulunduğu anla ilgilidir. Zaten konu ile ilgili Âyet'lerde
de bildirildiği üzere, gelecekle ilgili bilgiler, ihtiyaç durumunda yalnız
peygamberlere verilmiştir. Ama bununla beraber Peygamberlerin de
her istediği bilgisi, her zamanda verilmemiştir.
Ayrıca bir kişiye verilen keramet başkaları için delil teşkil
etmez. Zira keramet zan ve kuruntudan arınmış değildir. Âyetler, yani
mucizeler ise, gözetleyici ve koruyucu görevliler tarafından
korunmaktadır.547
Bunun yanında keramet, Kur’ân’a ve Kur’ân’ın özüne uygun
Sünnet’e uygunsa ibret alınır. Kur’ân’ı Kerim’de ve Hadis kitaplarında,
daha önceki peygabelerin ümmetlerine dair ve ashab-ı kiramın
kerametleri ile ilgili pek çok örnek var. Şimdi bu konu ile ilgili Âyet ve
Hadisleri aktarıyorum.
546 Age., 11/421.
547 Cin, 27-28’e; Hak Dini Kur’an Dili, 8/385, 387 ve Tefhim’ül- Kur’an, 6/493’e bakınız.
482
A) Kendilerine keramet nasip olan bazı zatlarla ilgili Âyetler:
1- Ashâb-ı Kehf Kıssası'nda zikredilen husus:
“(Rasülüm orada olsaydın) doğduğunda güneşin; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol
tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde
idiler. Bu, Allâh’ın mucizelerindendir. Allâh kime hidayet ederse
işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu
gösterecek bir dost bulamazsın.”
“Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Biz
onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki
kolunu uzatmış (yatmakta idi). Onları görseydin, mutlaka onlardan
yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile
dolardı. “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna ilâveten
dokuz yıl daha kalmışlardı.”548
2- Meryem annemizin kıssasında kuru hurma ağacının meyve
vermesi ile ilgili âyet:
“...Hurma ağacını kendine doğru silk ki, üstüne derilmiş taze
hurma dökülecektir.”549
3- Zekeriyya (Aleyhisselâm) Meryem annemizin yanına
girdiğinde, O'nun yanında rızıklar bulduğunu; kendisinden başka
kimsenin girmediği bu yerde bulunan erzakın nereden geldiğini
Meryem annemizden sorduğunda: “Allâh'ın indinden” cevabıyla ilgili
âyet:
“...Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse,
O'nun yanında bir yiyecek buldu: “Ey Meryem! bu sana nereden
geliyor?” dedi. O da : “Bu Allâh tarafındandır. Şüphe yoktur ki
Allâh kime dilerse, ona sayısız rızık verir” derdi.” 550
4- Süleyman aleyhisselâmın veziri Asaf b. Berhiya'nın bir anda
Belkıs'ın tahtını Yemen'den Filistin'e getirmesini anlatan kıssa:
548 Kehf, 17-18, 25. Bu konuda Nisa, 94’e de bkz.
549 Meryem, 25.
550 Âl-i Imran, 37.
483
“Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan zat: “Ben dedi, onu sana
gözün kendine dönmeden (gözünü yumup açmadan) evvel
getiririm, dedi.”551
5- Allâh Teâlâ'nın, Musa aleyhisseâmı bebek iken Fir'avunun
evinde annesine kavuşturması:
“Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak, korkma, üzülme.
Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden
kılacağız” diye ilham ettik.”552
B) Bazı büyük kişilere verilen kerametlerin anlatıldığı Hadisler:
1- Üseyd İbn-i Hudayr (radıyAllâhu anh)'ın anlattığına göre:
“Geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur'ân'dan Bakara suresini
okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı.
Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi.
Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükût
edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da
şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakın bir yerde idi. Ona bir zarar
vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe
kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde
kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Rasûlullâh
(aleyhissalâtu vesselâm)'a anlattı. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)
kendisine: “O gördüklerin neydi bilir misin?” diye sordu. “Hayır!”
cevabı üzerine açıkladı: “Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi.
Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti, çünkü halktan
gizlenmiyeceklerdi.553
2- Ebu Hüreyre radıyAllâhu anh anlatıyor: “Rasûlullâh
aleyhissalâtu vesselâm bir gözcü seriyye gönderdi. Başına Asım İbn-i
551 Neml, 40.
552 Kasas, 7.
553 Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân, 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796); Kütüb-i Sitte Tercümesi,
2/137.
484
Sabit'i komutan tayin etti. Bu zat Amr İbn-i Asım İbn-ü'l-Hattab'ın
ceddi idi. Usfan ile Mekke arasında bulunan bir yere kadar gittiler.
Huzeyl Kabilesi'nin Beni Lihyan denen bir koluna haber verdiler.
bunları yüz okçu yakından takibe aldı. İzlerin takiben onların inmiş
bulunduğu yere kadar geldiler. Onların azık olarak Medine'den
beraberlerine almış oldukları hurmanın çekirdeğini buldular. “Bu
Yesrib (Medine) hurmasıdır!” dediler ve izlerini takibe devam ederek,
Ashab'a kavuştular. Asım ve ashabı onları hissedince sarp bir yere
sığındılar. Takipçiler gelip onları kuşattılar. “Eğer bize teslim olursanız
size ahd ve misakımız var, sizden kimseyi öldürmeyeceğiz!” dediler.
Asım: “Ben bir kâfirin zimmetine teslim olmam. Allâhım, rasülüne
bizden haber ver!” dedi. Aralarında mukâtele (vuruşma) çıktı.
Takipçiler ok attılar. Asım radıyAllâhu anh yedi kişiyle birlikte şehid
oldu. Geriye Hubeyb, Zeyd ve bir kişi daha kaldı. Takipçiler, bunlara
da ahd ve misak teklif ettiler. Bunlar, onlara teslim oldular. ele geçirir
geçirmez, derhal yayların kirişlerini çözerek, bunları onlarla
bağladılar. Hubeyb ve Zeyd'in yanındaki üçüncü şahıs: “Bu, verdikleri
söze birinci ihanetleri” deyip, onlarla beraberliği reddetti. Onu
sürüyüp beraberliğe zorladılar. O yine de direndi. Onu da şehid ettiler.
Hubeyb ve Zeyd'i Mekke'ye götürüp orada sattılar. Hubeyb'i, Beni'lHaris İbn-i Amir İbn-i Nevfel satın aldı. Hubeyb, Bedir günü el-Hâris'i
öldürmüştü. Yanlarında esir olarak kaldı. Sonunda öldürmeye karar
verdiler. (Bir ara) el-Haris'in kızlarından birinden, etek traşı olmak için
ustura istedi, kız getirdi. Kadın der ki: “Bir çocuğum vardı, gafil
davrandım. Hubeyb'in yanına kadar çıktı. Hubeyb onu dizine oturttu.
O vaziyette görünce çok korktum. Benim korktuğumu Hubeyb
farketti, ustura da elindeydi: “Çocuğu öldüreceğimden mi
korkuyorsun? İnşaAllâh böyle bir şey yapmam” dedi. Yine o kadın
şunu anlatmıştı: “Ben Hubeyb'ten daha hayırlı bir esir görmedim. “Bir
gün onun, salkımdan üzüm yediğini gördüm.” Hâlbuki o sırada
Mekke'de hiçbir meyve yoktu. Üstelik demir zincirlerle bağlı idi.
Demek ki o, Allâh'ın Hubeyb'e lutfettiği bir rızıktı. Öldürmek üzere
onu, Harem bölgesinden çıkardılar. Orada: “Beni bırakın iki rek'at
485
namaz kılayım!” dedi. (Bıraktılar namazını kılınca) geri geldi. “Eğer
ölümden korktu demiyecek olsaydınız daha fazla kılacaktım!” dedi.
İdam sırasında namaz kılmayı ilk sünnet kılan kimse Hubeyb idi.
“Allâhım, onların hepsini say, (Dağınık dağınık öldür.)” dedi. Sonra şu
beyitleri terennüm etti: “Müslüman olarak öldürüldükten sonra gam
yemem. Nerede olursa olsun Allâh için ölüyorum. Bu ölüm O'nun
zatı(nın rızası) yolundadır. Dilerse O, darmadağınık uzuvların
eklemleri üzerine bereket verir.
Sonra Hubeyb: “Allâhım, rasülüne selamımı götürecek kimse
bulamıyorum, sen duyur” der. Selâmı, Cebrâil aleyhisselâm
tarafından Peygamber efendimize ulaştırılır. Sonra Ukbe İbnu'l-Haris
kalkıp Hubeyb'i öldürdü.
Kureyş, Bedir'de pek çok büyüklerini öldürmüş bulunan
Asım'ın cesedinden bir parça getirtmek için, onun ölümünden sonra,
ölüsüne adamlar gönderdi. Allâh Teala da onun üzerine arı oğulu
nev'inden bir gölgelik gönderdi. “Bu, Kureyş'in gönderdiklerine
karşı onun cesedini korudu, hiçbir şey alamadılar.”554
3- Cabir radıyAllâhu anh anlatıyor: “Ahzab (Hendek) günü Sa'd
İbn-i Mu'az radıyAllâhu anh (Kureyş'ten İbnu'l-Arika'nın attığı bir
okla) koldaki ana damardan vurulmuştu, böylece damarı kesilmiş
oldu. (Kanı durdurmak için) Rasûlullâh aleyhissalâtu vesselâm
dağlama uyguladı. Bunun üzerine eli şişti, çokça kan akarak Sa'd'ı
554 Buhari, Megazi, 38, 9, 170, Tevhid 14; Ebu Davud, Cihad 115, (2660, 2661), Cenaiz 16,
(3112). (Kütüb-i Sitte Tercümesi, 11/479-480.) Benzeri bir olay için, Büyük Hadis
Külliyatı, 4/95’e bakınız.
Âişe b. Talha, Bedir şehidlerinden olan babasını rüyasında görüyor ve babası
şöyle diyor: “Ey kızcağızım! Benim yerimi değiştirin. Rutubet bana zarar veriyor.”
demiş. Kızı babasının mezarını 30- 40 yıl sonra açıyor. Babasını taptaze, hiç
bozulmamış bir halde, bu ıslak yerden çıkarmış ve Basra’da, El’ Hicriyyîn’e
defnetmiştir.
Su kanalı geçmesi dolayısı ile başka bir bedir şehidinin mezarı açılır. Bu zatın
ayağına savaşta bel isabet etmiş ve henüz kanı damlar olduğu halde mezarından
çıkartılıp başka bir yere defin edilmiştir. (İbn Kuteybe, “Hadis Mudâfâsı, 203.)
486
zayıf düşürdü. Rasûlullâh tekrar dağladı. Eli yine şişti. Bu hali
görünce (Sa'd radıyAllâhu anh):
“Allâhım, Beni Kureyza'dan gönlüm rahata ermedikçe canımı
alma!” diye dua etti. Derken kanı durdu. Kureyza onun hükmünne
baş eğinceye kadar tek damla akmadı. Onlar hakkında erkeklerin
öldürülmesine, kadınların sağ bırakılmasına hükmetti. Rasûlullâh
aleyhissalâtu vesselâm:
“Haklarında Allâh'ın verdiği hükme isabet ettin!” buyurdu.
Dörtyüz kişiydiler. Onların katli tamamlanınca, damarı patladı. Sa'd
radıyAllâhu anh vefat etti.” (Allâh rahmetini bol kılsın).”555
4- Enes anlatıyor: “Useyd İbn-i Hudayr Abbad İbn-i Bişr, zifiri
karanlık bir gecede, Rasûlüllâh'ın yanında idiler. Evlerine gitmek
üzere huzurdan ayrıldılar. Önlerini, onlardan birinin deyneği
aydınlatmaya başladı. Onun ışığında beraber yürüyorlardı. Yolları
ayrılınca, her ikisinin de deyneği, bunlardan her birinin önünü
aydınlatmaya başladı”556
5- Aynı olayın farklı bir anlatılış şekli: Enes radıyAllâhu anh
anlatıyor: “Üseyd İbn-i Hudayr ve Abbâd İbn-i Bişr radıyallâhü
anhüma karanlık bir gecede Rasûlullâh aleyhissalâtu vesselâm'ın
yanında idiler. (Sohbet bitince) yanından ayrıldılar. Derken önlerinde
iki nur peydah oldu. Yolları ayrıldığı zaman her birinin bir nûru
vardı.”557
6- Talha (radıyallâhü anh) Cemel olayında Ali efendimiz
cephesinde, Hicri 36 yılında şehid edilmişti. Mervan İbnü'l-Hakem'in
attığı bir okun sebep olduğu kan kaybından ölmüştü Yaş ihtilâflıdır.
60-75 arasında değişebilir. Ölümünden yıllar sonra bir zat üç gün üst
üste rüyasında Talhanın: “Benim yerimi değiştirin.” dediğini duyar.
Durumu İbn-i Abbas'a anlatır. Kabrine giderler ve su akıntılarının
mezarı açtığını görürler. Vücudunun, yeni gömülmüş gibi hiçbir
555 Tirmizi, Siyer 28, (1582); Kütüb-i Sitte Tercümesi, 11/492.
556 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 10/200.
557 Buhari, Mesâ’ıd 78, Menakıb 28, Menakıbu’l-Ensar 13; Kütüb-i Sitte Tercümesi,
12/257.
487
değişikliğe uğramamış olmasını gördüklerinde, hayretten dona
kalırlar. Bu olay üzerine derhal Ebu Bekre'nin evlerinden biri, onbin
dirhem'e satın alınarak cesedi oraya defnedilir.558
7- “Ömer efendimiz hutbe okurken, günlerce gidilebilinecek
uzaklıktaki bir mesafede savaşan İslâm ordusunun, dağ tarafından
düşman askerlerince kuşatıldığını gören Ömer efendimiz, ordu
kumandanı Sâriye'ye hitaben: “Ya Sâriye! Dağ tarafına” diye üç kere
bağırması, sâriye'nin de bu sesi duyarak kuşatmayı yarması... 559 olayı!
Hazerti Ömer tedirgin olduğu olaylarla ilgili ne diledi ise,
muhakkak o olayla ilgili Âyet gelmiştir.560
8- “Ebu Ümame radiyAllâhü anh'den: “Peygamber aleyhissalâtü vesselam beni Bahile'ye gönderdi. Vardığımda yemekte
idiler. Büyük bir sevinç ve ilgi ile beni buyur ettiler. ve ikramda
bulundular: “Gel bizimle sen de ye dediler.”
Dedim ki: “Ben sizi bu yemekten alıkoymak için geldim. Ben
Allâh Rasülünün elçisiyim. Ona imân etmeniz için geldim.” Beni
yalanlayıp azarladılar. Oysa ben hem açtım, hem de susuz. Sonra
uyudum; rüyamda bana süt getirildi, içtim, doydum ve Karnım da şişti.
Topluluk dedi ki: “Size eşrafınızdan ve büyüklerinizden bir
adam geldi. Siz onu reddettiniz. Haydi gidin ona istediği yemeği
yedirin ve su da içirin!” Hemen bana yemek ve su getirdiler. Ben de
onlara şöyle dedim: “Sizin ne yemeğinize ne de suyunuza ihtiyacım
var. Allâh bana hem yedirdi, hem de içirdi. Halime dikkatle bakın!”
Baktılar. Karnımın şişkinliğini gördüklerinde, hayrete düştüler. Bunun
üzerine içlerinden tek kişi kalmaksızın hepsi Müslüman oldular!”561
9- Ashabu'l-Uhdud:
Süheyb radıyAllâhu anh anlatıyor: “Rasûlullâh aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: “Sizden öncekiler arasında bir kral vardı.
Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca Kral'a: “Ben artık
558 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 12/296.
559 Kütüb-i Sitte Tercümesi, 15/280; Kenzü’l Umman, 12/571.
560 Kütüb-i Sitte Tercümesi,16/47-48’e bakınız.
561 Büyük Hadis Külliyatı, 5/180.
488
yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de sihir yapmayı
öğreteyim!” dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi.
Oğlanın geçtiği yolda bir râhip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe
uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe,
râhibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu.
Sihribaz, (bir gün) delikanlıyı yanına gelince dövdü. Oğlan da
durumu râhibe şikayet etti. Rahip ona: “Eğer sihirbazdan (dövecek
diye) korkarsan: “Ailem beni oyaladı!” de; ailenden korkacak olursan:
“Beni sihirbaz oyaladı.” de!” diye tenbihte bulundu. O, bu halde
(devam eder) iken, insanların geçişine mani olmuş bulunan büyük bir
canavara rastladı. (Kendi kendine:) “Bugün bileceğim; sihirbaz mı
efdal, rahip mi efdal!” diye mırıldandı. Bir taş aldı ve: “Allâhım! Eğer
râhibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür
de insanlar geçsinler!” deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar
yollarına devam ettiler. Delikanlı râhibe gelip durumu anlattı. Rahib
ona: “Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki,
yüce bir mertdebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz
kalınca sakın benden haber verme!” dedi. Oğlan anadan doğma
körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları
başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Ona, gözleri kör olan kralın
arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: “Eğer beni
tedavi edersen, şunların hepsi senindir” dedi. O da: “Ben kimseyi
tedavi etmem, tedavi eden Allâh'tır. Eğer Allâh'a imân edersen, sana
şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!” dedi. Adam derhal
imân etti, Allâh da ona şifa verdi. Adam bundan sonra kralın yanına
geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral: “Gözünü sana
kim iade etti?” diye sordu. “Rabbim!” dedi. Kral: “Senin benden başka
bir Rabbin mi var?” dedi. Adam: “Benim de senin de Rabbimiz
Allâh'tır!” cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar
ki, (gözünü tedavi eden ve Allâh'a imân etmesini sağlayan) oğlanın
yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona: “Ey oğul! Senin
sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir
489
dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!” dedi. Oğlan: “Ben
kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allâh'tır!” dedi. Kral onu da
tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da râhibin yerini
haber verdi. Bunun üzerine râhip getirildi. Ona: “dininden dön!”
denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına
konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan
getirildi. Ona da: “dininden dön!” denildi. O da imtina etti. Kral onu
da adamlarından bazılarına teslim etti. “Onu falan dağa götürün,
tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden
dönmesini talep edin); dönerse ne âla, aksi takdirde dağdan aşağı
atın!” dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan: “Allâhım, bunlara
karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et!” dedi. Bunun üzerine dağ
onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına
geldi. Kral: “Arkadaşlarıma ne oldu?” dedi. “Allâh, onlara karşı bana
kifayet etti” cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim
etti ve: “Bunu bir gemiye götürün. denizin ortasına kadar gidin.
dininden dönerse ne âla, değilse onu denize atın!” dedi. Söylendiği
şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada: “Allâhım, dilediğin
şekilde bunlara karşı bana kifayet et!” diye dua etti. Derhal gemileri
alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi.
Kral: “Arkadaşlarıma ne oldu?” diye sordu. Oğlan. “Allâh onlara karşı
bana kifayet etti” dedi. Sonra Kral'a: “Benim emrettiğimi yapmadıkça
sen beni öldüremeyeceksin!” dedi. Kral: “O nedir?” diye sordu. Oğlan:
“İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın,
sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştir ve:
“Oğlanın Rabbinin adıyla” dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer
bunu yaparsan beni öldürürsün!” dedi. Hükümdar, hemen halkı bir
düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku
yayının ortasına yerleştirdi. Sonra: “Oğlanın Rabbinin adıyla!” dedi ve
oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına
okun isabet ettiği yere koydu ve Allâh'ın rahmetine kavuşup öldü.
Halk: “Oğlanın Rabbine imân ettik!” dediler. Halk bu sözü üç kere
490
tekrar etti. Sonra krala gelindi ve: “Ne emredersiniz? VAllâhi
korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlannın Rabbine imân etti!”
denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti.
Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral: “Kim
dininden dönmezse onu bunlara atın!” diye emir verdi. Yahut
hükümdara “sen at!” diye emir verildi. İstenen derhal yerine getirildi.
Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya
düşmekten çekinmişti, çocuğu: “Anneciğim sabret. zira sen hak
üzeresin!” dedi.”562
10-Beşikte konuşanların kıssaları:
Ebu Hureyre radıyAllâhu anh anlatıyor: “Rasûlullâh
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Üç kişi dışında hiç kimse
beşikte iken konuşmamıştır. Bunlar: İsa İbn-i Meryem aleyhima'sselam, Cüreyc, bir kadının çocuğu.
a- Cüreyc, kendini ibâdete vermiş âbid bir kuldu. Bir manastıra
çekilmiş orada ibadetle meşguldü. Derken bir gün annesi yanına geldi,
o namaz kılıyordu. “Ey Cüreyc! (Yanıma gel, seninle konuşacağım!
Ben annenim)” diye seslendi. Cüreyc: “Allâhım! Annem ve namazım
(hangisini tercih edeyim?” diye düşündü). Namazına devama karar
verdi. Annesi çağırmasını (her defasında üç kere olmak üzere) üç gün
tekrarladı. (Cevap alamayınca) üçüncü çağırmanın sonunda: “Allâhım,
kötü kadınların yüzünü göstermedikçe onun canını alma!” diye
bedduada bulundu. Beni İsrail, aralarında Cüreyc ve onun ibadetini
konuşuyorlardı. O diyarda güzelliğiyle herkesin dilinde olan zâniye
bir kadın vardı. “Dilerseniz ben onu fitneye atarım” dedi. Gidip
Cüreyc'e sataştı. Ancak Cüreyc ona iltifat etmedi. Kadın bir çobana
gitti. Bu çoban Cüreyc'in manastırı(nın dibi)nde barınak bulmuş
birisiydi. Kadın onunla zina yaptı ve hâmile kaldı. Çocuğu doğurunca:
“Bu çocuk Cüreyc'ten!” dedi. Halk (öfkeyle) gelip Cüreyc'i
manastırından çıkarıp manastırı yıktılar, (hakaretler ettiler), kendisini
de dövmeye başladılar, (linç edeceklerdi). Cüreyc onlara: “Derdiniz
562 Müslim, Zühd 73, (3005); Tirmizi, Tefsir, Bürûc, (3337).
491
ne?” diye sordu. “Şu fahişe ile zina yaptın ve senden bir çocuk
doğurdu!” dediler. Cüreyc: “Çocuk nerede, (getirin bana?)” dedi. Halk
çocuğu ona getirdi. Cüreyc: “Bırakın beni, namazımı kılayım!” dedi.
Bıraktılar ve namazını kıldı. Namazı bitince çocuğun yanına gitti,
karnına dürttü ve: “Ey çocuk! Baban kim?” diye sordu. Çocuk:
“Falanca çoban!” dedi. Bunun üzerine halk Cüreyc'e gelip onu
öpüp okşadı ve: “senin manastırını altından yapacağız!” dedi.
Cüreyc ise: “Hayır! Eskiden olduğu gibi kerpiçten yapın!” dedi.
Onlar da yaptılar.
b- Bir zamanlar bir çocuk annesini emiyordu. Oradan şahlanmış
bir at üzerinde kılık kıyafeti güzel bir adam geçti. Onu gören kadın:
“Allâh'ım şu oğlumu bunun gibi yap!” diye dua etti. Çocuk memeyi
bırakarak adama doğru yönelip baktı ve: “Allâhım beni bunun gibi
yapma!” diye dua etti. Sonra tekrar memesine dönüp emmeye
başladı.” Ebu Hureyre der ki: “Ben Rasûlullâh aleyhissalâtu
vesselâm'ı, şehadet parmağını ağzına koyup emmeye başlayarak,
çocuğun emişini taklid ederken görür gibiyim.” (Rasûlullâh anlatmaya
devam etti:)”(Sonra annenin yanından) bir kalabalık geçti. Ellerinde
bir câriye vardı. Onu dövüyorlar ve: “(Seni zâni seni!) Zina yaparsın,
hırsızlık yaparsın ha!” diyorlardı. Câriye ise: “Allâh bana yeter, o ne iyi
vekildir!” diyordu. Çocuğun annesi: “Allâhım çocuğumu bunun gibi
yapma!” dedi. Çocuk yine emmeyi bıraktı, câriyeye baktı ve: “Allâhım
beni bunun gibi yap!” dedi. İşte burada anne-evlat karşılıklı
konuşmaya başladılar: Anne dedi ki: “Boğazı tıkanasıca! Kıyafeti güzel
bir adam geçti. Ben: “Allâhım, oğlumu bunun gibi yap” dedim. sen:
“Allâhım! Beni bunun gibi yapma!” dedin. Yanımızdan cariyeyi
döverek, zina ve hırsızlık yaptığını söyleyerek geçenler oldu. Ben:
“Allâhım, oğlumu bunun gibi yapma” dedim. sen ise: “Allâhım, beni
bunun gibi yap!” dedin. Oğlu şu cevabı verdi: O atlı adam cebbâr
zâlimin biriydi. Ben de: “Allâhım beni böyle yapma!” dedim. “Zina
ettin, hırsızlık ettin!” dedikleri şu zavallı cariye ise ne zina yapmıştı, ne
492
de çalmıştı! Ben de “Allâhım beni bunun gibi yap!” dedim.”563 c- Îsâ
aleyhisselâm beşikte konuştu.564
11- Mağara ashabı'nın kıssası:
İbn-i Ömer radıyAllâhu anhüma anlatıyor: “Rasûlullâh
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden önce yaşayanlardan üç
kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya
sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp,
mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: “Sizi bu kayadan, salih
amellerinizi şefâatçi kılarak Allâh'a yapacağınız dualar kurtarabilir!”
dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi: “Benim yaşlı, ihtiyar iki
ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne
ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün
ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu.
Onlar için sütlerini sağdım. Hâla uyumakta idiler. Onlardan önce aileme
ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları
uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın
arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların
uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü: “Ey Allâhım! Bunu
senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan
bizi kurtar!” Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi. İkinci
şahıs şöyle dedi: “Ey Allâhım! benim bir amca kızım vardı. Onu
herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim. Ama bana yüz
vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı.
Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüzyirmi dinar verdim;
kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada: “Allâh'ın mührünü, gayr-ı
meşru olarak bozman sana haramdır!” dedi. Ben de ona temasta
bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse
olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim. Ey Allâh'ım,
eğer bunları senin rıza-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan
kurtar.” Kaya biraz daha açıldı. Ancak onların çıkabileceği kadar
açılmadı. Üçüncü şahıs dedi ki: “Ey Allâhım, ben işçiler çalıştırıyordum.
563 Buhari, Enbiya, 50, Amil fi’s-Salât 7; Müslim, Birr 7, 8, (2550). Metin Müslim’den
alınmadır. Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/36-42.
564 Âl-i Imran, 46 ve Meryem, 27-34’e bakınız.
493
Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi (bir farak pirinçten
ibaret olan) ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına
işletip kâr ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra)
çıkageldi ve: “Ey Abdullah! bana olan borcunu öde!” dedi. Ben de:
“Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git bunları al
götür!” dedim. Adam: “Ey Abdullah, benimle alay etme!” dedi. Ben
tekrar: “Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!”
diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. “Ey Allâhım, eğer bunu
senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!” dedi.
Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler.”565
12- Kifl kıssası:
İbn-i Ömer radıyAllâhu anhümâ anlatıyor: “Rasûlullâh
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden önce yaşayanlar
arasında Kifl adında biri vardı. Bildiğinden hiç şaşmazdı. İhtiyaç
içinde olduğunu bildiği bir kadına gelerek, altmış dinar verdi.
Kadından kâm almak üzere teşebbüse geçince kadın, titredi ve ağladı.
“Niye ağlıyorsun?” diye sorunca, kadın: “Bu benim hiç yapmadığım
(haram) bir amel. Bu günaha beni razı eden de fakrımdır!” dedi.
Adam da: “Yani sen şimdi Allâh korkusuyla mı ağlıyorsun? Öyleyse,
Allâh'tan korkmaya ben senden daha layıkım! Haydi git, verdiğim
para da senin olsun. VAllâhi ben bundan böyle Allâh'a hiç asi
olmayacağım!” dedi. Adam o gece öldü. Sabah, kapısında şu yazılı idi:
“Allâh Kifl'i mağfiret etti!” Halk bu duruma şaşırdı kaldı. Allâh o
devrin peygamberine Kifl'in durumunu vahyen bildirinceye kadar
şaşkınlık devam etti.”566
13- Bin dinar borç alanın kıssası:
Ebu Hureyre radıyAllâhu anh anlatıyor: “Rasûlullâh
aleyhissalâtu vesselâm Beni İsrail'den bin dinar borç para isteyen bir
kimseden bahsetti. Beni İsrail'den borç talep ettiği kimse: “Bana
şâhidlerini getir, onların huzurunda vereyim, şahid olsunlar!” dedi.
565 Buhari, Enbiya 50, Büyü’ 98, İcâre 12, Hars 13, Edeb 5; Müslim, Zikr 100, (2743); Ebu
Dâvud, Büyû’ 29, (3387).
566 Tirmizi, Kıyamet 49, (2498); Kütüb-i Sitte Tercümesi, 14/45-49.
494
İsteyen ise: “Şahid olarak Allâh yeter!” dedi. Öbürü: “Öyleyse buna
kefil getir” dedi. Berikisi “Kefil olarak Allâh yeter!” dedi. Öbürü:
“Doğru söyledin!” dedi ve belli bir vade ile parayı ona verdi. Adam
deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu vadesi
içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, ama
bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı
sahibine hitabeden bir mektupla birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra
oyuğun ağzını kapayıp düzledi. Sonra da denize getirip: “Ey Allâhım,
biliyorsun ki, ben falandan bin dinar borç almıştım. Benden şahid
istediğinde ben: “Şahid olarak Allâh yeter!” demiştim. O da şahid
olarak sana razı oldu. Benden kefil isteyince de: “Kefil olarak Allâh
yeter!” demiştim. O da kefil olarak sana razı olmuştu. Ben ise şimdi,
bir gemi bulmak için gayret ettim, ama bulamadım. Şimdi onu sana
emânet ediyorum!” dedi ve odun parçasını denize attı ve odun denize
gömüldü. Sonra oradan ayrılıp, kendini memleketine götürecek bir
gemi aramaya başladı. Borç veren kimse de, parasını getirecek gemiyi
beklemeye başladı. Gemi yoktu ama, içinde parası bulanan odun
parçasını buldu. Onu ailesine odun yapmak üzere aldı. (Testere ile)
parçalayınca parayı ve mektubu buldu. Bir müddet sonra borç alan
kimse geldi. Bin dinarla adama uğradı ve: “Malını getirmek için
aralıksız gemi aradım. Ancak beni getirenden daha önce gelen bir
gemi bulamadım” dedi. Alacaklı: “Sen bana bir şeyler göndermiş
miydin?” diye sordu. Öbürü: “Ben sana, daha önce bir gemi
bulamadığımı söyledim” dedi. Alacaklı: “Allâh Teâla, senin odun
parçası içerisinde gönderdiğin parayı sana bedel ödedi. Bin dinarına
kavuşmuş olarak dön.” dedi.”567
Her halde kerametle ilgili bu kadar kıssa, ders olarak yeter
sanırım.
567 Buhari, Kefalet 1, (muallak olarak); Büyû 10, (muallak ve mevsûl olarak),
İsti’zân, 25 (muallak olarak). Buhari, (muallak) Zekat 49 ; Kütüb-i Sitte Tercümesi,
14/57-58.
Tüm Hakları Saklıdır
BAŞA DÖN