Birleşmiş Milletlerin birleşmiş parçaları

Birleşmiş Milletlerin birleşmiş parçaları

Ali İset

Bazı görüntüler vardır; yalnızca yaşananlar değil, dünyanın dünyasının nasıl yaşandığını da gösterir.
24 Eylül'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaşananlar da böyle bir görüntüydü.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kürsüye çıktı. Konuşması başlarken çok sayıda sayıda temsilci salonu terk etti.
Ama benim dikkatimi çeken yalnızca salonu terk edenler değildi.


Asıl dikkat çekici olan, kendisini demokrasi, insan hakları, özgürlük ve uluslararası hukuk üzerinden sağlayacak bir sistem, böyle bir sahne ev sahipliği yapmasıydı.

Çünkü burada artık yalnızca Netanyahu'yu konuşuyoruz.
Bir sistemi konuşuyoruz.
insanların kurduğu, insanların şekillendirdiği ve yine insanların kendi siyasi, ekonomik ve askeri çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği bir sistemden söz ediyoruz.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, 21 Kasım 2024'te Netanyahu hakkında sınıflandırma emri çıkardı. Bu karar bir mahkûmiyet kararı değildir; Ancak Mahkeme, Netanyahu hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili ciddi yargılamasal değerlendirmelerde bulunuyor.

Buna Netanyahu, dünyanın en önemli uluslararası kürsülerinden birinde konuşabiliyor.
Kapsamlı konuşması sırasında eline bir çağrı cihazı, yani çağrı cihazı alındı.

Bu cihaz, 2024 yılında Lübnan'da çağrı cihazlarının patlatılmasıyla gerçekleşen saldırıları hatırlatan bir sembol hâline gelmişti.
Şimdi insanın sorması mümkün mü?
İnsan haklarını ve dünya barışını savunduğunu söyleyen bir seçim kürsüsünde, ölümle özdeşleşmiş bir cihaz nasıl bir güç gösterisinin sembolü hâline gelebiliyor?
İşte benim itirazım tam da burada başlıyor.

Çünkü bu meselenin yalnızca Birleşmiş Milletler'in Netanyahu'ya söz vermesi mümkün değil.
Mesele, insanlığın çözümü için ortaya çıktığı iddia edilen sistemler gerçekten insanlığa sunulmuyor.
Bugün dünyada demokrasi büyük bir değer olarak anlatılıyor.

Oysa demokrasi, sonuçta insanlar tarafından ortaya konulmuş bir yönetim anlayışıdır.
insanların koydukları kurallar...
insanların değiştirdiği kanunlar...
Çoğunluğun tercihleri...
resimlerin çıkarları...
Siyasi güç dengeleri...

Bütün bunların üzerine kurulmuş bir sistem.
Ve insan değişkendir.
Bugün doğru kabul ettiğini yanlış kabul edebilir.
Bugün yasaklandığını serbest bırakılabilir.
Bugün suç sayılmadığını kanunlaştırabilir.
İnsanın kendi iradelerini mutlak ölçü hâline getirilmiş bir sistem, gerçekten insanlığın nihai çözümü reçetesi olabilir mi?
Ben buna inanmıyorum.

Çünkü benim için ölçü, insanın hevesleri ve güç dengeleri değildir.
Ölçü Allah'ın koyduğu hükümdür.
İnsanın görevi, kendi isteğini hakikatin yerine koymak değil; hakikate teslim olmaktır.

BAŞA DÖN

BAŞA DÖN